BACTERIA VS VIRUS

Hastalıkların çoğu iki çeşit mikropla oluşur; BAKTERİLER ve VİRÜSLER

 

“Antibiyotikler bakterileri tedavi eder virüsleri tedavi edemez…” bu klişeyi bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Fakat uygulamada hayata geçiriyor muyuz pek emin olamıyorum.

Antibiyotikler neden virüslere etki etmiyor temelini bilmiyorsak birkaç cümle ile açıklamış olayım;

Virüslerin belli bir enzim sistemleri yoktur. Bu nedenle antibiyotiklerden etkilenmezler. Eğer virütik bir enfeksiyonda bilinçsiz olarak antibiyotik kullanmaya başlarsanız bu durum hem metabolizmanıza zarar verecek hem de hastalığın ortadan kalkmamasına sebep olacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü antibiyotiklerin yaklaşık yarısının gereksiz yere kullanıldığını işaret etmektedir.

Bu arada Avrupa Halk Sağlığı Örgütü tarafından bu konuya dikkat çekmek amacıyla “18 Kasım-Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü” ilan edilmiştir.  Yoğun bir bilinçle kutlanması gerekir diye düşünüyorum.

Antibiyotikler, başka bir mikroorganizma tarafından üretilebilir. Bunlar bakteri, mantar ve virüs olabilir.

Örneğin; en bilinen antibiyotik olan penisilin, Alexander Fleming tarafından 1928 yılında küf mantarından elde edilerek keşfedilmiştir.

Antibiyotik direnci, bakterinin DNA’ sındaki mutasyonlar sonucunda meydana gelir.

Günümüzde ise antibiyotiklerin gereksiz kullanımı önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanımı toplumda ve hastanelerde büyük bir problem haline gelen antibiyotik direncine sebep olmaktadır.

Antibiyotik direnci demek, antibiyotiğin belli bir bakteriyi öldürme veya üremesini durdurma özelliğini kaybetmesidir. Bu hem toplum kaynaklı hem de hastane enfeksiyonlarında ciddi seyirli hasta oranlarının artmasına, tedavinin başarısızlığına, hatta ölümle sonuçlanan vakalara yol açmaktadır.

Dirençli bakteriler bize neler yapar? Kullandığımız antibiyotik karşısında hayatta kalarak çoğalmaya devam ederken, hastalığın daha uzun sürmesine de yol açar. Bu tedavinin uzamasına ve maliyetinin artmasına sebep olurken bir yandan da antibiyotiklerin vücudumuzda bıraktığı hasarları da arttırır. Ayrıca dirençli bakteriler hastanın durumuna bağlı olarak idrar yolu, akciğer, cilt ve kan dolaşımı enfeksiyonlarına da yol açabilmektedir.

Geniş spektrumlu antibiyotik demek o antibiyotiğin etkisinin çok güçlü olduğu anlamına gelmez.

Geniş spektrumlu antibiyotikler birçok farklı türde bakteriyi öldürebilirler. Dar spektrumlu antibiyotikler ise daha spesifik(özel) bakterilere özgüdür. Ancak bunu yanlış anlamamakta yarar var. Geniş spektrumlu olmakla bakteriyi yüksek yok etme gücüne sahip olmak aynı şey değildir. Antibiyotikler aynı spektruma sahip olabilir fakat güçleri değişir.

Antibiyotiğin etken maddesinin tamamı vücudumuz tarafından metabolize edilmez. Bir kısmı dışarı atılan antibiyotikler, çevre açısından da bir tehdit haline gelir.

Toplumumuzdaki bazı yanlış kanılar antibiyotiklerin gereksiz kullanımını tetiklemektedir. Nezle-Grip gibi ateşli hastalıklarda hemen antibiyotik alınması maalesef ki toplumumuzda yaygın olarak gözlenmektedir.

Antibiyotik kullanımı Nezle ve Gripte etkisizdir. Antibiyotikler bakterilere karşı etkilidirler, virüslere etki etmezler. Üst solunum yolu enfeksiyonların çoğunu soğuk algınlığı, nezle, grip gibi hastalıklar oluşturur. Tüm bu hastalıklarda etkenler virüsler olduğu için antibiyotik tedavisi gereksizdir.

Antibiyotikler ‘ateş düşürücü, ağrı kesici, kırgınlık giderici’ ilaç grubuna girmiyor. Ayrıca ateş vücutta bulunan bir enfeksiyonun belirtisi olabiliyor. Ancak her ateş bir enfeksiyon belirtisi olmayabileceği gibi her enfeksiyon da bakteriden kaynaklanmayabiliyor. Bu noktada ayrımların bilinçli yapılması gerekiyor.

Gereksiz antibiyotik kullanılmasında tüm suçu hastalara atarsak doktorlarımızın hakkını yemiş oluruz. Doktorlar da bilgilerini tazeleyerek (doğru teşhis ile), farkındalıklarını artırarak antibiyotiği nerede kullanacaklarına doğru karar vermelidirler.

Antibiyotikler iyi ya da kötü bakteri arasında seçim yapmazlar. Bu durum vücudunuzda bulunan yararlı bakterilerin de ölmesine sebep olabilir.

Bilinçli ve uygun antibiyotik kullanımının yaygınlaştırılmasında doktorlar kadar toplumun da bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gereklidir. Antibiyotik kullanım rehberleri ve politikalarının uygulanması, antibiyotik reçete edilmesinde kısıtlayıcı önlemlerin alınması, hastanelerde antibiyotik direncinin ve antibiyotik kullanım verilerinin düzenli olarak takibinin yapılması hastane enfeksiyonlarında yararlı olacaktır.

 

GELİŞİGÜZEL ANTİBİYOTİĞİN YOL AÇTIĞI 6 BÜYÜK SORUN!

1. Ciddi alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor:Bu alerjik reaksiyonlar sadece hafif bir kaşıntı ya da deri döküntüsü şeklinde gelişebildiği gibi, ölümle sonuçlanabilecek kadar şiddetli olabiliyor.

2. Karaciğer fonksiyonlarını bozabiliyor: Karaciğer fonksiyon testleri adı verilen kan tetkikleriyle bu yan etkiler takip edilebilmektedir. Altta yatan karaciğer hastalığı olanlarda karaciğerde metabolize olacak antibiyotiklerden kaçınılmaktadır.

3. Böbrek yetmezliği yapabiliyor: Böbrekler üzerine toksik etkiler oluşturarak organ yetmezliğini tetikleyebiliyor. Akut böbrek yetmezliğinin en az 5’ te biri, kullanılan ilaçlar nedeniyle gelişiyor.

4. Antibiyotik ilişkili ishale yol açabiliyor: Normalde bağırsak içinde 400’ den fazla bakteri türü bulunuyor ve bunlar hastalık oluşturmadıkları gibi, fayda sağlıyorlar. Antibiyotik kullanımı bu normal floradaki bakterilerin ölmesine ve böylelikle fırsatçı bakterilerin üremelerine ortam hazırlıyor ve böylelikle ishaller oluşabiliyor. Hatta dizanteriyi taklit eden kanlı ishal tablosu gelişebiliyor.

5. Obeziteye neden olabiliyor: Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki; özellikle bebeklik ve çocukluk dönemlerinde daha sık antibiyotik kullananlarda obezite daha çok görülüyor.

6. Bağırsak sistemine hasar verebiliyor:İshal dışında görülebilen sindirim sistemi yan etkileri arasında bulantı, kusma, karın ağrısı gibi belirtiler de görülebiliyor.

ANTİBİYOTİK KULLANIRKEN BUNLARI BİR KEZ DAHA DÜŞÜN!

1. Hekiminiz önermediyse kendiniz gelişigüzel kullanmayın. Örneğin soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıklarda antibiyotikler etkili olmuyor!

 

2. Hekiminiz enfeksiyonunuzu kanıtlamadığı sürece antibiyotik kullanmayınız!

3. Bir yakınınızın aynı belirtilerde kullandığı antibiyotiğe eş dost önerisi ile başvurmayın!

4. Hekiminizin önerdiği dozun tamamını, önerilen sürede kullanın. Örneğin doktorunuzun önerdiğinden daha uzun süre almayın veya kendinizi daha iyi hissettiğiniz için yarıda kesmeyin.

5. Antibiyotik tedavinize kendi isteğiniz ile ara vermeyin veya doz atlamayın! Çünkü bakterilerin direnç geliştirmesine yol açıyorsunuz. Bunun sonucunda tedavi başarısızlığa uğruyor ve hastalık tekrarlıyor! Eğer antibiyotik alınımını durdurur ya da doz atlarsanız, bir sonraki dozu aldığınızda bu durum bakterinin ölümü için yeterli olmayacaktır. Bakterilerin bu durumda yeniden çoğalmaları mümkündür.

 

Umarım bu içerik sizlere ve sevdiklerinize faydalı olmuştur.

Sorularınız ya da önerileriniz için bana [email protected] mail adresimden ulaşabilirsiniz.

2 hafta sonra farklı bir içerik ile görüşmek dileğiyle…

 

 

İLETİŞİM-LEMEK

Bitkiler alemi, hayvanlar alemi ve insanlar aleminde olmazsa olmaz davranış biçimi olan iletişimden bahsetmek istiyorum. Çünkü fark ediyorum ki biz insanlar iletişim kurmakta diğer canlılara göre daha az becerebiliyoruz bu eylemi.
Evde , yolda ,iş yerinde ,sırada ,otobüste vb aklınıza gelebilecek her yerde iletişim kurmaktan kaçmaya başladık. Sosyal yaşamımızda sanal alemlerdeki aktif hayatlarımız yüzünden iletişim kanallarını iyice kapatır olduk. İnstagramdaki hayatlarımız gerçek gibi yaşamaya , orda gösterilen akışa göre arkadaş çevremizi şekillendirmeye, evleneceğimiz kişiyi seçmeye kadar ilerliyor. sadece instagram değil sanal alemin her mecrasındaki aktif akışımız izlenir durumda. Birinin hayatını mı merak ediyorsun. İsmini küçücük bir kutucuğa yazarak arama tuşuna basman yeterli onun hakkında bilgi edinmeye.
Bir şeyleri gözden kaçırıyoruz daha öncesinde hakkında her şeyi merak ettiğimiz insan ile iletişim kurarak yavaş yavaş, gerçek davranışlarını görerek ve öğrenerek tanıyorduk ama şimdi sadece birkaç resimle onun kim olduğunu anlıyormuş gibi ön yargılara kapılarak hayatımızdan çıkartıyor yada dahil ediyoruz.
İletişim konusu her noktada önemli iken bugün daha çok iş yerindeki iletişimden ve ekip arkadaşlarımız arasındaki iletişimden bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz ki iş ortamları iletişimin en yoğun olduğu yerlerdir. İletişim olmazsa iş akışı bir yerde tıkanır ve süreç tamamlanamaz.
Bireyler kendilerini ne kadar uzak tutarlarsa yapacağı işin kalitesi de bir o kadar düşecektir. Ekipler kendi iş yapış yöntemlerini oturttuktan sonra dışarıdan müdahale edilmesini pek istemezler. Sanırlar ki kendi oturttukları yöntem en doğru ve bu iş böyle daha iyi sonuçlanır. İyi eleştiri almak istemez ve yaptığı iş sorgulanmasından hiç hoşlanmazlar. Bir başka biri geldiğinde ise kendi yöntemlerini anlatmayı pek istemez ve iletişim kurmaktan kaçınırlar. Oysaki yeni gelen kişiye işlerini iyi bir iletişim ile aktardığında kendisinin de eksik olduğu yerlerin göreceğini ve bununda kendini geliştirebileceğinin farkında olmazlar. İş paylaşımı yapmazlar çünkü alışkın olduğu iş temposunun yavaşlayacağını bilirler. Aslında bu iş temposundan en çok şikayetçi olan gene kendileridir ama bunu kendilerine itiraf etmekten kaçınırlar. Bir üst mertebenin olaya müdahale etmesini isterler. Halbuki ekip arkadaşları ile iletişim kurarak sorunlarını anlatıp bir çözüm arayışında olsalar ortada problem olarak bilinen şey ortadan kalkacaktır. Peki neden ekipler içindeki bireyler birbirleri ile iletişim kurmaktan kaçınıyorlar? Niçin konuşarak çözülecek sorunları bir üst yetkiliye aktardıklarında çözüleceğine inanıyorlar?
Kendi fikrimi söylemek gerekirse; insan oğlu ancak kendinden üstün birinin direktifleri ile çözüldüğünde daha doğru bir karar olacağı inancındadır. Kişiler karşı tarafı kırmamak adına iletişim kurmaktan kaçınsa da asıl problemin birbirleri ile sorunlarını çözmediği zaman başlıyor. Duygusal varlıklarız kendi penceremizden baktığımızda yargılarımıza göre hareket ederiz. Buda bazen kırıcı olabiliyor bazen de güzel bir gelişim fırsatı tamamen kişinin kendisine göre anlama tarzına bağlı. Günümüzün 9 saatini iş yerinde geçirdiğimize göre sadece işimiz bilgisayardan ibaret olmadığına göre iletişim kurmak zorundayız. İşimiz fazla mı geliyor önce bu işi paylaşıp paylaşamayacağımızı öğrenmeğe başlamalıyız. Ardından bir noktada hesaplamada mı takıldık gidip bilen birine sorarak nasıl çözüleceğini öğrenmeliyiz. Bizlere bildiğimiz/bilmediğimiz konularda soru geldiğinde bilmiyorum , sen bir bak araştır demekten öte gel çözelim beraber bulalım bende bilmiyorum sayende öğrendim demeyi bilmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde bizler çalıştığımız ortamda huzurlu ve keyifli işler yapabiliriz.
İnsan ilişkileri ve iletişimle yürüyen günümüz iş hayatına baktığımızda “İLETİŞiM-lemek” ne kadar önemli bir nokta aslında.Çünkü insan oğlu konuşarak hayatını devam ettirir. Bildiklerini anlattıkça daha çok bilmek isteyecek, gördüklerini aktardıkça daha çok görmek isteyecek. Birileri tarafından dinlendikçe , onlara aktardıkça daha çok mutlu olacağının farkında olmalı. Önemsenmek , değer görmek, iletişim kurmak bunlar varlığımızın huzuru için önemli.
Farkındalık yaratmak adına yeni bir hashtag oluşturmaya karar verdim. #iletisimlemek hashtag ile yazılarınıza ekleyebilir , sosyal medyada birbiriniz ile oluşturduğunuz en güzel iletişim örneklerinin altına bu hashtag ekleyerek herkesin görmesini ve sizin ile iletişim kurmasını sağlayabiliriz. Bol #iletisimlemek li günlere…