<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Burak Can, Ofistekiler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://ofistekiler.com/yazar/mustafa-burak-can/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ofistekiler.com/yazar/mustafa-burak-can/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Sep 2025 17:16:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.8</generator>

<image>
	<url>https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/09/ofistekiler-favicon.png</url>
	<title>Mustafa Burak Can, Ofistekiler sitesinin yazarı</title>
	<link>https://ofistekiler.com/yazar/mustafa-burak-can/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>
  Çocuk Romanlarının Arkasına Saklanan Karanlık ve Alien: Earth</title>
		<link>https://ofistekiler.com/yapay-zeka/cocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth/</link>
					<comments>https://ofistekiler.com/yapay-zeka/cocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Burak Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2025 17:16:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[alien]]></category>
		<category><![CDATA[demir dev]]></category>
		<category><![CDATA[NVIDIA]]></category>
		<category><![CDATA[oz büyücüsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ofistekiler.com/?p=4364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu hafta Alien: Earth dizisinin 5. Bölümü yayınlandı ve Alien evrenindeki en büyük şirketlerden biri olan Weyland-Yutani hakkında&#8230;</p>
<p><a href="https://ofistekiler.com/yapay-zeka/cocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;9&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Çocuk Romanlarının Arkasına Saklanan Karanlık ve Alien: Earth</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="bsf_rt_marker"></div><p>Bu hafta Alien: Earth dizisinin 5. Bölümü yayınlandı ve Alien evrenindeki en büyük şirketlerden biri olan Weyland-Yutani hakkında da daha fazla bilgi sahibi olma şansını yakaladık. Konuya derinlemesine girmeden önce aşina olmayanlar için kısa bilgiler vereyim.</p>
<p>Alien film serisinin ilk filmi 1979 yılında vizyona giriyor. Filmin yönetmeni ve proje sahibi Ridley Scott. Ardından Ridley Scott önderliğinde aynı evrende geçen 8 farklı film daha çekiliyor. En sonuncusu da bugünlerde gündemde olan Alien: Earth dizisi. Bilim Kurgu – Korku temasının sürdürüldüğü bu serinin 1979 yapımı olan ilk filmi günümüzde hala en büyük ve en etkili bilim kurgu – korku filmi olarak kabul görüyor. Diziden farklı olarak film serilerinde dünyayı ya hiç görmüyorduk ya da apokaliptik bir geleceğe sürüklendiğini görüyorduk. Zaten Ridley Scott’ın en büyük başarısından birisi hikayelerin uzay gemisi içinde geçmesi ve izleyenlere klostrofobik bir ortam yaratması. Uzay gemilerinin dar ve karanlık koridorları, minimalist yaşam alanları, Cryosleep olarak adlandırılan, insan bedenini dondurarak yaşamsal faaliyetleri uzayın engin derinliklerinde seyahat edilebilecek denli uzun uykularda tutan ve yaşlanmayı engelleyen son derece rahatsız edici basıklıkta kapsülleri ile karakterlerin kaçma refleksini göstereceği anlarda seyirciye yarattığı sıkışmışlık hissi… Schrödinger&#8217;in kedisi Alien evrenindeki uzay gemilerini anlatmak için aslında çok doğru bir yaklaşım olabilir. Lakin bu gemiler ya başıboştur ya da içinde canlı olduğuna dair izlenim sunar fakat detaylı bir bilgi vermez. Kısacası bu paradoksta gemilerin canlılık ve ölü olma halleri eşdeğerdir. Korku unsurları da bu belirsizlik üstüne kurularak dünya dışı bir varlığın gemideki mürettebatı tehdit etmesiyle başlıyor.</p>
<p>Gelelim diziye…</p>
<p>Dizinin beni en çok etkilediği alan hikâyenin dünyamızda geçmesi ve ilk filmin kronolojisine göre yaşanacak olayların 2 yıl öncesini konu alması. ( İlk Film: 2122 –  Dizi: 2120 ) Dünya hala yaşanılabilir bir yer. Hala günümüzün teknolojilerinin birçoğu geçerliliğini koruyor ancak küresel anlamda insanların benimsediği yaşam tarzı değişmiş durumda. Siyaset ve politika tamamen işlevini yitirmiş ve dizide de değinildiği üzere, insanlar kendilerini yönetecek siyasetçileri terk edip büyük teknoloji devlerinin kurdukları devletlerin birer vatandaşı. Dünya 5 büyük teknoloji firmasının paylaştığı ve halkın o firmaların şehirlerinde hayatlarını sürdürdüğü bir gelecek inşa edilmiş durumda. Bu firmalardan birine tüm seriden aşinayız; Weyland-Yutani. Dizide tanıştığımız 5 büyük şirketin bir tanesi de The Prodigy Corporation. Yeryüzünde bir ada şehrine (Neverland) sahipler. Şirketin başında dünyanın en genç trilyoneri Boy Kavalier var. 5 şirketinde arka planında tek bir amaç var. İnsanoğlu için sonsuz yaşamı keşfetmek ve tüm dünyaya hâkim olmak. Şirketlerin bu amaç uğruna geliştirdikleri 3 farklı yapı taşı teknoloji var; Cyborglar, Sentetikler ve  Boy Kavalier’in buluşu olan Hibritler.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-4366 aligncenter" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/09/Picture2.png" alt="" width="605" height="340" /></p>
<p>Hikâyede Wendy karakteri ilk Hibrit prototipi ve insan bilincinin insansı robotlara transferiyle* karşımıza çıkıyor. Buraya bir yıldız eklemekte fayda gördüm çünkü dizide bu konuda bir paradoks var. Prodigy’de çalışan iki bilim insanının konuşmasında şöyle bir detay geçiyor; “Biz gerçekten de insan bilincini insansı robotlara mı naklettik yoksa insan bilincini taklit edecek yapay zekalar mı geliştirdik?” Bu sorunun cevabı henüz yok. Sorunun kritik olmasının sebebini de şöyle özetleyebilirim; geliştirilen bu teknolojide bilinç transferinin yetişkinlerde işe yaramadığı, beyinlerinin çok sert olduğu ve hayal gücüyle beslenen çocuklarda bu işlemin yapılabileceği çokça değiniliyor. Wendy’den sonra tıpkı Wendy gibi yaşı küçük, ölümcül hastalığa yakalanmış ve kurtulma şansı olmayan 5 farklı çocuk da yetişkin bedenlerinde birer Hibrite dönüştürülüyor. Bu çocukların ailelerine çocukların öldüğü söyleniyor. İki bilim insanının taşıdığını endişeyi burada daha iyi anlayabiliyoruz; “Yoksa biz bu çocukları öldürdük mü?” Çünkü bilinç transferi yerine <u>bilincini kopyalayan ve taklit eden bir yapay zekâ mı</u> hibritleri yönetiyor henüz ucu açık bir soru… Bu 5 çocuğa Prodigy içinde kayıp çocuklar deniyor. Projenin gizliliği sebebiyle gerçek isimleri yerine kendilerine yeni isimler veriliyor onlar da şöyle; Slightly, Curly, Nibs, Smee ve Tootles… Bir saniye. Buraya kadar ki mevzu bir yerden tanıdık gelmeye başladı mı? Neverland, Wendy, Kayıp Çocuklar… Evet doğru tahmin ettiğiniz ünlü çocuk romanı klasiklerinden bir referans; Peter Pan.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4367 aligncenter" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/09/Picture3.png" alt="" width="605" height="340" /></p>
<p>Peter Pan’ın hikayesinin geleceği uyarlanmış çarpık ve karanlık bir versiyonu dizide sık sık karşımıza çıkıyor. Dünyanın en genç milyarderi olan Boy Kavalier’in dizide kayıp çocuklara geceleri sık sık Peter Pan’dan hikayeler okuduğunu da görüyoruz. Hatta çocukların bilinçleri hibrit yetişkin bedenlere aktarılırken uykuya dalmalarından önce kendilerine Peter Pan çizgi filmi izlettiriliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4368 aligncenter" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/09/Picture4.png" alt="" width="605" height="337" /></p>
<p>Peter Pan’ın romanındaki ana karakterlerden biri olan Wendy Darling ilk hibrit modeliyken, kayıp çocuklara Peter Pan’ın çocuk çetesinin isimleri veriliyor ve yaşadıkları yer de pek tabii ki Neverland. Çocukların bilinçleri, çocuk zekalarıyla yetişkin hibritlere aktarıldığı ve bu bedenler yaşlanmadığı için kayıp çocuklar referansı çok daha değerli bir hale geliyor çünkü Peter Pan’dan da biliyoruz ki; “Kayıp çocuklar asla büyümez…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diziye burada bir ara veriyorum ve izlemenizi tavsiye ediyorum. Diğer filmlerle ilişkisini kurma ihtiyacı duymadan ( Alien evreninin 2 yıl öncesinde geçtiği için… ) gönül rahatlığı ile izleyebilirsiniz. Ben ilk 5 bölüm itibariyle çok başarılı buldum. Aslında üstünde konuşulması gereken pek çok detay var ancak bunları belki de sezon finalinden sonra başka bir yazıda değerlendiririz. Şimdi gelelim ana konuya;</p>
<p>The Prodigy Corporation’inin Peter Pan referansını günümüzdeki firmalara uyarlasaydık sizce nasıl bir hikaye ile karşılaşırdık? Bunun için Forbes’in 2025 Mart verilerine göz attım. Alien: Earth dizisinde dünyayı 5 farklı firmanın yönettiğini söylemiştim, o zaman bugün ki sıralamaya göre şöyle bir listemiz olurdu;</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>Apple ( 3,63 Trilyon USD)</li>
<li>NVIDIA (3,04 Trilyon USD)</li>
<li>Microsoft (2,95 Trilyon USD)</li>
<li>Amazon (2,24 Trilyon USD)</li>
<li>Google (2,08 Trilyon USD)</li>
</ol>
<p>Ardından ChatGPT ile biraz sohbet ettik ve ona Alien: Earth dizisi ile Peter Pan referanslarını verdim. Bu 5 büyük şirketi klasik çocuk romanlarıyla eşleştirmesini istedim. Liste çok uzun olduğu için sadece ilk ikisine değineceğim. Belki de diğer 3 firmanın benzerlikleri siz keşfetmek istersiniz;</p>
<p><strong>APPLE – OZ BÜYÜCÜSÜ</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4369 aligncenter" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/09/Picture5.jpg" alt="" width="517" height="309" /></p>
<p>Steve Jobs ve Steve Wozniak’ın mütevazi hayatlarını kurdukları Los Altos kasabası ile Dorothy’nin sakin hayatını geçirdiği Kansas Çiftliği’nin benzerliğine değiniyor ChatGPT. İkili hayatlarını değiştirecekler garajda geleceği tasarlarken, Dorothy küçük eviyle birlikte bir fırtınaya kapılarak bambaşka bir diyara savruluyor. Şöyle de bir ekleme yapma gereği duyuyor; “O yıllarda Apple’ın hedefi basitti: Kişisel bilgisayarı herkesin erişimine sunmak. Kansas’ın sadeliği gibi, Apple da mütevazı ama merak dolu bir yolculuğa çıktı.”</p>
<p><strong>Risk ve Devrim Rüzgarları = Hortum</strong></p>
<p>Dorothy’yi Oz’a götüren hortum gibi, Apple da Apple II ve Macintosh’un başarısıyla teknoloji dünyasına savruluyor. Bir hortum gibi inişli, çıkışlı, sert, zor ve tutunması güç bir yolculuk bu. Hortum, Dorothy’nin hayatını değiştiren dönüm noktası olurken; Apple içinse bu, kişisel bilgisayarlarda yaratacağı devrimin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Apple bir anda dev şirketlerin arasına katılıyor ve kendini farklı bir evrende buluyor tıp ki Dorothy gibi&#8230;</p>
<p><strong>Sarı Tuğla Yol = Yenilikçilik ve Tasarım Felsefesi</strong></p>
<p>Dorothy’nin Oz’daki yolculuğunda sarı tuğla yol ona rehberlik ederken. Apple için bu yol, tasarım ve kullanıcı deneyimi olarak karşımıza çıkıyor. Apple her yeni ürünüyle yola bir sarı tuğla ekliyor ve bu yolu takip ediyor; İlk iPhone ile dokunmatik ekran devrimi, iMac’lerin renkli tasarımları, Steve Jobs’ın kızının kasetçalarını gördükten sonra “sana öyle bir şey yapacağım ki yüzlerce şarkıyı cebinde taşıyacaksın” diyerek piyasa sürdüğü iPod gibi…</p>
<p><strong>Yoldaş Karakterler = Apple’ın Ürünleri ve Vizyonu</strong></p>
<p>Dorothy’nin yol arkadaşları aslında Apple’ın ürün politikasıyla da örtüşüyor.</p>
<ul>
<li><strong>Beyin Arayan Korkuluk:</strong> Apple’ın erken dönem ürünleri (Apple II, Macintosh), bilgisayar dünyasına zekâ ve yaratıcılık kazandırıyor.</li>
<li><strong>Kalp Arayan Teneke Adam:</strong> iPod ve iTunes, insanlara duygusal bağ kuracak bir müzik deneyimi sunuyor.</li>
<li><strong>Cesaret Arayan Aslan:</strong> iPhone, devasa risklere rağmen (tuşlu telefonlar, piyasadaki Nokia, Motorola, Blackberry üstünlüğü) piyasaya sürülüyor ve Apple’ı tarihin en cesur işlerinden biri oluyor.</li>
</ul>
<p><strong>Oz Büyücüsü = Apple’ın Vizyonu ve Liderleri</strong></p>
<p>Oz Büyücüsü’nün gizemli ve büyülü görünümü ve illüzyon becerisi; tıpkı Apple’ın ürün lansmanlarının sihirli bir deneyime dönüştürme becerisi gibi Oz Büyücü ile de örtüşen noktalardan. Her lansmanda belki de bilindik olan ancak sunum stratejileri ile vay be dedirten teknolojik ilerlemeler daima göz önünde olmayı başarıyor.</p>
<p><strong>Oz’dan Eve Dönüş = Apple’ın Evrenselleşmesi</strong></p>
<p>Dorothy sonunda Kansas’a döner ama artık değişmiştir. Apple da garajdaki günlerinden çok uzaklaşıp; şimdi dünyanın her yerinde, herkesin hayatına dokunan bir marka haline dönüşmüş vaziyette. Dorothy’nin yolculuğu nasıl kendini keşfetmesine yol açtıysa, Apple da yıllar içinde kimliğini buluyor: Basitlik, zarafet ve yenilik. Artık Apple sadece bir teknoloji şirketi değil, bir yaşam tarzı ve kültür simgesine dönüşmüş vaziyette. Kurdukları ekosistem ile de belki de gelecekte Alien: Earth dizisindeki şirketlerden birine dönüşmemesi için engel de yoktur, kim bilir… Zaten bugün bile Apple bizlere bir aidiyet hissiyatı yanında bir topluluk olduğumuzun da mesajını vermiyor mu?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NVIDIA – DEMİR DEV</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4370" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/09/Picture6.png" alt="" width="605" height="332" /></p>
<p>NVIDIA, tıpkı gökyüzünden düşen gizemli Demir Dev gibi başlangıçta küçük bir ekiple, büyük bir potansiyeli açığa çıkartıyor. Başlangıç yıllarında oyun ve grafik pazarına giriş yaptığında henüz gerçek güçlerini bilmiyorduk. Tıpkı Demir Dev gibi…</p>
<p><strong>              Gücünü Keşfeden Dev = GPU Devrimi</strong></p>
<p>Demir Dev, hikâyedeki maceralarda git gide kendi gücünün sınırlarını keşfederken NVIDIA da GPU’yu (Grafik İşlemci Birimi) icat ederek teknoloji dünyasında gerçek kimliğini ortaya koymuş oldu. Bu, sadece oyunları değil, tüm dijital dünyayı değiştiren bir adım olacaktı; Demir Dev’in dünyayı kurtarması gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>              İnsanlarla Bağ Kurmak = Geliştiriciler ve Endüstriler</strong></p>
<p>Filmde Hogarth, Demir Dev’in dostu olur ve ona insanlara zarar vermek yerine koruması gerektiğini öğretir. Hikayede dünyaya düştüğünde korkutucu görünen o devasa cüssesinin ardında insanlarla bağ kuran bir robota dönüşümüne tanıklık ederiz. NVIDIA da GPU’larını sadece eğlence için değil; bilim, tasarım, sağlık ve otomotiv gibi sektörlerde insanlığın yararına sunarak kendi konumlandırmasını sağlama almış oluyor. Sadece bir geliştirme yaratmanın ötesinde endüstrilere de yön verecek teknolojiler üretebilir hale geliyor.</p>
<p><strong>              Kahramanlık ve Fedakârlık = Yapay Zeka Çağı</strong></p>
<p>İnsanlık farklı bir tehlike ile karşı karşıyayken Demir Dev hikayenin sonunda bir kahraman oluyor ve dünyayı kurtarıyor. NVIDIA da bugün yapay zekanın kalbini oluştururken, otomatik sürüşten tıbbi araştırmalara kadar dünyayı ileri taşıyacak bir çağ başlatmış oldu. İnsan hayatının sağlıklı devamı için üstlendikleri misyona tıbbi ve hayatı kolaylaştıran unsurlar açıdan baktığımızda Dev, artık sadece güçlü değil; bilgeliği ve sorumluluğu da üstüne yüklemiş durumda.</p>
<p>NVIDIA’nın kendisini keşfetmesiyle Demir Dev’in keşif süreçleri birbirine benzese de sonuçta Demir Dev’de tıpkı Oz Büyücüsü ve Peter Pan gibi bir çocuk romanı… Bu iki örnek de aslında ne kadar “masumane” kaldı fark ettiniz mi? Neticede bir <u>yapay zekâ</u> ile sohbetimin sonucunda bu kısımları kaleme aldım. Peki roman kitaplarının kapağını açtığımızda sayfalar arasında yazarların görmemizi istemediği bir karanlık duruyor olabilir mi? Çocuk Romanları aslında bizleri gelecek için uyaran ve satır aralarında önemli öngörüler içeren birer nesiller arası aktarım aracıysa ve pek çok şey çok çok öncelerden orada yazılıysa?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çocuk Romanlarının Arkasına Saklanan Karanlık</strong></p>
<p>Robotik Endüstrinin gelişimine baktığımızda; sizce de Charlie’nin Çikolata Fabrikası’ndaki Bay Bucket’ın; Diş macunu fabrikasında vidalı kapakları şişelere yerleştiren bir işçiyken gelişen teknoloji ile nasıl işinden olduğunu okumamış mıydık?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnternette her gün bir siteye üye olmak için bir sürü bilgilerimizi paylaşıyoruz, maillerimizden otomatik girişler yapıyoruz. Firmalar alışveriş alışkanlıklarımızı öğrenmek için bizlere küçük havuçların olduğu kartlar basıyor, aslında sürekli bir gözetim ve veri toplama kültürünün içinde farkında olmadan debeleniyoruz. Bunun yanında dijital dünyada farklı kimliklere bürünmekten de çekinmiyoruz. Sosyal medyada ve gerçek hayatta farklı hayatlar yaşayabiliyoruz, peki Alice Harikalar Diyarı’ndaki şu cümleyi hiç birilerine söyleme ihtiyacı duydunuz mu bugüne kadar? “Beni kim olduğunu bilmeden sevseydin keşke.”</p>
<p>Teknolojinin gelişim hızına yetişemeyip tökezleyeceğinizi ve düşeceğinizi düşündüren makalelerle, köşe yazılarıyla, sohbetlerle baş başa kaldığımız günlerden geçiyoruz. Artık sabır yok, hız ve çeviklik var. Oysa insandan beklenen bu hız onun anatomisine ve öğrenimine tezat bir durum. Winnie-the-Pooh’un sakin, oyun ve dostluk dolu dünyası; sosyal medya bildirimleri ve sürekli içerik akışıyla yer değiştirmedi mi? Siz bugün bu yazıya bile bir mecradan ulaşıyorsunuz değil mi? Ah sevgili Winnie ne kadar da haklıydın oysa; “Biraz daha büyüyecek vaktim olsaydı keşke.” Bu cümlenin benzerlerini gün içinde kendinize sormuyor musunuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Teknolojinin bu hızı ve değişimi mutluluktan ziyade bir endişe ve korku yaratmaya yeni yeni başlamışken ve bu çağ insanoğlunun anlamlandırmanın, keşfetmekten çok daha uzun bir yolunun olacağını düşündürürken Oz Büyücüsü’ndeki teneke adamın sözleri geliyor aklıma; “Her gün yeni bir şey icat ediliyordu ama kimse nedenini bilmiyordu.”</p>
<p>Sosyal medya ve teknoloji bağımlılığı yaratan oyunlaştırılmış deneyimlerle farkında olmadan çocuklarımızın ellerinden aldığımız özgürlüklerine bir de Pinokyo gözünden bakalım mı; “Çocuklar, şeker, oyun ve eğlenceyle kandırıldılar; ama sonunda hepsi eşeğe dönüştü.”</p>
<p><strong>Son Olarak Tekrar Alien: Earth</strong></p>
<p>Alien: Earth dizisinden bir alıntı ile yazımı noktalamak isterim; Diziye “çok uzak bir aydan” dünya dışı varlıkları dünyaya getirecek bir uzay gemisinin hikayesiyle başlıyoruz. Gemideki doktorlardan birisi dünya dışı yaratıkları şöyle değerlendiriyor: <strong>“Uzay yolculuğu inşa edip yıldızlararası yolculuk yapabilecek kadar akıllı ancak bu dünya dışı parazitleri eve getirmememiz gerektiğini anlamayacak kadar aptalız.”</strong></p>
<p>Dünya dışı parazitleri bir metafor olarak düşündüğünüzde tüm bu yazı içerisinde ne kadar çok şey özetlemiş… Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fyapay-zeka%2Fcocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C3%87ocuk%20Romanlar%C4%B1n%C4%B1n%20Arkas%C4%B1na%20Saklanan%20Karanl%C4%B1k%20ve%20Alien%3A%20Earth" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fyapay-zeka%2Fcocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C3%87ocuk%20Romanlar%C4%B1n%C4%B1n%20Arkas%C4%B1na%20Saklanan%20Karanl%C4%B1k%20ve%20Alien%3A%20Earth" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fyapay-zeka%2Fcocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C3%87ocuk%20Romanlar%C4%B1n%C4%B1n%20Arkas%C4%B1na%20Saklanan%20Karanl%C4%B1k%20ve%20Alien%3A%20Earth" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fyapay-zeka%2Fcocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C3%87ocuk%20Romanlar%C4%B1n%C4%B1n%20Arkas%C4%B1na%20Saklanan%20Karanl%C4%B1k%20ve%20Alien%3A%20Earth" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fyapay-zeka%2Fcocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C3%87ocuk%20Romanlar%C4%B1n%C4%B1n%20Arkas%C4%B1na%20Saklanan%20Karanl%C4%B1k%20ve%20Alien%3A%20Earth" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><a href="https://ofistekiler.com/yapay-zeka/cocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;9&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Çocuk Romanlarının Arkasına Saklanan Karanlık ve Alien: Earth</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ofistekiler.com/yapay-zeka/cocuk-romanlarinin-arkasina-saklanan-karanlik-ve-alien-earth/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>
  Bölünmüş Kurgu: Oyunlar sadece oyun mu?</title>
		<link>https://ofistekiler.com/moladayken/split-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu/</link>
					<comments>https://ofistekiler.com/moladayken/split-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Burak Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 18:13:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Moladayken]]></category>
		<category><![CDATA[2 kişilik hikaye tabanlı oyun]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim kurgu oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlarla liderlik eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[sinematik oyun deneyimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ofistekiler.com/?p=4257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sizi bugün Split Fiction ile tanıştırmak isterim. Hikayemizde birbirine taban tabana zıt iki karakter olan Zoe ve Mio’nun&#8230;</p>
<p><a href="https://ofistekiler.com/moladayken/split-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;8&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Bölünmüş Kurgu: Oyunlar sadece oyun mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="bsf_rt_marker"></div><p>Sizi bugün Split Fiction ile tanıştırmak isterim. Hikayemizde birbirine taban tabana zıt iki karakter olan Zoe ve Mio’nun bilinç altına bir yolculuğa çıkıyoruz. Ama ne yolculuk! Oyunun detaylarına inmeden önce oyunun senaryo ilerleyişinden bahsetmek en doğrusu olacaktır. </p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/1.png" alt="" width="1197" height="673" class="alignnone size-full wp-image-4258" /></p>
<p>“Rader Publishing” hevesli yazarların hikayelerini yayınlayan bir kuruluş ve yazarların burada hikayelerini kağıda kaleme dökmelerine ihtiyaçları yok. Bunu “makine” yapıyor. Tasarımcısına göre “tüm endüstrinin temellerini yeniden şekillendirecek&#8221; bir cihazdan bahsediyoruz. Makineye bağlanıyorsunuz ve makine sizin bilinç altınızdan hikayenizi çekip çıkartıyor ve bu esnada sanal olarak da kendi hikayenizi deneyimleyebiliyorsunuz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/2.png" alt="" width="1203" height="600" class="alignnone size-full wp-image-4259" /></p>
<p>Zoe ve Mio’nun yolu işte tam da bu makinede kesişiyor. Taban tabana birbirine zıt iki karakter olan Zoe ve Mio hevesli birer yazar olarak, diğer yazarlar gibi makineye bağlanmak için Rider Publishing’e gidiyor ve asansörde kısa bir tanışma sohbetlerine tanıklık ediyoruz. Mio son anda makineye bağlanmayı reddederken çıkan küçük itiş kakış sırasında Mio, Zoe’nin fanusuna düşüyor ve ikilinin bitmek bilmeyen maceraları böylece başlamış oluyor. Amaç tüm hikayeyi tamamlayarak gerçek dünyaya geri dönmek ancak bu hiç de o kadar kolay bir yolculuk değil. Lakin makineye daha önce tek fanusta 2 kişi hiç girmediği için makinenin ne kadar zorlanacağı ve başarılı olacağı da bir muamma ve Rider’ın yaratıcısı gözünden izlediğimiz bölümlerde bu megaloman adam için önemli olarak yazarların hayatları ve hikayeleri değil, yarattığı şeyin büyüklüğüne olan hayranlığı ile her türlü kötülüğü yapmaya hazır olması. </p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/3.png" alt="" width="1206" height="680" class="alignnone size-full wp-image-4261" /></p>
<p>Bitmek bilmeyen diyorum çünkü 2.5 haftada 15 saat oynamamıza rağmen, finale çok az kaldı ha bitti ha bitecek diye düşünürken kendimizi yeni bir maceranın ortasında bulmadan edemiyoruz. Çoğul konuşuyorum lakin oyunun en önemli özelliği oyunun 2 kişilik olması. Pazarlama stratejisi olarak da çok doğru bir karar alınmış iki farklı yerden online bağlanarak oyunu oynayabiliyorsunuz ve sadece bir tarafın oyunu satın alması yeterli. Bu süre zarfında benim oyun partnerim eşimin kuzeni Cem oldu ve sanırsam bu hafta oyunu tamamen bitirmiş olacağız. Umudumuz bu yönde. Neyse biz esas konuya geri dönelim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/4.png" alt="" width="1205" height="680" class="alignnone size-full wp-image-4262" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/5.png" alt="" width="1204" height="675" class="alignnone size-full wp-image-4263" /></p>
<p>Oyunu tam ortadan bölünmüş iki ekranda her birimiz seçtiğimiz bir karakterle oynuyoruz. Ancak tek ekranda sadece kendi alanınıza odaklanmanız yetmiyor çünkü bazı bölümlerde partnerinizin de ekranına bakarak birlikte çözmeniz gereken bulmacalar ve bölümler var. Oyun mekanikleri o kadar dinamik ki nefes almadan oynadığınız kısımlar var ve bunların çoğu Mio’nun dünyasında geçiyor çünkü kendisi bir bilim kurgu yazarı. Zoe ise daha çok fantastik dünyalara ilgi duyan bir yazar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/6.png" alt="" width="1205" height="675" class="alignnone size-full wp-image-4264" /></p>
<p>Aynı fanusta iki farklı karakter olunca bilinç altlarındaki hikaye bölüm bölüm değişiyor. Bir Zoe’nin fantastik diyarlarındayız bir Mio’nun fütüristik evreninde; bu macerada bilim kurgu filmlerinden fırlayan motorlar, araçlar kullanırken bir anda kendimizi özel güçleri olan ve avatarları hayvan olan kaşiflere geçiş yapıyoruz hatta bir bölümde sosis olmaya hazırlanan birer küçük domuz olmamız yetmiyormuş gibi, sosis olduğumuzda da doğru ısıda mangalda kendimizi pişirerek ve ekmeklerimizin arasına girerek enteresan kupalar da kazanmadık değil. Pek tabii ki üstümüze yeteri kadar ketçap ve hardal da sıktık. Bunların arasında birer diş olarak robot dişçiden kaçmak ve benim en sevdiğim ara bölüm olan tamamen “Derpy drawings” tarzı yaratılmış bir evrende prensi kurtarmak oldu diyebilirim. Oyunun bu anlarına ait bir sahneyi de aşağıya bırakıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/7.png" alt="" width="1205" height="672" class="alignnone size-full wp-image-4265" /></p>
<p>Oyunda sadece farklı dünyalar yok aynı zamanda beyninizi allak bullak edecek kamera açıları da var. Birinci gözden, üçüncü göze; 2 boyutlu kamera açısından 3 boyuta ve izometrik açılara kadar oyun sizi her evresinde şaşırtmayı başarıyor. Bu o kadar seri ve beklenmedik zamanlarda kurgulanmış ki kontrolcünüzün yönleri değiştiğinde anında adapte olmanız gerekiyor.  </p>
<p>Bu tarz oyunlar son yıllarca özellikle oyun yayıncılığı ve sosyal medyanın gücüyle çoğalmaya devam ederken Split Fiction’ı bunlardan ayıran bence en temel unsur sadece bir ekip oyunu olması değil aynı zamanda karakterlerle empati kurabileceğiniz ve karakterlerin değişimini de izleyebileceğiniz güzel bir senaryoya oturtulmuş olması -ki oyun o kadar başarılı oldu ki önümüzdeki onaylanmış bir sinema versiyonu da gelecek-. Peki  Split Fiction tarzı oyunlar kurumsal firmaların proje ekiplerine ilham olabilir mi? Gelin konuya bir de bu gözle bakalım.</p>
<p><strong>Farklılıkların İçindeki Güzelliği Keşfetmek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/8.png" alt="" width="1193" height="673" class="alignnone size-full wp-image-4266" /></p>
<p>Bir proje ekibinde ekip üyeleri yetkinliklerine göre seçilebilir ancak ekip bir araya geldiğinde davranışsal anlamda da uyumlanmanın ne kadar önemli olduğunu oyunda çokça görüyoruz. Farklı kültürlerden gelmiş, hayat hikayeleri ve olaylara bakış açıları zıt karakterlerin başlangıçta yaşadığı çatışmalar doğanın tabiatına ne kadar uygunsa birlikte geçirilen sürede Zoe ve Mio’nun kendi farklılıklarını keşfederek ve anlamlandırarak çok daha uyumlu ve ahenk içinde hareket eden bir ikili olması karakter gelişiminde hiçbir gizeme gerek duymadan oyunculara sunulmuş. </p>
<p>Örneğin Zoe’nin fantastik evreninde bir bölümde ejderhaları ile birlikte yol almak durumundalar ve Mio bu konuda çok da hevesli değil. Halihazırda bilim kurgu kültürüne çok fazla aşina olduğu için de Zoe’nin Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Zaman Çarkı hatta Witcher ile Avatar’dan fırlamış gibi görünen fantastik dünyasına olan ön yargısını oyunda çokça hissediyoruz.  Bu hikayeler onun güvenli alanının çok dışında olduğu için farklı bir evrende oldukça telaşlı ve diken üstünde hissediyor ve ön yargısını kırana kadar Zoe’nin kendi hayat hikayesinin, onun evreniyle olan ilişkisini anlamlandırmakta zorlanıyor. Düğüm bir kere çözülmeye görsün, Ejderhasıyla yaşadığı macera aslında farklı insanların ve fikirlerin getirdiği çeşitliliği ve güvenli alanımızı terk ettiğimizde bu farklılıkların içindeki güzellikleri keşfetmek için bir fırsat olduğunu Mio’nun karakter gelişiminde gözlemleme fırsatı ediniyoruz. Ahengi kendimize benzer olanda aramak yerine farklı yetenekleri bir araya getirerek keşfedilmeyi bekleyen potansiyelimizi bir başkasının farklılığı ile birleştirme farkındalığını ortaya koyarak çıkarabilmek kadar çok az şey keyif verebilir. Oyunda da ilerledikçe bu duyguyu daha çok hissetmeye başlıyoruz.</p>
<p><strong>Empatinin Sade Zarafeti</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/9.png" alt="" width="1205" height="691" class="alignnone size-full wp-image-4267" /></p>
<p>Oyunun temel hikayesinin iki zıt karakter üstüne kurulu olduğundan bu yazıda pekçe bahsettim ve oyun daha da derinlere daldığında Zoe ve Mio’nun neden farklı yollardan gittiklerini de anlamaya başlıyoruz. Birbirlerine hikayelerini anlatmaya başlıyorlar ve olay örgüsündeki bu zıtlığın temeline dayanan olgularda yerine bir bir oturuyor. Çatışmayla ve ön yargıyla başlayan bu zorunlu birliktelik karşı yargılarını anlama çabasına bıraktığında çok daha anlamlı hale geliyor. İki karakterde bir süre sonra neden sorusunu sormayı bırakıyor ve geçtikleri her bölümde çok daha meraklı birer kaşife dönüşüyor. İlk farkındalık ikisinden birinin olmadığı bir durumda başarının imkansız olması. Ekip çalışmasını her bulmacada, her parkurdaki zorlukta ve karakterlere atanan özgün yeteneklerde hissediyoruz. Mio balık olup suyun altından giderek Zoe’ye bir kapı açtığında, Zoe bir orman perisine dönüşüp Mio’nun önündeki engelleri kaldırıyor. Başka bir bölümde Maymun Krala karşı birlikte ahenk içinde dans etmeleri gerekirken bir başka bölümde tekrar birbirlerine ihtiyaç duyacakları bulmacaların karşısında kendilerini buluyorlar. İki karakterin birbirini anlama çabası, karşılaştıkları zorluklarla doğru orantılı olduğunda; empatinin çözemeyeceği bulmaca, geçemeyeceği bölüm sonu canavarı kalmıyor aslında…</p>
<p><strong>Birlikte Başarmaya gelmeden önceki durak, Birlikte Hisset ve Uyumlandır.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/10.png" alt="" width="1207" height="679" class="alignnone size-full wp-image-4268" /></p>
<p>Burada oyunun oynanış mekanikleri ve kamera açılarının başarısından da bahsetmek lazım. Oyunun neden bu kadar sevildiğine dair önemli bir katkı da farklı perspektiflerden hikayelerin oyun içine yerleştirilmiş olması ve bu yerleştirmelerdeki kamera açıları ile oynanış pozisyonlandırılması sizlere bolca nostalji yaşatabilir çünkü oyunlarla aranız iyi olsun ya da olmasın bir yerlerde mutlaka bu mekaniklere denk gelmişsinizdir buna elinizin altındaki bir ataride  “tilt” oynamakta dahil. Evet doğru okudunuz kahramanlarımızın biri pinball topu diğeri de onu doğru yere fırlatacak olan kollar da oluyor. </p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/11.png" alt="" width="1208" height="676" class="alignnone size-full wp-image-4269" /></p>
<p>Oyun sürekli sizi farklı kombinasyonlar ve kamera açılarına iterken bölümü tamamlamak için çok hızlıca fokus olmanız gereken durumlara sizi sokmayı başarıyor. Bir anda 3 boyutlu bir dünyadan 2 boyutlu bir evrene geçerken, birinizin düz diğeriniz ters gitmesi; hatta izometrik kameralarla aynı yöne gitmeye çalışırken birinizin sola diğerinizin aşağı doğru hareket etmesini gerektirecek bölümler var. Bölümü tamamlamadan önce bulduğunuz koşula hızlıca adapte olmanız gerekiyor. Şapkalarınız ve rolleriniz sürekli değişirken bu adaptasyonu içselleştirmek için önce hissetmeniz gerekiyor. Kısacası bu sadece bir yolculuk değil aynı zamanda bir “hisselleştirme ve uyumlandırma” deneyimi. Oyunda bir süre geçirdikten sonra tepkilerinizin adaptasyonu karar alma mekanizmanızın önüne geçen bir hissederek hareket etme motivasyonuna dönüşüyor fakat oyun yine burada devreye girerek hislerinizle hareket etmeye devam ettiğiniz anlarda size kurduğu tuzaklara düşürmekte ustalık sunuyor. Kısacası tecrübelerinize güvenmek yeterli değil, sadece hissetmek de yeterli değil; birlikte başarmak için hislerinizi, tecrübeyle harmanlayarak uyum içinde hareket etmek zorundasınız. Bir makinenin her bir parçası tek başına bir zanaatkarlık gösterebilir ancak o parçaları birlikte hayal edebilecek kadar hissedebilenler ve her bir parçanın birbiriyle olan uyumunu görebilenler ancak parçaların zanaatkarlarını el üstüne çıkartabilir. Yoksa tek başına bir parça, sadece bir parçadır.</p>
<p><strong>Aştığın zorluktan yeni bir zorlukla karşılaşarak keyif al</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/05/12.png" alt="" width="1234" height="695" class="alignnone size-full wp-image-4270" /></p>
<p>Eşimin kuzeni Cem ile oynarken bazı bölüm sonu büyük kapışmaları geçemeyeceğimiz hissine çokça kapıldık. Burada oyuna tek bir eleştirim var bölüm sonu kapışmalarındaki zorluk seviyesi maalesef bölümü her geçemediğiniz anda kolaylaşarak karşınıza çıkıyor. Kısacası oyunun bir zorluk derecesi ayarı olmadığı gibi Elden Ring gibi zorluklara yeni stratejiler geliştirmenize de olanak sağlamıyor. Oyundan aldığınız keyifte burada beklentinize göre değişiyor ancak yine de ilk karşılaşmalar çok çetin geçiyor diyebilirim.<br />
Bölümler Zoe ve Mio’nun dünyaları arasında sürekli değişiyor, sadece hikaye değil, kamera açıları, oynanış mekanikleri her şey değişiyor. Bu sebeple karşılaştığınız zorluklar sizi sonraki bölüme şimdiden heyecanlandırmayı başarıyor. Aştığınız bölümlerden keyif almanızı çok hızlı bir şekilde  bir sonraki bölümü oynarken yakalayabiliyorsunuz. Aynı zamanda bu bir merakı da peşinden getirmeyi başarıyor. Oyunun pek çok sinema, edebiyat ve dizi dünyasına atıfta bulunduğunu da es geçmemek lazım. Hatta sadece bunlar değil kendi içinde başka oyunlara da atıfta bulunuyor.  Örneğin Mio’nun evreni ve bölümleri; Halo, Tron Efsanesi, Matrix, Metal Soldiers, Açlık Oyunları, Half-Life, Pinball, Big Hero 6, Wall-e gibi referanslar içerirken Zoe’nin evreni ve bölümleri; Yüzüklerin Efendisi, Avatar, Harry Potter, Fantastik Canavarlar, Zaman Çarkı, Dragon Ball, Zindan ve Ejderha, Narnia, Alice Harikalar Dİyarı ve Uzak Doğu Mitolojisi gibi referanslar içeriyor. Bu çeşitlilikte sizi geçmeye çalıştığınız her bölümden sonra acaba bu sefer neyle karşılaşacağız merakına itiyor. Bu meraktan ne kadar keyif alırsanız, oyundan aldığınız keyfin yanında; karşılaştığınız zorlu bir işin içinden çıkarken ki motivasyonunuz bir o kadar artıyor.<br />
Bariyerler ve aşılması zor görünen engeller hayatımızın her anında var, bunları aşarken bir başkasının hiç beklemediğimiz bir yerden ve andan çıkagelme potansiyeline kendimizi ilk bariyerin önündeyken hazırlayabilme olgunluğu bizi endişe duymak yerine kararlı bir şekilde o engelin arkasındaki yeni bir hikayeyi görmemizi sağlayabilir. Bundan keyif alabilmekse size bir ceza değil, daima bir ödül olacaktır.  Oyunun 8 farklı seviye ve 84 farklı bölümden oluştuğunu da belirteyim.  </p>
<p>Son olarak, bir son düşünme…<br />
	Split Fiction tarzı oyunların birden fazla oyun mantığı içermesi bence aynı zamanda diğer oyun yapımcılarına da bir saygı duruşu niteliğinde. Oyunu oynarken özellikle 90’lardan bu yana ne kadar çok oyun oynamışım hissini hep yaşadım. Açıkcası oyunun bitmesini istemiyorum çünkü tek düze olmayışı ve sürekli şaşırtmaya müsait oluşu benim için çok keyif verici bir deneyim oldu. Ardından Zoe ve Mio’nun karakterlerini şu an üstünde çalıştığımız projenin ekibi ile özümsemeye ve içselleştirmeye başladım. Önce kendimi düşündüm; oyundaki birbirinden farklı maceralar gibi; kendimi bir gün analiz ekranlarında bulurken, başka gün bir arayüz tasarımının renklerini seçerken, bambaşka bir günse paralel bir projeye logo tasarlamaya çalışırken eş zamanı diğer projemizin kütüphanesine yeni duvar ve üniteler eklerken buluyorum. Tam bir “Bölünmüş Kurgu”nun içindeyim kısacası. Keza ekipteki yol arkadaşlarım da öyle ki; başardığımız her şey başarabileceğimiz şeylerinde altından kısa sürede kalkabileceğimize olan inancımızı körüklüyor. Bu sebeple bir sona, varış noktasına doğru değil; vardıktan sonra başlayacak yeni yarışlara koşmayı öğrenmemiz gerekiyor bambaşka evlerden, hayatlardan, öğretilerden gelsek bile… Taşıdığımız bayrak yekpare lakin ellerimizin çeşitliliği en büyük hediyemiz tıpkı Zoe ve Mio gibi…</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fsplit-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu%2F&amp;linkname=%0A%20%20B%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%20Kurgu%3A%20Oyunlar%20sadece%20oyun%20mu%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fsplit-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu%2F&amp;linkname=%0A%20%20B%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%20Kurgu%3A%20Oyunlar%20sadece%20oyun%20mu%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fsplit-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu%2F&amp;linkname=%0A%20%20B%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%20Kurgu%3A%20Oyunlar%20sadece%20oyun%20mu%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fsplit-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu%2F&amp;linkname=%0A%20%20B%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%20Kurgu%3A%20Oyunlar%20sadece%20oyun%20mu%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fsplit-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu%2F&amp;linkname=%0A%20%20B%C3%B6l%C3%BCnm%C3%BC%C5%9F%20Kurgu%3A%20Oyunlar%20sadece%20oyun%20mu%3F" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><a href="https://ofistekiler.com/moladayken/split-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;8&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Bölünmüş Kurgu: Oyunlar sadece oyun mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ofistekiler.com/moladayken/split-fiction-farkliliklariyla-guclenen-iki-karakterin-oyunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>
  Severance Dizisi İncelemesi: Belleğinizi İkiye Bölmeye Hazır mısınız?</title>
		<link>https://ofistekiler.com/moladayken/severance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz/</link>
					<comments>https://ofistekiler.com/moladayken/severance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Burak Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 20:08:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Moladayken]]></category>
		<category><![CDATA[Apple ve Severance ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[En iyi bilim kurgu dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ofis hayatı dizileri]]></category>
		<category><![CDATA[Severance Apple TV+]]></category>
		<category><![CDATA[Severance beyin çipi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ofistekiler.com/?p=4114</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayrışmaya hazır mısınız? Hayal edin. Çalıştığınız ofise 9’da geliyor ve akşam 5’te çıkıyorsunuz. Artık 5’i bir geçe siz&#8230;</p>
<p><a href="https://ofistekiler.com/moladayken/severance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;8&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Severance Dizisi İncelemesi: Belleğinizi İkiye Bölmeye Hazır mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="bsf_rt_marker"></div>
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1512" height="553" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res1.png" alt="" class="wp-image-4116"/></figure>



<p>Ayrışmaya hazır mısınız?</p>



<p>Hayal edin. Çalıştığınız ofise 9’da geliyor ve akşam 5’te çıkıyorsunuz. Artık 5’i bir geçe siz ofisteki siz değilsiniz. Orada ne iş yaptığınızı bilmiyorsunuz, gününüz nasıl geçti, ne kadar toplantıya girdiniz, ne kadar şirketi kurtaracak hamleler yaptınız, KPI’larınız ne oldu? Hiç birini bilmiyorsunuz hatta ofis arkadaşlarınızı bile tanımıyorsunuz. Eve geliyorsunuz, yemek yiyor, sosyalleşiyor, uyuyor ve tam 9’da şirketin asansörüne biniyorsunuz. Asansörün kapısı departmanınızın katında duruyor ve artık siz; akşam 5’ten sonraki siz değilsiniz. Evli misiniz, çocuğunuz var mı, nelerden hoşlanırsınız, dün akşam ne yediniz, dünü geç bu sabah kahvaltında ne yaptınız, kahve sever misiniz, sigara kullanıyor musunuz, fobileriniz var mı? İşte ve iş dışı hayatınızın tamamen ayrıştırıldığı bir yaşam. Merak ediyor musunuz? O zaman sizi şu anda 2. Sezonu oynayan bir Apple+ dizisine davet edelim; bilenler zaten başlıktan yakaladı olayı, evet; bugün ki konumuz: Severance…</p>



<p>“Kendini her burada bulduğunda, geri dönmeyi seçtiğin için burada olacaksın.”</p>



<p>Ayrışma işlemi şirkette çalışacak kişilerin rızasıyla mikro bir cerrahi operasyon görerek, beyinlerine yerleştirilen bir çip ile yapılıyor. Çip siz asansöre her bindiğinizde belleğinizi ikiye ayırıyor, eğer şirkete giriyorsanız; sosyal varlığınız dışarıda, şirketten çıkıyorsanız kariyeriniz içeride kalıyor. Birbirinden tamamen bağımsız 2 insansınız. Şirkette bir problem mi yaşadınız, akşam bunu dert etmenize gerek yok, yahut hedefleri mi tutturamadınız, yarın bunu nasıl toplayacağım diye kafanızı bulandırmayın, kendinizi yormayın çünkü hatırlamıyorsunuz. Ofise geldiğinizde ne okuldan alınması gereken bir çocuğunuz var, ne iyi ya da çalkantılı giden bir evlilik hayatınız ne de faturalar. Onların hepsi asansörün gerisinde kaldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1502" height="552" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res2.png" alt="" class="wp-image-4117"/></figure>



<p>Dizi Helly karakterinin Lumon şirketine ilk katılışı ile başlıyor. Tabii bu hafıza durumu onun için korkutucu. Kendisini bir toplantı masasının üstünde uyanırken buluyor, kendisinin bile kim olduğunu bilmediği bir halde hem de. Bu korkutucu uyanış bir süre sonra razı gelinen bir ofis çalışanının rutin hayatına dönüşüyor ancak Helly burada çalışmak istemiyor en azından Lumon’daki Helly. Yazının bundan sonrasında karaktere dair Lumon Endüstride çalışan kısmına “İçsel”, şirket dışındaki hallerine de “Dışsal” diyebiliriz lakin dizide de bu şekilde ayrıştırılıyor karakterler. Helly’in içseli ne kadar kaçmak isterse kaçsın, dışsalı onu tekrar geri döndürüyor. Hatta bir ara içseli intihara da teşebbüs ediyor ve orada çalışmaya ikna olması için, dışsalının bir video kaydı kendisine izletiliyor.</p>



<p>Modern kölelik mi, özgürlük mü?</p>



<p>İçsellerin asansöre bindikten sonra uyandıkları yer yine asansör. Aslında dışarıyı hiç bilmiyorlar. Bu durumda aslında tüm hayatları şirketin içinde geçiyor. Tam vardiyalı bir kölelik olarak bunu düşünebiliriz. Dinçler, toklar, uykularını almışlar, sağlıklılar ve daima ofisteler. Yaptıkları iş veri analizi ve bir takım sayı dizgilerini bir takım kutulara kapatarak kotalarını doldurmaya çalışmak. İşe yeni başlayan birisi bunu nasıl yapacağım diye sorduğunda, o an geldiğinde bunu hissedersin cevabını alıyor. Kısacası ne iş yaptıklarını bilmiyorlar ancak yapılmaya devam ediyor. Amaç haftalık kotayı doldurabilmek.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1508" height="822" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res3.png" alt="" class="wp-image-4118"/></figure>



<p>Bilgisayarları son derece retro fütüristik. Ofisleri bembeyaz duvarlarla kaplı ve orta alanda 4 taraflı bir masayı paylaşıyorlar. Bulundukları kat bodrumda. Sayısız beyaz koridordan oluşuyor. Pek tabii beyaz yakalara cımbızla yerleştirilmiş sürprizlerde yok değil; mesela meyve ikramı, kahve saati, koridorda dolaşma izni gibi.&nbsp; Lumon şirketinin bu katında farklı odalar da var, hatta bambaşka departmanlarda çalışanlar da ancak onları bulmak biraz keşif istiyor tabii koridorda dolaşma izniniz varsa. Koridorlar boş, bembeyaz ve oldukça dolambaçlı, insan beyni gibi. Hala keşfedilmeyi bekleyen onlarca şey arasında belleğimizin boş bir levha olduğunu o koridorlarda dolaşırken görüyoruz. John Locke&#8217;un &#8220;Tabula Rasa&#8221; teorisini görselleştirebilme şansımız olsaydı bu dizi şu ana kadar bunu en iyi başaran yapım olurdu. İçsellerin işi, tecrübe ile öğrenmesi ve bu hayata adapte olabilme becerilerini sınaması da levhanın nasıl yavaş yavaş farklı renklerle dolduğunu söylüyor aslında.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dışsalınız ise işte eve gelmek ve sabah uyanıp sadece işe gitmekten sorumlu. O da asansöre her bindiğinde sadece mesai bitimini o asansörden indikten sonrasını hatırlıyor, kısaca o asla çalışmıyor sadece asansörden iniyor ve eve gidiyor. Aynı bedende biri özgür diğeri tam zamanlı köle 2 farklı hayat. Birbirlerini tanımıyorlar, birbirlerinden haberleri yok ama bir şekilde varlar. İçsellerin korkusu, eğer işten ayrılırlarsa ölecekleri. Çünkü ayrışma protokolü iptal edileceği için geriye bir tek dışsalları kalacak. Bu durumu kabul etmekte zorlanıyorlar. Belki de ileride içsellerin varoluş savaşını görürüz dışsallarına karşı kim bilir. İlerleyen sezonlarda bir başkaldırıya önden hazırlıklıyım diyebilirim.</p>



<p>İçseli dışsaldan ayıran yerin asansör olduğunu söylemiştik. Bu durumda asansöre pek çok anlam yüklenebilir. Mesela Alice Harikalar Diyarındaki delik, ya da Dante’nin İlahi Komedyasındaki katlar arası geçişin bir kapısı. Bodrum katına indiğinizde ya da delikten düştüğünüzde artık siz, siz değilsiniz ve yaptıklarınızdan mesuliyetiniz sizin içinizdeki bir başkasının sırtında. Alice’de tavşan deliğinden girdiğinde artık eski Alice değildi. Bu durumda küçülmesi için yediği sihirli kek de, çalışanlara yapılan cerrahi operasyondaki çip olabilir mi? Çip o asansöre her bindiğinde sizi bir rüyaya daldırıp, her indiğinizde farklı bir rüyadan uyandırıyor. Gerçek göreceli hale gelip, anlamını yavaşça yitirmeye başlıyor. Hanginiz gerçeksiniz? Birini seçme şansınız olsaydı kimi feda ederdiniz? İçimizdeki soruların derinliğini ve etik yanlarını insanın yalnızlığıyla vuruyor yüzümüze yapım. Bahaneler yok, bir başkası yok, haklı ya da suçlu yok, bir tek siz varsınız. Tüm mesuliyet size ait.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İçseliniz köle hayatı dışsalınızın özgürlüğü ile iç içe geçemediği için dizi aslında pek çok soruyu da peşinden getiriyor. Günün 8 saati gündelik hayatın sıkıntısından ve dertlerinizden kaçabilme imkanınız olsa ayrışmayı seçer ve kendinizi kapının arkasını asla göremeyecek bir odaya zamansız sürede hapseder miydiniz yoksa bunu düşünmez ve zaten hatırlamayacağım, o içselimin sorunu diyerek kendinizi teselli mi ederdiniz? Bunu kendime nasıl yaparım diye sorar mıydınız mesela? Kendinizin bir yanını tüm hayatı boyunca; uyku, açlık bilmeden, insanlardan ırak, iş arkadaşı dediğiniz kişileri bile dışarıda tanımayacağınız, boş beyaz duvarlardan oluşan dört masalı bir ortamda yaşatır mıydınız? Asla hatırlamayacağınız bu işkenceyi seçmeye razı gelir miydiniz? Bir günün 8 saatini şeytana ruhunuzu -satar mıydınız? Peki ya o dışsalınız farklı bir evrendeki farklı birinin içseliyse? Bu durumda köleliğin karşılığında sorumsuz bir 16 saat ve ömür boyu özgür bir yaşam sizi ne kadar cezbederdi? Dizi ilerledikçe bu sorulara yeni sorular ekleniyor. Cevapları ise şimdilik muamma ancak internette pek çok komplo teorisi bulmak mümkün.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dizi şu anda 3 yıllık bir aranın ardından ikinci sezonun ortasına geldi. Spoiler vermemek adına çok daha fazla detay paylaşmak istemem. Ancak şans tanırsanız seveceğinizi düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1496" height="823" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res4.png" alt="" class="wp-image-4119"/></figure>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ruhunuz bir hedef olabilir mi?</p>



<p>Dizide pek çok sembolik öğe de yer alıyor. Örneğin Lumon şirketinin yapısındaki bitmek bilmeyen beyaz koridorlar. Çalışanlar bazı cevaplar için koridorda koşturmaya başladığında aklınıza hemen labirent fareleri geliyor. Belki de burası da içseller için kocaman bir laboratuvar ve şirkette labirentin ta kendisi. Bir diğer konu başroldeki oyuncuların isimleri ve kullanılan kısaltmalar. Örneğin ana karakterimiz Mark Scott. Lumon şirketinde çalışırken içseline Mark S. olarak sesleniliyor. Bir diğer ana karakter de Helly. Dışsalının ismiyse Helena. Burada MARKS ile Karl Marx göndermesini çözmek zor değil, aynı İçseli Helly (Cehennem ) olan Helena ( Yunan Mitolojisi, Dünyanın En güzel Kadını ve Truva savaşını başlatan kişi. ) Bu durumda kapitalizmin sınırlarını zorladığımızda ayrıştırma prosedürünün hizmete ne kadar uygun bir ürün olduğunu ve içsellerin hayatının da nasıl bir cehennem olduğunu anlayabiliriz. Belki de asansörün bodrum katına inmesi, cehennemin katlarından birinin temsilidir.</p>



<p>Harf oyunları dizi boyunca devam ediyor. İçsellerin sayıları topladığı kutularda bazı kısaltmalar görüyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1504" height="753" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res5.png" alt="" class="wp-image-4120"/></figure>



<p>Bunlar WO, FC, DR, MA… Ayrıklar katında çalışanlar için LUMON’un kurucusu Agen’ın bir tapınağı var. İşinde anlam arayanlar ya da kotalarını doldurdukları için ödüllendirilenler burayı ziyaret edebiliyor. Bu alana Ebediyet Gezisi deniyor. O alanı gezerken Aegen’ın bir ses kaydına kulak veriyoruz; “hayatım boyunca dört bileşen tanımladım. onlara huylar diyorum. bütün bunlardan da insan ruhu çıkıyor. keder, neşe, korku, haset. herkesin karakteri içindeki orana göre belirlenir. ben zihnimin mağaralarına girip onları terbiye ettim. siz de huylarınızı benim gibi terbiye ederseniz dünya sizin bir parçanız olur. bu hepinize aktarmayı uygun gördüğüm muhteşem ve kutsal bir güç çocuklarım.” Peki bu huyların karşılıklarına bakalım: “woe, dread, frolic, malice” Mükemmel bir insana giden yol aslında içsellerin kotalarını doldurmasında saklı. Kapitalizmin insani duyguları bir KPI hedefine çevirmeyi başarması gerçekten de büyük bir cehennem olmaz mıydı?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Severance = Apple&nbsp; &nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dizinin konusuna biraz ara verelim, en başta bunun bir Apple+ dizisi olduğunu belirtmiştim. Burada Apple ile Severance arasındaki benzerlikler de benim için çok ilgi çekici oldu.</p>



<p>Lumon şirketinin binasına bir göz atalım, tanıdık geldi mi?</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1299" height="690" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res6.png" alt="" class="wp-image-4121"/></figure>



<p>Evet doğru bildiniz. Bu da Apple’ın merkez binası;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1255" height="688" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res7.png" alt="" class="wp-image-4122"/></figure>



<p>&nbsp;Peki Lumon binası başka size ne andırıyor? Mesela bir insan beyninin kesiti olabilir mi?</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1233" height="485" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res8.png" alt="" class="wp-image-4123"/></figure>



<p>Lumon’daki bilgisayar tasarımları da çok ilgi çekici.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1211" height="748" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res9.png" alt="" class="wp-image-4124"/></figure>



<p>Sola dayalı 4&#215;3 kare ekran. 1983 yılında Mac’in piyasaya sürdüğü Lisa tasarımına oldukça benziyor. Klavyeye bağlı, top şeklinde fare tasarımını da 1991 yılında piyasaya sürülen portable versiyonunda görmekteyiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1274" height="496" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res10.png" alt="" class="wp-image-4125"/></figure>



<p>Bu retro fütüristik ortamda dizi bize sürekli Apple’dan referanslar gösteriyor. Örneğin Apple’ın The Ring’inden bir iç mekan fotoğrafı ve hemen yanında Lumon Şirketinin binasından bir mekan fotoğrafı…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1334" height="532" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res11-1.png" alt="" class="wp-image-4129"/></figure>



<p>Ve gelelim belki de en güzeline… Aşağıdaki video New York Şehrinin Büyük Santral binasında çekildi. Dizinin 2. Sezon reklamında bir pop-up alan tasarlandı ve bu alanda dizideki o meşhur ofis sahnelendi. Ancak hepsi bu kadar değildi. Dizinin oyuncuları geldi ve kutunun içine girerek rollerini oynamaya başladılar.</p>



<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=qRlMjr_8OSw">Severance Season 2 Pop-up Live Event at Grand Central NYC</a></p>



<p>Camdan bir kutu, tıpkı Apple Store’ların tasarımı gibi…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1159" height="759" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res12-1.png" alt="" class="wp-image-4130"/></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1151" height="644" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2025/02/res13-1.png" alt="" class="wp-image-4131"/></figure>



<p>Burada bir markanın kendi bünyesindeki bir platformunun içinde yer alan bir diziyle ne kadar eşgüdümlü ve ahenk içerisinde çalıştığını görebiliyoruz. Severance sadece meraklıları için bir bilim kurgu dizisinden öte, Apple için de pek çok değeri temsil eden bir tasarım aracı aslında. Ayrışma dediğimiz şey de belki bilinçaltımızın (içsel) bilinç üstümüz ile (dışsal) bütünleşmesinin kusurlu olduğunu düşünen ve bununla mücadele eden bir antibiyotiktir yan etkilerini asla bilemeyeceğimiz… Kapitalizm için mükemmel çalışana giden yolda keder, şirketteki hayal kırıklıklarınızdan çıkardığınız dersler; neşe, başarılarınız karşılığında aldığınız prim; korku, hedeflerinizi gerçekleştiremediğinizde düştüğünüz durum; hasetse yöneticilerinizin sizi sürekli içinde tuttukları diğer markalar ile çalıştığınız marka arasındaki kutsal rekabet olabilir mi? Cevabınız evetse tebrik ederim. Anketimiz sonra erdi. Kurulmuş bu düzen için harika bir adaysınız. O zaman, ayrışmaya hazır mısınız?</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fseverance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz%2F&amp;linkname=%0A%20%20Severance%20Dizisi%20%C4%B0ncelemesi%3A%20Belle%C4%9Finizi%20%C4%B0kiye%20B%C3%B6lmeye%20Haz%C4%B1r%20m%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fseverance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz%2F&amp;linkname=%0A%20%20Severance%20Dizisi%20%C4%B0ncelemesi%3A%20Belle%C4%9Finizi%20%C4%B0kiye%20B%C3%B6lmeye%20Haz%C4%B1r%20m%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fseverance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz%2F&amp;linkname=%0A%20%20Severance%20Dizisi%20%C4%B0ncelemesi%3A%20Belle%C4%9Finizi%20%C4%B0kiye%20B%C3%B6lmeye%20Haz%C4%B1r%20m%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fseverance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz%2F&amp;linkname=%0A%20%20Severance%20Dizisi%20%C4%B0ncelemesi%3A%20Belle%C4%9Finizi%20%C4%B0kiye%20B%C3%B6lmeye%20Haz%C4%B1r%20m%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z%3F" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Fseverance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz%2F&amp;linkname=%0A%20%20Severance%20Dizisi%20%C4%B0ncelemesi%3A%20Belle%C4%9Finizi%20%C4%B0kiye%20B%C3%B6lmeye%20Haz%C4%B1r%20m%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z%3F" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><a href="https://ofistekiler.com/moladayken/severance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;8&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Severance Dizisi İncelemesi: Belleğinizi İkiye Bölmeye Hazır mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ofistekiler.com/moladayken/severance-dizisi-incelemesi-belleginizi-ikiye-bolmeye-hazir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>
  Askıda bir pantolon olmak…</title>
		<link>https://ofistekiler.com/moladayken/askida-bir-pantolon-olmak/</link>
					<comments>https://ofistekiler.com/moladayken/askida-bir-pantolon-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Burak Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jan 2025 17:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Moladayken]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ofistekiler.com/?p=4066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 13 Ocak 2025. Belçika’da sendikalar greve gidiyor. Başta öğretmenler olmak üzere pek çok işçi bugün grev hakkını&#8230;</p>
<p><a href="https://ofistekiler.com/moladayken/askida-bir-pantolon-olmak/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;8&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Askıda bir pantolon olmak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="bsf_rt_marker"></div>
<p>Bugün 13 Ocak 2025. Belçika’da sendikalar greve gidiyor. Başta öğretmenler olmak üzere pek çok işçi bugün grev hakkını kullandı. Sebebi Belçika Hükümetinin emeklilerin güvencesi olarak gördüğü emekli maaşları üstünden ekonomik şartlar gereği kemer sıkma politikalarını uygulamak istemesi. Geçtiğimiz hafta oğlumuz Kayra’nın okulundan şöyle bir yazı aldık;</p>



<p>“Her çocuğa hakkı olan kaliteli eğitimi sunmak istiyoruz. Bunu her gün yürekten ve ruhla yapıyoruz. Emekli maaşlarından tasarruf ederek öğretmen açığı kapatılamaz. Tam tersi yeni öğretmen olacak gelecek nesillerin başlama heyecanı kaybolur. İyi eğitim, eğitimli ve motivasyonu yüksek bir öğrenim kadrosu ile mümkündür.”</p>



<p>Şimdi peki bu olaydan, bu sayfada, tam da burada; bize ne diyebilirsiniz. Sizi anlıyorum. Ancak coğrafyalar, toplumlar, gelenekler, öğretiler, tarihsel süreçler farklı farklı olsa da; insanın ortak bir çabasının asla değişmediğinden bahsetmek istiyorum. “Lucy” filminde bilim adamları insanın doğasını öğrenmeye çalışırken fark ettikleri nokta, insanın zaman kavramında bir hafıza kartı olduğuydu. Öğrendiğimiz her şeyi, asırlar boyunca sonraki nesillere aktarabilme becerimiz ve motivasyonumuz… Benzer bir hikayeyi Isaac Asimov’un “Foundation” eserinde de görüyoruz. Medeniyetlerin çöküşünden sonra geriye kalan insanoğlu için bir vakıf kurulması ve insanlığa tekrar ateşi, tekerleği keşfetmeye gerek kalmayacak bilgileri o vakıfta muhafaza etme misyonu. Peki öğrendiğimiz her şeyi nasıl öğrenilebilecek kılıyoruz? Asırlar boyunca bunu nasıl başardık? Bu misyonu bize kim yükledi ya da bu tabiatımızın bir gerçeği miydi? Doğar doğmaz önce öğrenme daha sonra adapte olma ve en sonunda da öğretme çabamız nereden geliyor? Eğer gündelik hayatımızın telaşı ile öğrenme ve öğretme becerilerimizi ayırabilseydik, daha fazlasını başarabilir miydik? Bugünden ne kadar daha ileri gidebilirdik? Bu soruları çeşitlendirmek ve çoğaltmak elbet ki mümkün. Ancak bugün tek bir konuya odaklanacağım. Aslında okuldan bize gelen yazıda da acı kelimemiz, hayatta kalabilme becerilerimizi, hayatta kalabilmeleri için depoladığımız ve aktardığımız nesillerle aynı; “Motivasyon”. Size kişisel gelişim ile ilgili bir şey anlatamam, size nasıl motive olacağınızı da söyleyemem; ancak aktarabileceğim bir şey var o da kendim…&nbsp;</p>



<p>LC WAIKIKI ailesi ile 18 yıl geçirdim. 2004 yılında satış danışmanı olarak başladığımda üniversite öğrencisi ve sadece cep harçlığımı çıkarmak isteyen bir gençtim. Buna ben bile karar vermemiştim, Bursa’da açılan bir AVM’yi gezerken, eski kız arkadaşım; zaten ikinci öğrenim okuyorsun, gündüzleri bir işe yara da boş boş oturacağına çalış, -o sırada LC WAIKIKI mağazanın önünden geçiyorduk ve bana vitrindeki yazıyı göstererek- bak LC WAIKIKI satış danışmanı arıyor, git başvur belki alırlar demişti. Kendisine uydum ve o gün bir form doldurdum. Bu formun benim geleceğimizi değiştireceğinden haberdar bile değildim. 20 yıl sonra Belçika’ya kadar uzanan bu yolculuk o gün benim için başlamış oldu.&nbsp;</p>



<p>Sektörden gelmiyordum. Perakendecilik, tekstil, mağazacılık, satış danışmanlığı hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Bir gün bir telefon geldi ve Bursa’da AS CENTER’da LC WAIKIKI’nin yeni bir mağaza açacağını, benim de orada çalışacağımı söylemişlerdi. Dedikleri gün ve saat oradaydım. Yaklaşık 2000 metre kare bom boş bir mağaza ve önümüzde yüzlerce ürün kolisi. İlk endişem ne yapacağımı bilmemekti. Ortalıkta boş boş dolaşırken birilerinin beni yönlendirmesine ihtiyaç duyuyordum. Talimat almalıydım, inisiyatif değil. Çünkü inisiyatif alabilecek bir deneyime sahip değildim. Yıllar sonra çalıştığım bir yabancı yöneticim, bir toplantıda bana şöyle bir tavsiyede bulunmuştu; “Sorulan her soruya cevap vermek zorunda değilsin.” Bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Ne kadar önemli olduğunun da o güne kadar farkına varmamıştım. Ancak tersi açıdan baktığımızda eğer her soruya cevap vermek zorunda değilsem, pek çok soru sormaya da hakkım vardır diye düşündüm. Belki de bu sohbetten yıllar önce AS CENTER’da gözüme o kocaman gelen boş mağazada yaptığım gibi. Konuşmayı yeni öğrenmeye başlayan bir çocuk gibi. Gökyüzü neden mavi? Güneş neden gidiyor? Ay neden var? Neden kar yağmıyor? Kuşlar ağaçlarda mı yaşar? Ağaçları kesersek kuşlar evsiz mi kalır? Bunlar bana oğlumun sorduğu sorulardan birkaç örnek. Kayra’yı büyütürken yakın çevreme hep şu cümleyi kurmuşumdur; “Kendi çocukluğumun babasıyım…” O gün orada da ben Burak adında genç bir üniversite öğrencisi değil, 4 yaşında Kayra adında bir çocuktum. Büyümeye başlamak o gün bilincinde olmadığım, seneler sonra dönüp baktığımda hiç de kolay olmadığını gördüğüm bir hatıra olacaktı, başka nesillere aktarabileceğim bir öğreti, bir yazı, belki de bu yazı…</p>



<p>Talimatlar gelmeye başlamıştı. “Birazdan Görsel Düzenleme Uzmanlarımız gelecek. Duvarların üstüne hangi lineların yerleşeceğini yazacak, sizler kolileri açıp askıladığınızda ürünün etiketine bakacak ve etikette gördüğünüz line ismini, duvarda yazılan line’ın önüne bırakacaksınız.” Hedefte netleşmenin ve akılda bulanıklığa sebebiyet vermeden çalışabilmenin önemini o gün anlamamıştım ancak günlerce biteceğine inanmadığım yüzlerce koli o gün sona ermeden yerli yerine büyük bir nizam ile dağıtılmıştı. 4 yaşında bir çocuk olarak bu benim için “wauv” diyebileceğim bir şeydi.&nbsp;</p>



<p>2.gün yine mağazadaydık. Daha önce ne yapmam gerektiğini bir günde öğrenmiştim. Elim her boşa düştüğümde de mağazayı dolaşarak, Görsel Düzenleme Uzmanlarının ne yaptığını keşfetme çabasındaydım. O güne kadar böyle bir meslek olduğunu bile bilmiyordum. Dedim ya 4 yaşındaydım. Baskılı t-shirtler neden ön askıya askılıyor da, düz renkler yan askıya asılıyor? Neden yan askılarda bir üst grup, bir alt grup var? Duvarlarda neden mankenler var? Neden ürünler kombinleniyor? Neden şu adam saatlerce mağaza girişindeki mankenleri sürekli farklı farklı ürünlerle deneyip giydirmeye çalışıyor? Sorular çığ gibi büyüyordu. Gördüklerimi boş bir duvarda taklit etmeye başlıyordum ama özgün olmak da istiyordum bir yandan. O gün için pek kabul görmeyeceğini düşündüğüm birkaç deneme yapmıştım. Yanıma daha sonra uzmanlardan biri geldi ve benim Kayra’ya öğrettiğim gibi, yanlış olan şeylerin neden yanlış olduğunu sebep – sonuç ilişkisiyle açıklayarak nasıl doğru yapmam gerektiğini gösterdi. O gün mağazadan çıktığımızda ertesi gün tekrar gelip, tekrar çalışmak istemiştim. Çünkü tanımadığım birinin yanıma gelerek, ne yaptığımı bilmediğim halde beni yadırgamayıp, doğru olanı göstermesi ve bana vakit ayırarak birlikte o duvarı tamamlamamız işimi sevmem için bir sebep doğurmuştu. Salt doğru ya da salt yanlış yoktu; doğruyu bulabilmek için yanlışı yapabilme potansiyelinin de yolculuk esnasında bir yetenek olduğunun öğretisi vardı.&nbsp; O gece uyurken yerleştirdiğimiz line duvarının ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Sabah geldiğimde önce o duvarın önüne gidecektim, biri bozmuş mu, oynamış mı diye kontrol edecektim. Tekrar diyorum ya, 4 yaşındaydım ve oyuncaklarımın doğru yerde olduğunu bilmek en doğal hakkımdı.</p>



<p>3. gün son günümüzdü ve ertesi gün mağaza satışa açılacaktı. Başka uzman arkadaşlarla farklı duvar ve masalarda çalıştık. Öğrenme sürecim farkına varmadan devam ediyordu. Bu işe duymaya başladığım ilgi yanında heyecanı, heyecan da motivasyonumu tetikliyordu. Evinde çok dağınık ve pasaklı olan ben, kendimin bile farkında olmadığım&nbsp; bir özelliğimi keşfediyordum. Bu keşfin yıllar sonra işimin olacağı o gün aklımın ucundan bile geçmezdi. Değişmeyen tek şey hala çok dağınık çalışmam sanırsam.</p>



<p>Hala 4 yaşındayım ve mağaza açıldıktan sonra ilk sinir krizimi, gelen müşterilerin o gün sanat eseri sandığımız duvarları alaşağı etmesiyle yaşadım. Sanırsam o line çalışmalarının duvarda tablo gibi duracağını ve hiç dokunulmayacağını düşünüyordum. O günün sonunda mağaza kapanmasına dakikalar kala yeni bir şey öğrendim. “Yenilenmek…” Dağınık olan mağazayı düzeltmeye ve sabaha hazırlamaya başlamıştık. Bazı arkadaşlarımız soyunma kabinlerindeki ürünleri topluyordu, bazı arkadaşlarımız kasayı kapatıyordu ben de sanat eserlerimi tekrar görücüye çıkarmak için ürünleri katlıyor, askılarını düzenliyor ve doğru şekilde sergilenmeleri için çalışıyordum. O ürünler her gün yüzlerce insanın ve ekip arkadaşımın elinden geçip, belki yerlerde sürünüp, belki deneme sırasında yakaları makyaj izi olup, belki de soyunma kabinlerinde, depolarda ya da müşteri sepetlerinde unutulup; bir insanı mutlu edinceye kadar aynı askıya asılmaya devam ediyordu. Yılmıyorlardı ve mağaza ışıkları altında her günün sonunda ve her günün başlangıcında orada dimdik durmayı başarıyorlardı. Bunu elbette tek başına yapmıyorlardı, arkalarında o ürünlere destek olan bizler vardık. Kendinizi mağazaya yeni çıkmış bir koleksiyon içerisinde bir ürün olarak hayal edin. Madem ben 4 yaşındayım, şimdi sıra sizlerde… Bazınız basic bir t-shirt, bazınız havalı bir sweat, bazının da düz bir pantolon olabilirsiniz. Hedefiniz kasadan geçtikten sonra sizi alan kişinin evine gitmeniz, gardırobuna girmeniz ve sizi üstlerinde denediklerinde ayna karşısında mutlu olabilmeleri… Şunu düşünebilirsiniz, “o havalı sweat üstünde bir baskı var diye müşterinin gözü önündeyken ben neden düz bir pantolonum diye önüm arkam başka ürünlerle kapalı ve yan askıda duruyorum?” Pek tabii bazılarınız şunu da düşünebilir; “Üf öyle havalı, baskılı, renkli bir t-shirtüm ki beni spotların altında direk müşteriyle göz teması kurabileceğim bir yerde sergiliyorlar, ben olmasam kim bakar size?”&nbsp; O zaman 4 yaşındaki size bir tavsiye; Çok fazla çikolata yemek zararlı olamasaydı, gereğinden az sebze ve meyve yemek de faydalı olurdu. Denge de kendi içinde bir motivasyon olabilir mi? Bütüne baktığımızda orada yan askıda düz bir pantolon olmasaydınız belki yanınızdaki havalı ürünler de pek de o kadar havalı olmayacaktı. Kombin dediğimiz olgu da kendi içinde bir denge değil midir?&nbsp;</p>



<p>Basketbolu hayatım boyunca çok sevmişimdir. Bir dönem Türkiye’de çok önemli basketbol koçlarından biri olan Željko Obradović çalıştı. Bir röportajında şunu söylemişti; “Ben hiçbir zaman oyuncularımın yetenekleri dışında bir hücum ve savunma seti hazırlamadım. Onlar neyi oynayabilirlerse ben o setleri hazırladım.” Röportajı yapan kişi ardından şu soruyu sordu; “Peki bu takımın şu an kaç tane hücum seti var? Kaç varyasyon oynayabiliyorsunuz?” Koç şöyle cevapladı; “Bunu ekip arkadaşlarıma sormam lazım tam sayıyı bilmiyorum ama 100’ün üstündedir.” Yetenekleri kısıtlı bir oyuncu kadrosuyla 100’ün üstünde hücum seti oluşturabilmek ve takımın bunu zorlanmadan yapabilmesi… Bu denge öğretisi o sene Türkiye’ye kulüpler bazında ilk Avrupa Kupasını getirmeyi sağladı. Ekip içerisinde yetkinlikleri farklı farklı insanlarla bir araya gelebilirsiniz, koleksiyon içerisinde müşterinin gözünden uzak basit bir ürün olabilirsiniz, tabağınızda çok sevdiğiniz çikolatalı ekmek dışında hiç sevmediğiniz yeşil sebzeler, farklı farklı meyveler de olabilir; bütüne baktığında sizin özel hissetmediğiniz yerlerde başka birileri için ne kadar kıymetli olduğunuzu görebilirsiniz. 5000 parçalık bir yapbozdan eksilen bir parçaysanız, onu tamamlamanın ardındaki burukluğu gözlemleyebilirsiniz. Hatalarınızın en büyük motivasyon olduğunu fark ettiğinizde korkularınızın aslında sizi daha iyiye taşıyacak itici bir kuvvet olduğunu görebilirsiniz. İşin zorluğu, kolilerin çokluğu, tabağınızın doluluğu, sayıların büyüklüğü sizi aldatmasın. Buna en güzel örneği belki de “Person of Interest” dizisindeki satranç sahnesiyle verebilirim;&nbsp; <em>“Her olası hamle farklı bir oyunu temsil eder. Daha iyi bir hamle yapacağın farklı bir evreni. İkinci hamleyle birlikte 72,084 olası oyun vardır. Üçüncüden sonra 9 milyon. Dördüncüden sonra 318 milyar. Dünya üzerinde bulunan atom sayısından daha fazla sayıda olası satranç oyunu vardır. Hiç kimse hepsinin sonucunu tahmin bile edemez, sen bile. Yani ilk hamle korkutucu olabilir. Oyunun sonuna en uzak olduğun noktadır. Sen ve karşı taraf arasında sonsuz bir olasılıklar denizi vardır. Ama bu aynı zamanda bir hata yaparsan neredeyse sonsuz sayıda çözüm yolu olduğu anlamına gelir. Yani sadece rahatlamalı ve oynamalısın.”</em></p>



<p><em></em>Yazının başında okuldan gelen bilgilendirme mailinin bir kısmını burada tekrar etmek isterim; <em>“İyi eğitim, eğitimli ve motivasyonu yüksek bir öğrenim kadrosu ile mümkündür.” </em>Genç bir öğrenciyken başlayan LC WAIKIKI hayatımda; doğru motivasyonu öğrendiğim şeyleri asla iş olarak görmemeyi kendime öğütleyerek buldum. Bugün hala bile kendimi “çalışıyor” gibi hissetmiyorum. Şirket içerisinde bir eğitimci olarak da deneyimlerimi ve aktarım tarzımı yıllar boyunca çalıştığım onlarca farklı ekibin bana kattıklarıyla şekillendirdim. İç motivasyonum daima öğrettiğim programları kullanan arkadaşlarımın, aslında ne kadar da kolaymış cümlelerinde buldum. Çalıştığım projelerde hata yapmaktan korkmamayı öğreten yöneticilerimin yanında, hata yapmanın da sonuca giden bir yol olduğunu gördüm. Yeri geldi çok fazla çikolata yedim, yeri geldi hiç sebze ve meyve yemedim. Dengenin beni olgunlaştıracağı evreye kadar yöneticilerimin sabrını sınadım, aynı ebeveynlerinin de sabrını sınayan bir çocuk gibi. Her soruya verecek bir cevabım olmaması gerektiğini öğrendiğimde yolun daha başındaydım. Bundan utanmadım, buna üzülmedim; her şeyi bilmek zorunda hissetmedim kendimi…</p>



<p>Geçenlerde bir dost sohbetinde bana şöyle bir soru geldi; yılbaşı çekilişi için piyango almıştım ve büyük ikramiye 42 milyon Euro’ydu. Sana çıksa ne yaparsın diye sordular bense; “Mevcut şekilde çalışmaya devam ederim.” dedim. Çünkü yaptığım işi hiçbir zaman iş olarak görmedim, aileme karşı bir sorumluluk olarak gördüm ve iki farklı aile yaşamı sürdürmeye devam ediyorum; biri öz ailem, diğeri de ekip arkadaşlarım. Bu size hemen kabullenemeyeceğiniz bir olgu gelebilir, sizden bunu içselleştirmenizi de beklemiyorum ancak “bunu her gün yürekten ve ruhla yapıyorum.”&nbsp;</p>



<p>Winston Churchill’in dediği gibi; <em>“Başarı son değildir, başarısızlık ise ölümcül değildir: Önemli olan ilerlemeye cesaret etmektir.”&nbsp;</em> Yürümek, düşmek, keşfetmek, hata yapmak, hayal kırıklığı yaşamak, susmak, çok soru sormak, ayağa kalkmak, öğrenmek, öğretmek ve yeniden yürümek… Kendin için, ailen için, arkadaşların için ve sonraki nesiller için hep yeniden ve yeniden ve yeniden… Bu durumda motivasyon belki de dışarıda arayacağımız bir şey değildir, belki de benliğimiz ve varoluş biçimimiz, kendimiz ve başkaları için motivasyonun ta kendisidir; ister askıda bir pantolon olun, ister 4 yaşında bir çocuk, bir öğretmen, bir öğrenci veya hiçbir şey bilmeden ve endişeli gözlerle yüzlerce kolinin yanında boş bir koleksiyon duvarına bakan genç bir adam, bir anne, bir baba…&nbsp;</p>



<p>Sevgili 4 yaşındaki okurum; çok fazla çikolata tüketmeyeceğiniz ancak çikolata kadar tatlı geçecek bir hafta dilerim</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Faskida-bir-pantolon-olmak%2F&amp;linkname=%0A%20%20Ask%C4%B1da%20bir%20pantolon%20olmak%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Faskida-bir-pantolon-olmak%2F&amp;linkname=%0A%20%20Ask%C4%B1da%20bir%20pantolon%20olmak%E2%80%A6" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Faskida-bir-pantolon-olmak%2F&amp;linkname=%0A%20%20Ask%C4%B1da%20bir%20pantolon%20olmak%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Faskida-bir-pantolon-olmak%2F&amp;linkname=%0A%20%20Ask%C4%B1da%20bir%20pantolon%20olmak%E2%80%A6" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fmoladayken%2Faskida-bir-pantolon-olmak%2F&amp;linkname=%0A%20%20Ask%C4%B1da%20bir%20pantolon%20olmak%E2%80%A6" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><a href="https://ofistekiler.com/moladayken/askida-bir-pantolon-olmak/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;8&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Askıda bir pantolon olmak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ofistekiler.com/moladayken/askida-bir-pantolon-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>
  İçimizdeki Ted Lasso’yu Keşfetmek</title>
		<link>https://ofistekiler.com/is-analizi/ted-lassoyu-kesfetmek/</link>
					<comments>https://ofistekiler.com/is-analizi/ted-lassoyu-kesfetmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Burak Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Dec 2024 21:23:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş Analizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ofistekiler.com/?p=4013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ted Lasso bilmeyenler için Apple+ dizisinde yer alan tamamen kurgusal bir karakter. Bu karaktere hayat veren komedyense; Jason&#8230;</p>
<p><a href="https://ofistekiler.com/is-analizi/ted-lassoyu-kesfetmek/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;9&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;İçimizdeki Ted Lasso’yu Keşfetmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="bsf_rt_marker"></div>
<p>Ted Lasso bilmeyenler için Apple+ dizisinde yer alan tamamen kurgusal bir karakter. Bu karaktere hayat veren komedyense; Jason Sudeikis. Baştan şunu belirtmek lazım ki, eğer kendinizi pozitif hissetmek istiyorsanız bu diziye mutlaka şans vermelisiniz. Burada bir dizi analizi yapmayacağız. Ancak bir Ted Lasso karakteri yaratmanın arka planındaki ekip işini görebilmek ve karakterin öz benliğinin bizim hayatımıza ne kadar pozitif etki edebileceğini anlamlandırabilmek bu yazıya başlamamın temel motivasyonu oldu diyebilirim.</p>



<p>Şimdi kendinizi bir düşünün. Amerikan Futbolunda gençler liginde bir takımın baş antrenörüsünüz. Ayak futbolu dediğimiz futbol ile ilginiz hiç yok. Daha önce bir kez bile deneyimlemediğiniz gibi iki farklı spor dalının kurallarını ve normlarını da aynı zannediyorsunuz. Bir gün kapınızı İngiliz Premier Lig ekiplerinden bir takım çalıyor ve sizin teknik direktör olmanızı istiyor. Bu takım İngilizlerin köklü kulüplerinden biri olan Tottenham Hotspur FC. Diziyi izleyenler, yanlışın var o kulübün teknik direktörü olmuyor diyebilir ancak Ted Lasso hikayesi dizi olmadan çok daha öncesine dayanıyor. Bu kurgusal karakterin ilk adımı NBC Sports kanalı için 11 yıl önce atılıyor. Tottenham Hotspur teknik direktörü olarak çeşitli parodiler çekiliyor hatta NBC’nin bir maçına yorumcu olarak da katılıyor sevgili koçumuz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="605" height="340" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-2.jpg" alt="Ted Lasso" class="wp-image-4015"/></figure>



<p>Bu karakterin oluşum aşamasındaki parodi Amerikalıların Futbolu ile İngilizlerin Futbolu arasındaki mizansene dayanıyor ve karakterin sıcaklığı, samimiyeti, saflığını o kadar iyi çiziyor ki Jason Sudeikis, Apple + bu projeyi 2020 yılında bir dizi haline getirmeye karar veriyor ve Ted Lasso İngiltere’den çıkıp tüm dünyanın sevdiği bir karakter haline dönüşüyor. Peki Ted Lasso’yu bu kadar ilgi çekici kılan neydi? Gelin biraz da buralara bakalım. Yazının bundan sonrası dizinin temelini etkilemeyecek olan küçük ön bilgilendirmeler içerebilir baştan söyleyeyim.</p>



<p>Bir sürecin ya da mesleki yetkinliğin uzmanı olduğunuzu düşünün. Bir gün size bir teklif geliyor ancak o pozisyonla ilgili yeterli deneyim ve bilgiye sahip değilsiniz. Yeni pozisyonunuzda sizinle çalışacak ve kendi alanlarında uzman otuza yakın insan var. Hepsinin yönetici konumunda olacaksınız aynı zamanda. Gelin işi biraz daha çetrefilleştirelim. Sizi hiç bilmediğiniz bir alanda, yönetici olarak getirme istemelerinin sebebi; o departmanın başarısız olmasını istemek ve kapanması için üst yönetim tarafından böyle bir adım atılması. Kısacası oraya layık görülmenizin sebebi başarılarınız değil; yeni alanda mutlak başarısız olacağınız düşüncesi ve beklentisi. İşte Ted Lasso’da İngiltere hikayesine böyle başlıyor. Yeni başkanları tarafından başarısız olunması istenen bir futbol kulübünün teknik direktörü olarak. Hem de daha önce hiç futbol konusunda bilgisi olmamasına rağmen. Yazıya girişte hatırlayın kendisi aslında “Amerikan Futbolu” koçuydu. Toksitli bir ortamda ve başarısız olmanızı bekleyen bir yönetimle başarıyı nasıl tanımlarsınız? Başarı verilen hedefe ulaşmak mıdır? Başarı, ekibinizde yer alan kişilerin daha ileriye gitmelerini sağlamak, onlara kariyer yolu açmak mıdır? Yoksa başarı hedefin ulaşılmazlığını analiz ettiğinizde sadece denedim diyebilmek midir? Belki de aynı anda hepsi ya da hiç biridir. İçimizdeki Ted Lasso’yu bulabilseydik bir şeyleri değiştirebilir miydik? Gelin birlikte göz atalım…</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kural 1: Gülümse ve ardında bırak.</h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1386" height="691" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-3.png" alt="Ted Lasso" class="wp-image-4016"/></figure>



<p>2004 yılında sahada satış danışmanı olarak çalışırken, aynı mağazadan 2 arkadaşım ile birlikte Mağaza Görsel Düzenleme Uzmanlığına adaydık. Uzmanlığım olan sektör dışındaki ilk tecrübemdi. Görsel Düzenleme Uzmanlığına dair bilgim hayal gücümden öteye gitmiyordu ve hem yaşım hem tecrübesizliğimin üstüne bir de sanırsam cehaletin beklenmedik erdemine de sahiptim. Diğer 2 iş arkadaşım çok daha uzun süredir bu işi yapıyorlardı, yetkinlikleri ve deneyimleri benden öteydi. Aynı zamanda ben henüz yeni işe başlamışken onların tecrübeleri yıllara dayanıyordu. Bu tatlı görmek istediğim rekabet yeri geldiğinde rencide edici olabiliyordu ve o zamanların birinde daha Ted Lasso bile yokken şu tavsiyeyi o dönem ki bir yönetici adayından almıştım; “İnsanlar senin moralini bozup kendisine avantaj sağlamak isteyebilirler, başına ne gelirse gelsin gülümsemeye devam et; senin kaleni yıkmaya çalışırlarken yavaş yavaş rahatsız olacakları nokta, neden hep gülümsüyor oluşun olacak. Bunu samimiyetle yap ki göreceksin barutu senin değil kendi surlarının altına koyuyor olacaklar. Senin pozitifliğin onların sorunu olduğunda artık ne kadar gülümsersen o kadar vazgeçtiklerini izleyebilirsin.” Ted Lasso’nun dizi boyunca verdiği mesajda aslında hep bu nezaket ve samimiyetin olduğunu görebilirsiniz. Karşılaştığınız her zorlukta işe samimi bir gülümsemeyle başlamanın gücü size de iyi gelecektir.<br>Ted’de benzer bir yöntem ile olaylara yaklaşıyor. Hatta durum ne kadar kötüyse cebinde hazırda kullanabileceği o kadar iyi bir esprisi bile var. Pozitif düşüncenin başkalarını iyileştirmeden önce kendinizi iyileştirebileceğini ve ön yargıları ne kadar hızlı yıkabileceğini sezonlar boyunca bize tekrar ve tekrar öğretiyor Ted Lasso. &#8220;Vücudunuz bir günlük pirinç gibidir. Düzgün bir şekilde ısınmazsa, gerçekten kötü bir şey olabilir.&#8221; diye de ekliyor. Belki de doğru ısı bir gülümsemenin ta kendisidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kural 2: Japon Balığı ol.</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="605" height="340" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-4.jpg" alt="" class="wp-image-4017"/></figure></div>


<p>Gülümsemenin gücü yalnız kaldığınızda arkasında bir karabasan ile de gelebilir. Güçlü hissettirdiğiniz kadar güçlü olmadığınızı düşündüğünüz ve bunu ne kadar daha devam ettirebileceğinize dair çelişkiler… Hayatın hayat olabilmesi ve bunu anlamlandırabilmemiz için çelişkilere, zıtlıklara, sorulara ve sorunlara ihtiyaç duyarız. Çünkü bunlar yaşamın çapraz bulmacalarıdır. Attığınız bir adımın başka bir soruya dayanacağını, verdiğiniz bir cevabın başka problemleri ya da aranan cevapları tetikleyeceğini ön gördüğümüz bir dünyada yaşadığımızı kabul etmemiz gerekiyor. Yükümüz asla hafif değil; ne evde, ne sokakta, ne de iş yerinde. Ailesel problemleri iş yerine getirdiğimiz gibi iş yerindeki problemleri de aile hayatımıza getirebiliyoruz. Belki ileride başka bir yazının konusu olabilir ancak hiç birimiz kabul edelim ki “Severance” dizisinde yaşamıyoruz. (Buraya başka bir zaman değiniriz.) Bu durumda sırtına dünya yüklenen Atlas kadar dirayetli olmayı nasıl öğreneceğiz? İkisine birden daha fazla sarılarak mı yoksa tamamen bırakarak mı? Anı, anda bırakmayı öğrenmemiz gerektiğini koçumuz şöyle örneklendiriyor; Takımında problemler yaşayan potansiyelli bir futbolcuya aynen şu sözleri söylüyor Ted Lasso: “Dünyadaki en mutlu hayvan nedir biliyor musun? Bir Japon balığı. Neden biliyor musun? 10 saniyelik bir hafızası var. Japon Balığı ol.” Keşke söylendiği kadar kolay olsa ancak anı, anda bıraktığınızda odaklanmak istediğiniz konuya daha kolay varabilmeniz sizin elinizde. Unutmamanız gereken tek şey problemlere döneceğiniz zamanı doğru planlayabilmek. Hayatı tersten okumaya ne dersiniz? Problemlerimiz arttığında ve üst üste bindiğinde yeni bir şey için önce onları temizleme derdine düşeriz. Hatta bu bizim için kaçış yolu, ciddi bir bahanedir aynı zamanda. Japon Balığı olun. Yeni sorunu ortadan kaldırmak için sırtınızdaki yükleri bahane etmekten vazgeçin. Hansel ve Gretel gibi bekleyen problemler sizin dönüş yolunu bulmak için bıraktığınız gevrekler olsun sadece. Odaklandığınız işi bitirin ve yolu geriye yürümeye başlayın. Dizinin bir başka karakteri Rebbeca’nın şu sözlerine kulak verelim; &#8220;Bir dakikalığına yolumu kaybettim ama geri dönüş yolundayım.&#8221;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kural 3: İnan.</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="605" height="403" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-5.jpg" alt="" class="wp-image-4018"/></figure></div>


<p>Takımda üst yönetimin beklediği gibi her şey kötüye gitmektedir. Mağlubiyetler ve kümeye düşme potasına girmek kaçınılmazdır. Oyuncuların da güveni daha önce hiç futbol ile ilişkisi olmayan koçlarına gittikçe azalmaktadır. Ekip içindeki ahenk yavaş yavaş kaybolur. Sebep sonuç ilişkisi kişiselleştirilir. Takım dağılmaya yüz tutar. Ofisinde tek başına oturan Ted bir karton alır ve üstüne şu kelimeyi yazar; “BELIEVE” Bunu tüm oyuncuların göreceği şekilde soyunma odasına asar ve takımıyla bir konuşma yapar;</p>



<p>“İnanç, sadece bir şeyi duvara astığın için ortaya çıkmaz. Tamam mı? İçeriden gelir (kalpten). Anlıyor musun? Ve buradan (beyinden). Aşağıdan da (içgüdüden).<br>Tek sorun şu ki, hepimizin içinde dolaşıp duran o kadar çok ıvır zıvır var ki, çoğu zaman kendi önümüzde bir engel oluyoruz. Biliyor musun, kıskançlık, korku, utanç gibi saçmalıklar… Ben artık bu tür şeylerle uğraşmak istemiyorum. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Gerçekten anlıyor musun?<br>Peki ben neyle uğraşmak istiyorum biliyor musun? Önemli olduğuma dair inançla… Başarıp başaramadığımdan bağımsız olarak… Ya da hepimizin sevgiye layık olduğumuza dair inançla… Canımızın yanmış olması ya da belki bir başkasını incitmiş olmamız fark etmeksizin. Ya umuda olan inanca ne dersin? İşte, ben bununla uğraşmak istiyorum.<br>İşlerin daha iyi olabileceğine inanmak. Benim daha iyi olabileceğime inanmak. Bizim daha iyi olabileceğimize inanmak.<br>Ah, kendine inanmak… Birbirimize inanmak… Dostum, bu hayatta olmanın temelidir. Ve bak, eğer bunu yapabilirsen, eğer her biriniz gerçekten bunu yapabilirseniz, kimse bunu sizden alamaz.”</p>



<p>Bunun üstüne yazılacak bir şey bence yok ancak bölüm isminin çok şey anlattığını da belirtmek isterim; “İşaretler.” Siz işaretleri takip etmeyi asla bırakmayın ve olabildiğince kendinizin önemli olduğuna inanın… Belki de ilk işaretiniz, kendinizdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kural 4: Tersine Çevir.</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="454" height="274" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-6.jpg" alt="" class="wp-image-4019"/></figure></div>


<p>Ted Lasso’nun Amerikan Futbolundaki başarısından sonra “ayak futboluna” geçmesi ve karşılaştığı zorluklarla mücadele yöntemlerini buraya kadar biraz anlattığımı düşünüyorum. Ancak karakterinin çok önemli bir özelliği de negatif durumları, pozitife çevirebilme potansiyelinin çok yüksek bir karakter özelliği oluşu. Dizi boyunca Ted Lasso’nun durumsal liderlik becerilerini de bu minvalde gözlemliyorsunuz. Başına gelen tüm absürt şeylere karşı olayları yorumlama ve doğru noktaya çekebilme becerisini dizi çok iyi anlatıyor.<br>Ahmet Şerif İzgören’in durumsal liderlik ile alakalı şu benzetmesini paylaşmak isterim; “Uygulama çocuk büyütmeye benziyor. ilk yıllarda çocuk inanılmaz heveslidir öğrettiğiniz her şeyi alır; gözünüzün içine bakar ama 25 yaşına gelmiş gencin işine karışırsanız geri teper. Onu uzaktan izleyin sade ve sadece çok gerektiğinde destek olun…”<br>Ted Lasso’da takıma geldiğinde ilk yaptığı şey oyuncularını gözlemlemek oluyor. Onlara futbolu yeniden anlatmıyor, işlerine karışmıyor. Zaten bunu yapabilecek yetkinliğe de sahip değil. Kendi deyimiyle; “Futbol hakkında bilmediklerimle iki interneti doldurabilirsiniz.” durumu ortada. Yaptığı gözlemlere göre ve oyuncularının yeteneklerine göre yeni hücum setleri çıkarmaya başlıyor. Hatta sezon içerisinde herkesin görmezden geldiği, ismini bile bilmediği bir malzemecinin Ted Lasso’nun gözlemiyle ne kadar iyi bir taktisyen olabileceğine dair alt bir hikaye bile izliyoruz. Hikaye o kadar ilerliyor ki; birbirine rakip bile oluyorlar.<br>Bu noktada Ted Lasso’da onlarla birlikte gelişiyor. Futbola dair bildiği tüm yanlışlar yaşadığı farklı deneyimlerle kendisini uzmanlığa bırakıyor. Futbol özelinde G1’de başlayan yolculuğu, G4’de doğru ilerlerken; G2 ve G3 seviyesindeki oyuncularını da kendi profesyonellikleri içinde G4’de taşımaya odaklanıyor. Çok daha kariyerli, emeklilik zamanı yaklaşmış, büyük takımlarda kupalar kaldırmış bir oyuncu ile, yeni transfer edilmiş potansiyelli ama lig tecrübesi olmayan bir oyuncuyu aynı sepette toplamıyor. Bunu her bir oyuncu için tek tek yapmayı başarıyor. Dezavantajın içindeki avantajları görebilmesi onun liderlik becerilerinin en önemli kazanımlarından biri diyebiliriz.<br>“Sanırım milyonda bir olduğunuzdan o kadar eminsiniz ki, bazen dışarıda 11&#8217;de bir olduğunuzu unutuyorsunuz.&#8221; Ted Lasso</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kural 5: Meraklı ol, önyargılı değil</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1386" height="693" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-7.jpg" alt="" class="wp-image-4020"/></figure></div>


<p>Dizinin bir bölümünde kulübün eski başkanı ile yeni başkanı arasında yaşanan bir münakaşa Ted Lasso’nun da ortamda bulunmasıyla yerini bir iddiaya bırakır. Oldukça zengin olan ve lüks içinde kibrinin de doğru orantıda büyüdüğünü bölümler boyunca bize hissettirilen kulübün eski başkanı Rubert, aynı zamanda bir dart oyuncusudur. Hatta bunun için profesyonel ve pahalı oklardan oluşan özel bir Dart cüzdanı bile var. İddia bir dart yarışmasıyla sona erecektir ve Rubert doğal olarak kendisine çok güvenmektedir. Alaycı konuşması ve beden diliyle Ted Lasso’yu küçük düşürücü konuma getirmekten de kalabalığın içinde kaçınmaz. Oyuna başlar ve çok iyi atışlar yapar. Koçumuzun maçı kazanması için 2 tane 3’lü 20’liye ve bir de tam 12 dediğimiz bullseye’a ihtiyacı vardır. Ted Lasso bardaki basit dartlardan 3 tanesini eline alır ve atışlarını yaparken şu konuşmayı yapar Rubert’a;<br>“Biliyorsun Rupert, çocuklar hayatım boyunca beni hafife aldılar ve yıllarca, nedenini hiç anlamadım. Bu beni gerçekten rahatsız ediyordu. Ama sonra bir gün, küçük oğlumu okula götürüyordum ve Walt Whitman&#8217;ın duvara yazılmış bir sözünü gördüm: &#8220;Meraklı ol, önyargılı değil.&#8221; Hoşuma gitmişti.””</p>



<p>Ted ilk 3’lü 20liyi vurur, konuşmaya devam eder;</p>



<p>“Sonra arabama bindim, işe gidiyordum ve birden aklıma geldi. Eskiden beni küçümseyen o adamların hiçbiri meraklı değildi. Her şeyi çözdüklerini sanıyorlardı. Bu yüzden her şeyi ve herkesi yargılıyorlardı. Ve fark ettim ki beni küçümsemelerinin, kim olduğumun bununla hiçbir ilgisi yoktu. Çünkü meraklı olsalardı soru sorarlardı. Anlarsınız ya? Mesela, “Çok dart oynadın mı Ted?””</p>



<p>Ted 2. 3’lü 20’liyi vurur…</p>



<p>“Ben de “Evet efendim.” Derdim; “Hem de her Pazar öğleden sonra babamla birlikte bir spor barında, 10 yaşımdan babamın vefat ettiği 16 yaşıma kadar.”</p>



<p>Ted 3. dartını hedefin tam ortasına gönderir ve maçı kazanır.</p>



<p>“Güzel oyundu Rubert.”</p>



<p>Ted Lasso’nun bıradaki sakinliği ve samimiyeti beni istemsizce başka bir eserdeki bir sahneye götürüyor. Onu da buraya ekstra olarak bırakmak isterim ve içinizdeki Ted Lasso’yu keşfederken bir mola vermek isterseniz o mola bence “Wonder” olabilir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="605" height="231" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/12/ted-lassoyu-anlamak-8.jpg" alt="" class="wp-image-4021"/></figure></div>


<p>Filmde bir ortaokul ingilizce öğretmeninin sınıfta tahtaya yazdığı şu yazıyı buraya bırakmak istiyorum;<br>&#8220;Haklı olmakla nazik olmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsan, nazik olmayı seç.&#8221;</p>



<p>Bu küçük ekstradan sonra yazımı Ted Lasso’nun başka bir sözüyle tamamlamak isterim, emek verip okuduğunuz içinse sizlere çok teşekkür ederim, içinizdeki koçu bulma yolunda başarılar…</p>



<p>&#8220;Birini önemsiyorsanız ve kalbinizde biraz sevgi varsa, birlikte üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir şey yoktur.&#8221; Ted Lasso</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fted-lassoyu-kesfetmek%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C4%B0%C3%A7imizdeki%20Ted%20Lasso%E2%80%99yu%20Ke%C5%9Ffetmek" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fted-lassoyu-kesfetmek%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C4%B0%C3%A7imizdeki%20Ted%20Lasso%E2%80%99yu%20Ke%C5%9Ffetmek" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fted-lassoyu-kesfetmek%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C4%B0%C3%A7imizdeki%20Ted%20Lasso%E2%80%99yu%20Ke%C5%9Ffetmek" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fted-lassoyu-kesfetmek%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C4%B0%C3%A7imizdeki%20Ted%20Lasso%E2%80%99yu%20Ke%C5%9Ffetmek" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fted-lassoyu-kesfetmek%2F&amp;linkname=%0A%20%20%C4%B0%C3%A7imizdeki%20Ted%20Lasso%E2%80%99yu%20Ke%C5%9Ffetmek" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><a href="https://ofistekiler.com/is-analizi/ted-lassoyu-kesfetmek/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;9&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;İçimizdeki Ted Lasso’yu Keşfetmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ofistekiler.com/is-analizi/ted-lassoyu-kesfetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>
  Danışılmayan Danışman</title>
		<link>https://ofistekiler.com/is-analizi/danisilmayan-danisman/</link>
					<comments>https://ofistekiler.com/is-analizi/danisilmayan-danisman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Burak Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Nov 2024 11:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[LC Waikiki]]></category>
		<category><![CDATA[LCW]]></category>
		<category><![CDATA[UI]]></category>
		<category><![CDATA[UX]]></category>
		<category><![CDATA[VDP]]></category>
		<category><![CDATA[VDP Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ofistekiler.com/?p=3905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bölüm 1: Yeni bir yol… “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar.”&#8230;</p>
<p><a href="https://ofistekiler.com/is-analizi/danisilmayan-danisman/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;7&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Danışılmayan Danışman</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="bsf_rt_marker"></div>
<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bölüm 1: Yeni bir yol…</strong></h2>



<p><em>“Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar.”</em> Bundan yaklaşık 4 yıl önce Metastore Projemizi ilk sunduğumuzda Albert Einstein’ın bu sözleriyle geleceğe bir virgül koymuştuk. Bugün aynı ekip çok daha büyük bir aileye dönüşmüş halde, çok daha belirgin bir yolu yine hayal güçlerinin ışığında yürümeye devam ediyor. Yürümek belki sadece bir eylem ancak yürünen yolda gelişimi de gözlemleyebilmek cebimizdeki haritaları adete bir kenara bırakmak, çantanızın derinlerinde unutmak gibi bir şey. Oruç Aruoba, Yürüme kitabında şöyle der; <em>“Kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.” </em>&nbsp;VDP projesinde ekibin önce kendi yolunu bulması projenin sürekliliği açısından büyük önem arz ediyordu. Metastore’dan beri geçen sürede inandıkları şeyi gerçeğe dönüştürebilme potansiyeline kavuşturabileceklerini gözlemlemiş ve kişisel gelişimlerinin yanında sadece davranışsal açıdan aile olarak hareket edebilmenin ortak bilinci kazanılmamış aynı zamanda teknik anlamda da birer kaşif olmanın başarıyı nasıl tetiklediğini de deneyimlemişlerdi. Bu yolda elbet bir de direksiyonu şeritlerin içinde tutmakla mükellef ancak belirli aşamalarda şeridin sadece algısal bir tabu olduğunun da farkında olan ve ekibe &nbsp;yeri geldiğinde güvenli esnekliği sağlayabilecek bir yol arkadaşına daha ihtiyaç vardı. İşte o noktada P.O. olarak Sn. Serap Gür hayatımıza girdi ve VDP projesi resmi macerasına başlamış oldu.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bölüm 2: Danışılmayanların Danışmanı</strong></h2>



<p>Metastore projesinde ekibin proje içindeki rolünü pozisyon bazlı adreslerken işin içinden çıkamadığımız noktalardan biri benim hangi pozisyonda bu projede yer aldığıma dair bir yön bulamayışımızdı. Bir sahne ya da oyun tasarımcısı değildim. UI ya da UX tasarımcısı da değildim. Dışarıdan bakıldığında sadece fikirleri olan biriydim. Ekibin yaptığı işin yanında benim ne yaptığımı anlamlandırabilmek belki ekip için önemli değildi ancak kendimi ikna etme yolunda önemli bir adımdı.&nbsp; &nbsp;Bulduğumu anlamam için önce ne aradığımı bilmem gerekiyordu. Günün sonunda projede ismim Sanat Yönetmeni olarak geçti. O gün etiketlerin önemsizliğini ve <em>“En iyi bildiğimiz yanlarımızın, hiç beklemediğimiz biçimlerde gerçekleştiğini”</em> anlamış oldum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; VDP projesi için neden bu kadar Metastore sürecini anlatıyorsun diyebilirsiniz. Çünkü Metastore Projesi,&nbsp; VDP’yi hayata geçirebilecek kararlılığa ve kabiliyete vakıf olduğumuzu gösterebilmek adına büyük önem arz ediyordu ve yukarıda da bahsettiğim gibi kendimizi keşfetme sürecinin de bir parçasıydı. Geleceğe daha sağlam bir temelle ulaşabilmek için saatlerimizi zamanın gerisine almamız gerekiyordu. Böylece geleceği bugüne çekerek; günü, dünde unuttuğumuzun farkında olmalı ve anı tüm değişkenlere uyumlandırabilmeliydik. Bu sefer beni çok da farklı olmayan yeni bir görev bekliyordu. VDP Projesinin danışmanlığı için arka koltuktaki yerimi almıştım. Sırtımı yasladığım koltuğun arkasındaysa bagajlarımız vardı. Bavullarca birikim, benzer nitelikli işler, farklı programlardan örnekler, yaşanmışlıklar, eski pozisyonlarımın beni asla terk etmeyen öğretileri. Ekibin aslında bana bir şey danışmasına ihtiyacı yoktu. Her şey bagajlarında hazırdı zaten. Bu sebeple ilk hazırlığımız danışılmaması gereken süreçlerde mutabık kalmak oldu ve ürünün ara yüz tasarımı ve kullanıcı deneyimi aşamasında neleri yapmamamız gerektiğiyle yola koyulduk. Basiti yapabilmenin zorluğunu yenmek adına kavramlarda “yeniden” fikri üstüne yoğunlaştık.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bölüm 3: “Yeniden” Disiplini</strong></h2>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yeniden Düşün:</strong>&nbsp; Bir Görsel Düzenleme ve Planlama Aracını sanal ortamda yorumlayabilmek adına öncelikle bu süreçlerin fiili aşamalarına baktık. Ardından sanal gerçeklikteki karşılıklarını bulmaya odaklandık. Yapılacak bir işi, sadece klavye Mouse kullanarak nasıl uygulanacak bir hamleye dönüştürmek için kutu dışına çıkmamız gereken alanları yeniden düşündük ve mimarisine karar verdik.</li>



<li><strong>Yeniden Azalt:</strong> İnsanın ilk tespit edilen acısı, yapamayacağına inandığı şeylere olan korkusu olmuştur. İlkel beynimizin gün içerisinde %90 üstünde verdiği kararlar aslında bu acı noktalarının sonuçlarıdır. Bir mağara adamı olduğunuzu düşünelim ve mağaranızdan çıktığınızda karşınızda size doğru ağzını açmış kocaman bir dinozor olsun. Sadece 3 tane karar verme yetisi ile hareket edeceksinizdir. Bunlardan ilki; ben onu yiyebilir miyim? (yahut yenebilir miyim?), ikincisi o beni yiyebilir mi? ve son olarak da çiftleşebilir miyiz? Şimdilik üçüncü seçeneği bir kenara ayırırsak kalan 2 seçenek ile yaşadığımız korkuyu pek çok farklı şekilde deneyimlemişizdir. Mesela&nbsp; ilk araba sürme deneyiminiz, ilk bisiklete binişiniz, bir dili ilk defa öğrenmeye gösterdiğiniz&nbsp; çaba ya da bir programı öğrenirken ben bunu yapamayacağım endişesi. Aşağıda göreceğiniz şemayı tüm eğitim ve öğretim süreçlerinden edindiğim deneyimlere göre yorumladım.<br>
<ul class="wp-block-list">
<li><img loading="lazy" decoding="async" width="741" height="452" class="wp-image-3906" style="width: 741px;" src="https://ofistekiler.com/wp-content/uploads/2024/11/danisilmayan-danisman.png" alt="Danışılmayan Danışman"></li>



<li>Dikkatinizi çektiyse kopma noktası bir başka değişle vazgeçiş kararı sizin sıfır noktasında olduğunuzu göstermiyor. Yani hala o hevesli başlangıcınızdan daha çok bilgiye sahipsiniz. Tek farkına varmanız gereken sizi o noktaya indiren sebeplerin sadece sizin başınıza gelmiyor olacak olması. Yani bu durumu deneyimleyen sadece siz değilsiniz. Eğer bunun bilinciyle yola koyulmayı tekrar denerseniz, öğrendiklerinizi pratiğe döktükçe o kadar korkulacak bir şey olmadığını göreceksinizdir.<br><br>VDP Programının kullanıcı ara yüzünü tasarlarken dikkat ettiğimiz en önemli konu kullanıcıyı bu kopma noktasıyla karşı karşıya getirmeden daha kısa sürede performansını nasıl arttırabileceğimize dair fikir çalışmaları oldu. Program pek çok yetkinlik için çok fazla menü ve sekmeye sahip olmamalıydı aynı zamanda kullanıcıyı yormamalı ve kullanıcının menüler arasında kaybolmasına da sebebiyet vermemeliydi. Bu sebeple arayüze eklediğimiz her yeteneği yeniden azalt metoduyla tekrar ve tekrar yorumladık. Bütün bu yetenekleri sadece 4 yerleşim şemasıyla yapabileceğimizi gördük. Dokümantasyon menüsü için klasik bilgisayar öğretilerini koruduk. Gözün soldan okuyacağını düşünerek sahneye eklenecek her bir obje için sol tarafta bir dizilim şeması oluşturduk, analiz edilecek her bir yetkinliği de sağ üste yerleştirdik. Son olarak da aynı alanda kullanıcıyı daha az rahatsız edici boyutlarda navigasyon menüsüne yer verdik.&nbsp; Böylece kullanıcı belirli bir deneyimden sonra yapmak istediği işlemler için refleks davranışlar göstermeye ve programı kolayca içselleştirmeye başladı. Topladığımız tüm deneyim geri bildirimlerinde programın kullanım kolaylığının beklentiyi karşılar nitelikte olduğunu gördük. Bu alanda büyük emeği geçen Sn. Damla Sadı ve Sn. Fatih Emre Kurşun’a teşekkür babında ek bir parantez açmak isterim. Tekrar ellerinize sağlık.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Yeniden Kullan:</strong> VDP Programının bir diğer içgörüsü de programın tek bir görev özelinde konumlandırılmasından ziyade, sürece baktığımızda birbiriyle organik ilişkide olan input ve output adımlarında da mevcutta işleyen süreci yalınlaştıracak, kolaylık sağlayacak ve programı zorunluluktan çıkartarak, kullanıcı için ihtiyaçları daha kısa sürede karşılayacak bir alternatife dönüştürebilmekti. Bu sebeple farklı iş süreçlerine atıfta bulunabilecek, farklı termin ve ihtiyaçlara yönelik geliştirici modüller üstünde de çalıştık. Mevcutta kullanılan metotlara yenilikçi bakış açıları getirerek; deneyimi görselleştirerek, sanal ortamda yeni yöntemlerle ürün modelleme, koleksiyon oluşturma ve müşteri iletişimine dair grafik brief formu oluşturabilme yetenekleri gibi farklı süreçlere dair özellikleri de VDP’ye kazandırdık.</li>



<li><strong>Yeniden Dönüştür:</strong> VDP programı kendi içinden birden fazla modül ile çalışan bir yapıda kurgulandı. Bu modüller rol bazlı adreslendi. Bir yap bozun tüm parçalarını kendi içlerinde çalışabilir hale getirdiğimizde bu modüllerin bütüne anlam katması için lazım olanlar doğru optimizasyon ve entegrasyon gerekliliğiydi. Unreal Engine alt yapısıyla kurguladığımız VDP’nin bütüne hizmet etme yolundaki tüm parçalarının rol bazlı çalışabilmesi aynı zamanda farklı ihtiyaçlara göre konfigüre edilmiş donanımlara da uyum sağlayabilmesi gerekiyordu. Bu sebeple farklı kullanıcılarda ürünün görsel kalitesinden ve programın yetkinliklerinden ödün vermeden sürekli bir dönüşüm eforuna ihtiyaç duyulmaktaydı. Grafik ayarlarından, sahne içerisinden çıkartılacak fotoğraf işleme prosesine kadar kullanıcıların beklentilerinin optimum seviyede karşılanması sağlandı. Ayrıca LC WAIKIKI içindeki farklı amaçlar için konumlandırılmış olan kaynaklara da karşılıklı entegrasyon yapılarak bu dönüşümün ivmesini kaybetmeden yoluna devam edebilmesinin de&nbsp;önü açıldı. &nbsp;Bu konuda Sn. İbrahim Berk Adıgüzel, Sn. Fatih Emre Kurşun ve Sn. Ayberk Kemal Gezer gerek kullanıcı deneyimlerinden yola çıkarak gerekse de karşılaşılan problemlere olay yerinde müdahale edip; sadece pansuman yapma seçenekleri varken bununla yetinmeyerek doğru tedavi yöntemlerini araştırarak ihtiyaçları canlıya aldılar. Böylece programı güncel tutma, hizalama, farklı kaynaklara entegre etme döngüsünü dönüşümün sürekli bir ihtiyaç olacağı bilinciyle&nbsp;VDP programının olmazsa olmazları arasına kazandırmayı başardılar. Emekleri için kendilerine tekrar teşekkür ederim.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bölüm 4: LC WAIKIKI Akademi ve Eğitim</strong></h2>



<p><em>“Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.” </em>Konfüçyüs.</p>



<p>VDP’nin yaygınlaştırma sürecinde programı sadece belirli bir seviyede kullanılabilir hale getirmek yeterli değildi. Aynı zamanda eğitim planları yaparak kullanıcılar için bunu özümsetmemiz de gerekiyordu. Burada karşılaşacağımız en belirgin bariyer, kullanıcıyı kendi bildikleri doğrulardan alıkoyarak daha &nbsp;yenilikçi ve daha kolay bir yola ikna etmekti. Çünkü “Kişi kendi kendisinin engelidir.” İlk bariyer kullanıcıların konfor alanlarından çıkmak istememeleri olacaktı. İkinci bariyerse mevcut düzenleri içinde VDP’nin çok daha pratik ve hızlı olduğu gerçeğini reddetmeleri olacaktı. Bunlar için Sn. Serap Gür’ün katkılarıyla pek çok ekiple görüşmeler yaptık, demolar sunduk ve workshoplar gerçekleştirdik. En önemli nokta programın dönüşüm serbestliğini ve gelişime daima açık olduğunu vurgulamaktı. Onların görüşlerini dinlemek, iş yapış şekillerini anlamak, fikirlerini duymak ve bu geliştirmeleri programa ekleyebilmek çok kıymetliydi. Böylece ekipler arasında bir komün kurarak VDP’nin sadece bizim elimizden çıkmış bir program değil, onların katkılarıyla geliştirilmiş bir uygulama olduğunu gösterebilecektik. Bununla ilgili en büyük pratikleri Mağazacılık Görsel Düzenleme Direktörlüğü ev sahipliğinde VM ve BVM ekipleriyle yaptık.&nbsp; Ayrıca tasarım ve planlama ekipleriyle düzenli bir araya gelerek karşılıklı ihtiyaçlar ve beklentiler üstünde mutabık kaldık. Tek bir piyano notasından senfonik bir orkestraya giden yol böyle başladı.</p>



<p>Önemli noktalardan bir tanesi de eğitimlerdi. Programın tüm yetkinliklerini 2-3 dakikayı aşmayacak şekilde video eğitimler olarak kurguladık. VDP’nin tüm yeteneklerini gelen güncellemelere dair eğitim videolarıyla birlikte yaklaşık 45 başlıktan oluşan bir set haline dönüştürdük. Eğitim videolarını çekmek bana nasip oldu ve her bir dakikasından neyi başardığımızı tekrar tekrar gördüğümde ayrı bir keyif aldığımı sizlerden gizlemeyeceğim. LC WAIKIKI AKADEMİ sitesine bu videoların düzenlenerek yayınlanması konusunda Sn. Pınar Tunçsav’a sabrı ve güzel yönlendirmeleri için müteşekkirim.&nbsp; Yaparak öğrenmenin önemi için oluşturduğumuz TEAMS gruplarında programın gelişimi için hem geri bildirimleri almaya, hem de ekiplere ihtiyaçları doğrultusunda gerek yazılımsal gerekse program yetkinliklerine dair desteklerimizi sunmaya devam ediyoruz.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bölüm 5: Tırtılın sonu…</strong></h2>



<p>Şimdi en başa dönecek olursak Metastore projesinde ilk adımımız bir Puffer Montu en gerçekçi 3 boyutlu haliyle bir sahneye getirebilmekti. Puffer Mont ile başlayan yolculuk bizi Türkiye’nin ilk online alışveriş yapılabilen Metastore Mağazasına kadar götürdü. Virgülü koyduğumuz yerde kendimizi, bu 3 boyutlu ürünleri sanal bir görsel düzenleme ve planlama aracında kullanıp kullanamayacağımız sorusuna yanıtlar ararken bulduk. Daha büyük bir aile ile beyaz bir sayfa açtık ve ilk adımımız boş bir sahnede bir rafa ve bir askıya ürün yerleştirmek oldu. Emekledik, ayağa kalktık, yürüdük ve yorulmadan koşmaya devam ediyoruz. Maratonun artık yeni bir adı var; VDP. Bitiş çizgimiz hayal gücümüz kadar uzakta.</p>



<p>Notlarımızda hala gerçekleşmeyi bekleyen pek çok fikir, kapımızda çok hızlı gelişen teknolojiler, önümüzde bizi bekleyen başta yapay zeka olmak üzere devrimsel süreçler var. Bu değişimin bir parçası olarak çıktığımız yolda, değişimle yetinmeyip; dönüşüm ve gelişimin de hayatımızın olmazsa olmazı olduğu gerçeği ile maratonu koşmaya devam ediyoruz.</p>



<p>Bu yazıda bana ayrılan sürenin şimdilik sonuna geldim. Yazımı Richard Bach’ın Mavi Tüy romanından bir cümle ile tamamlamak istedim; <em>“Tırtılın dünyanın sonu dediğine, usta kelebek der.” </em>Bu uzun maratonun check point noktalarındaki anlatımlarımız elbet ki çoğalarak devam edecek. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. &nbsp;&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fdanisilmayan-danisman%2F&amp;linkname=%0A%20%20Dan%C4%B1%C5%9F%C4%B1lmayan%20Dan%C4%B1%C5%9Fman" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fdanisilmayan-danisman%2F&amp;linkname=%0A%20%20Dan%C4%B1%C5%9F%C4%B1lmayan%20Dan%C4%B1%C5%9Fman" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fdanisilmayan-danisman%2F&amp;linkname=%0A%20%20Dan%C4%B1%C5%9F%C4%B1lmayan%20Dan%C4%B1%C5%9Fman" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fdanisilmayan-danisman%2F&amp;linkname=%0A%20%20Dan%C4%B1%C5%9F%C4%B1lmayan%20Dan%C4%B1%C5%9Fman" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=https%3A%2F%2Fofistekiler.com%2Fis-analizi%2Fdanisilmayan-danisman%2F&amp;linkname=%0A%20%20Dan%C4%B1%C5%9F%C4%B1lmayan%20Dan%C4%B1%C5%9Fman" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><a href="https://ofistekiler.com/is-analizi/danisilmayan-danisman/"><br />
&lt;span class=&quot;bsf-rt-reading-time&quot;&gt;&lt;span class=&quot;bsf-rt-display-label&quot; prefix=&quot;Okuma Süresi&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-time&quot; reading_time=&quot;7&quot;&gt;&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;bsf-rt-display-postfix&quot; postfix=&quot;dk&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Danışılmayan Danışman</a> yazısı ilk önce <a href="https://ofistekiler.com">Ofistekiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ofistekiler.com/is-analizi/danisilmayan-danisman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
