Bana iyi gelmeyen hatta birbirimize bayağı bayağı zıt tarzlarda olan bir arkadaşımı evime konuk etmem hatta onu bir gece evimde ağırlamamla olanlar oldu 😊
Hoşuma gitmeyen şeyleri yapmam gerekiyormuş gibi hissediyor ve öte yandan da ne yaparsam yapayım bir şeylere mutlaka kulp giydirilip kınanacağını da biliyordum.
Bu nahoş durum karşısında neşem kaçtı ve hiç keyif alamadığım bir buluşmanın içindeydim.
Neden buna izin vermiştim, neden hayır diyememiştim, neden beni bu denli aşağıya çeken birilerini mahremime sokmuştum.
Çok öfkeliydim kendime;
Sözde sınırlarını iyi bilen, onu koruyabilen, tetikte ve uğrunda bedeller ödemiş bu vesileyle iyi öğrenmiş deneyimli biriydim(öte yandan artık 40 yaşındaydım 😊).
Bir asker misali tartarak, ince elemeler yaparak o sınırdan geçişlere izin veriyordum ama bu sefer hata yapmıştım, hiç geçmemesi gereken birilerine izin vermiştim.
Ama öte yandan da bir şeyleri de görmüştüm bu deneyimle; ne anlamlı bir hayat kurduğumu, değerli ilişkilerimin ve en önemlisi çok değerli dertlerimin olduğunu fark etmiştim.
Vay be, gurur verici derken bulmuştum kendimi 😊
Hem öfke hem gurur, insan yanımız ve tezatlıklarımız 😊
İşte bu noktada hangi kullanım daha doğru diye sordum kendime;
Kişisel Sınır mı?
Kişisel Alan mı?
Kişisel sınır ifadesinin bende negatif bir etki yaptığını fark ettim, aynı bir ülkelerin sınırlarını koruması gibi bir mücadelede ve teyakkuzda olma hali… başarı ve başarısızlığı, sebep ve sonucu birbirine bağlayan.
Şefkatten uzak!
Halbuki hayat bu kadar sığ olamazdı, deneyimlerde edinilen zenginliklerimiz, dualite (zıtlıklar) ile öğrenen insan mekanizmamız var. Özümüz ise şefkatti!
Bazen kendi etik çizgimin içinde yaşarken bunların değerini göremiyor, ama bu durum zıttı haliyle, tabiri caizse burnumun dibine kadar geldiğinde yani bana temas ettiğinde asıl değerini fark edebiliyordum.
Aynı son yaşadığım deneyimde olduğu gibi…
Bu noktada kişisel sınır demek yerine ‘KİŞİSEL ALAN’ demenin beni farklı bir yere taşıdığını fark ettim.
Kişisel alanımın esnek ve canlı olduğunu, sert bir duvar olmadığını, bazen çok seçici bazen de olabildiğince geçirgen olabileceğini, beni tanımlayan ve aynı zamanda beni büyüten bir şey olduğunu fark ettim.
Ve özümüzde insan olduğumuzu!
Peki, çabamızı kişisel alanımızı korumak yerine içerisine odaklamak, orayı yeşertmek, oradaki kapasiteye ve yapılabileceklere yöneltmek nasıl olurdu?
Neler besliyor, neler zehirliyor? Neler çiçek açıyor, neler kokuşuyor? Neler mutluluk veriyor, neler değersiz hissettiriyor? Neler kahkaha, neler öfke sebebi? Neler yaratıcılığı destekliyor, neler köreltiyor? Neler öze yaklaştırıyor, neler yapaylaştırıyor?
Neler değerli, neler değersiz hissettiriyor?
Kişisel alanımızı yeşerttikçe ayrık otları kendiliğinden kaybolacaktı zaten, hayır demek kolaylaşacak, iyi gelenler bir zincirin halkası misali çoğalacaktı…
Çünkü öz değerimizin kök salıp, yeşereceği ve çiçek açacağı yer tam da bu alandı, kişisel alanımız! Öz değer ise öz saygıyı güçlendirecekti!
Ve tabii bazen ayrık otları da olabilirdi, geldikleri gibi de giderlerdi 😊
Sevgiyle ve şefkatle kalın!
Nurcan
Resim: Pinterest

Dışarıdan gelen negatifliklerin, aslında alanındaki değerli yanları ortaya çıkarabileceklerini anlayabilmiş, fark edebilmiş olman… Buradan bakmayı sağladığın için minnettarım❤️