Dünyayı Trolleyen Adam ELON MUSK

Trolleyen diyoruz çünkü yaptı yapamadı olamayacak başarısız olacak derken Falcon Heavy uçurdu üstelik yörüngeye birde Tesla’yı bıraktı. 5 gün önce gerçekleşen uçuşun etkileri hala taze. Starman Tesla’nın içinde şu an uzayda havalı bir seyahat etmekte.

Biliyorsunuz Elon Musk’ın en büyük hayali Mars’a insanlı uçuş gerçekleştirip orada insanlık için yeni bir yaşam kurmak.Bu hayali içinde SpaceX şirketini kurdu ve dünyanın en güçlü roketlerini Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Üssü’nden uzaya fırlattı. Tabiki işin bu kadar popüler olmasının tek yanı uzaya roket atması değil aynı zamanda roketin içine yerleştirmiş olduğu üstü açık Tesla Roadster model araçla birlikte uzaya gitmesi onu bu kadar ilginç bir olay haline getirdi.

Falcon Heavy, 2 saatlik ertelemenin sonunda uzaya gönderildi. Milyonlarca kişi -yaklaşık 2M insan olduğu söyleniyor- bu uçuşu canlı yayında izledi.

Falcon Heavy Animation

Falcon Heavy 3 roketten oluşan bir uzay aracıdır. Mars’a doğru ilerlerken ilk etapta iki roket ana gövdeden ayrıldı ve bunlar bir süre sonra Dünya’ya belirlenen noktalara varmak üzere geri döndü. Bu roketler aynı anda belirlenmiş olan varış noktalarına beklendiği gibi bir iniş gerçekleştirdi.Diğer ana roket okyanustaki kaptansız gemi denilen alana geri dönmesi bekleniyordu fakat bu roket başarısız bir iniş yaparak okyanusa düşerek parçalandı. Elon Musk’a fırlatmadan önce bu test uçuşunun ne kadar başarılı olmasını bekliyorsunuz diye sorduklarında 2/3 başarı bekliyorum demiştir. Aslında bu çalışmaylada hedeflediği başarıyı gerçekleştirmiş oldu bir nevi. 3 roketten 2 si dünyaya parçalanmadan geri döndü. Uzay çalışmaları için üretilen roketlerin tekrar tekrar kullanılması ve buradaki maliyeti min değere indirgemesi en büyük inovatif çalışmalardan biriydi. Musk bu iki roketin atmosfere girerek parçalanmadan varış noktalarına ulaşması yaptıkları işin ne kadar başarılı olduğunu tüm dünyaya göstermiş oldu.

O değilde şu an Mars’ın yörüngesinde bir Tesla Roadster model bir araç ve kendi üretimleri olan astronot kıyafetlerini giyen cansız bir Starman var. Elon bu test uçuşunda 2/3 lik başarı beklediğini idda etsede bence şuan 3/3 lük bir başarı hikayesi var. Nasıl mı?

*Yarım yüzyıldır uzay endüstrisine çalışma yapamayan bir dünya için özel bir şirketin -tamamen özel, halka açık olmayan bir şirket- uzaya roket fırlatması -tekrarlı kullanımı olan roketler-
*Uzayda insanlar için özel yapımı olan astronot kıyafetlerinin dayanıklılığını üstü açık bir araba içinde bulunan cansız bir manken üzerinde denenmesi
*Bence en önemlisi uzayda bile parçalanmayan otomobiller üretmesi 🙂

Yani her türlü bir dönüşüm mevcut. Yaptığı her çalışmada, tüm girişimlerinin birbirini desteklediğini göstermesi yeni bir iş modeli algısını gösteriyor.Kimyada “Lavoisier’in Maddenin Sakımı Kanunu” vardır. Bu kanun “Hiçbir şey yoktan var olmaz; varken de yok olmaz” olarak geçer. Musk ürettiği hiç birşeyi bir birinden ayırt etmeden bir biri içinde dönüşümünü sağlayarak kendi ekosistemin de döngüsel olarak yaşatıyor. Başarılı olmasının altındada belkide bu yatıyor. Pazarlama sistemi çok kuvvetli aynı anda bir çok markasının tanıtımını yapıyor. Belki duymuşsunuzdur girişimciler yatırımcı karşısına çıktıkları zaman 3 dakikalık bir zamanları vardır hikayelerini anlatması için. Yani 180 saniye de tüm detayları vermeniz beklenir. Musk’ta sanırım bunun farkında ki tüm girişimlerinden bahsedebilmesi için bir kombinasyon oluşturarak bunu bizlere aktarıyor yoksa her çalışması için aynı anda 2M insanı toplaması pekde mümkün görünmüyor.

Günün sonunda hayallerine bir kaç adım kalan bir Musk var karşımızda. Yapamaz diyenlere inat bir şekilde hedefine koşuyor ve bunu bir şekilde başarısızlıklarından öğrendikleri ile birlikte başarıyor. Başarısızlık yeni yüzyılın bence başarı göstergesi. Belkide bir zaman sonra “Ne kadar başarısızsınız?” diye sorular gelir mi?

Bir sonraki yazıya kadar…

How Not to Land an Orbital Rocket Booster!!!

NOT1: SpaceX youtube kanalına üye olarak güncel videoları ve canlı yayınları izleyebilirsiniz.
NOT2: Başarısızlık güzeldir. Başarısız olmaktan korkmayın :):)

Fuckup Nights Festivali

Bugün Boğaziçi Üniversitesinin düzenlediği etkinlik için hasta yatağımdan kalkıp yola düştüm. Etkinliğe kız kardeşim ve yeni kurulan küçük ekibimiz ile katılacaktık. Ekip fikir atölyesi üyeleri aslında. Fikri olan herkes bu ekibe katılabilir diyerek kısa bir not düşerek devam ediyorum yazıma.

Mecidiyeköy’de buluşup metro ile Boğaziçi kampüsüne varmak için yola koyulduk. Önce Levent durağında inip aktarma ile Boğaziçi metrosuna geçiş yaptık. Son duraktan indikten sonra biraz yürüyüp kampüsün kapısına kadar geldik. Hava hafif yağışlıydı. Güvenlik görevlerine etkinlik olduğunu söyleyip içeri girmek istediğimizi söyledik ama etkinlikten haberlerinin olmadığını söylediler. Biz elimizdeki biletleri göstermemize rağmen içeri alamayacaklarını söylediler. Kapıda bizim gibi bekleyen bir kaç kişi daha vardı. Onlardan biri etkinlik iptal olmuş dedi ve bizde geri dönmek zorunda kaldık. Hava şartlarının kötü olacağı ile ilgili daha önceden bilgilendirme geçilmesine rağmen daha bu sabah satış bileti olan etkinliğin iptal ile ilgili bilgilendirme yapmamaları kötü bir şaka olarak görüyor etkinlik sahiplerinin acemiliğine veriyorum. Sonrasında ne yapalım diye konuşurken Beşiktaş’a geçip kahvaltıcılar sokağında kahvaltı yapacak ardından B Blokta meşhur pişmiş cheesecake yeriz aynı zamanda birbirimiz ile yeni fikirlerimizi paylaşır geliştiririz diye yola koyulduk. Madem tüm gün etkinliğe ayırmıştık zamanımızı o zaman iptal olan bu etkinlik yerine yenisini yapmalıydık.

Kahvaltı için Siyah mekanı tercih edip başladık sohbete. Daha öncesinde konuştuğumuz bir kaç çalışmayı nasıl geliştirebiliriz bunun üzerinde beyin fırtınası yaptık. Az çok iş modelini oturttuk yol haritamızı çıkardık. Bu proje hem çocuklar için iyi bir öğrenme alanı benim içinde iyi bir mentörlük fırsatıydı. Yakında projenin detaylarını sizler ile bu mecrada paylaşıp geri bildirim almak istiyoruz.
Kahvaltı yapıldıktan sonra şu meşhur cheesecake yemek için yola koyulduk. B Blok kafesini ilk kez stajyerim İlayda sayesinde duydum. Onun girişimcilik fikirlerini ve yemek konusundaki önerilerini ciddiye alırım. Gerekten nokta tespitleri var ve denemeye değer. Burasınıda o söylemişti zaten. B bloğa geldik ama cheesecake ler daha yeni fırından çıktıkları için bir saat beklememiz gerektiğinden bahsettiler. O ara nereye gidelim diye düşünüyorduk. Yakup Kadıköy’e gidelim önerisi ile gelmişti. Bizim için farketmezdi. Sonra Deniz müzesine gidip gitmediklerini sordum ve gitmediklerini öğrendikten sonra orayı gezmek için anlaştık. Deniz Müzesi’ne gitmeyen varsa mutlaka uğranılması ve ordaki koca kayıkları ahşaptan yapılan seyahat sandallarını görmeleri gerektiğini söylüyorum. Ulaşımı çok kolay. Direk Beşiktaş’ta yol üstünde.

Ayaküstü müzede gezerek artık şu meşhur tatlıyı yesek mi diye geri döndük. En orta mekana oturup siparişimizi verdik. Siparişler gelene kadar bir diğer projemiz için fikirler havada uçuşuyordu.Sonunda güzel bir konsept ile yeni bir akımla çok yakında karşınıza çıkmaya hazırlanıyoruz. Bu proje gerçek anlamda sosyal bir deney.Tez çalışmaları için ise güzel bir konu. İçeriği şu an anlatamasamda bir kaç ay içinde bir çok insanın ilgi ile takip edecekleri bir çalışma olucak merak ile bekleyiniz efendim 🙂

Bu çalışmada mentörlük ettiğim çocuklar zehir, hepsi birbirininden akıllı ve bir o kadar çok yönlü düşünebiliyor. İşte bu yüzden genç ve akıllı nesille çalışmayı her zaman sevmişimdir. İnsanın ufkunu açıyorlar başka bir dalga ile sizin düşüncenizide geliştirebiliyorlar. Bizlerde tabi onları tecrübelerimiz ile yaptığımız ve uyguladığımız doğru bildiklerimiz ile onları zenginleştiriyoruz.

Cheesecake in tadı hakkında ise yorumum enfes güzeldi. Yediğim en hafif ve yoğun keyif veren bir tatlıydı. Herkese şiddetle tavsiye ediyor görselini aşağıda paylaşıyorum.

Yeni yazıya kadar…

Not: Görüş ve önerilerinizi benimle paylaşmak isterseniz aşağıdaki mail adresimden ulaşabilirsiniz.

[email protected]

Patron Mutlu Son İstiyor Volum 1

Ortaokulda Eylem isminde bir Türkçe öğretmenim vardı. Kendisi edebiyat öğretmenliği mezunuydu. Bize ödev olarak sürekli bir kitap okuması verirdi. Başlarda epey gereksiz olarak düşünsem de bu işi sonrasında kitapları sevmeye ve sürekli okumayı alışkanlık haline getirdim. Okudukça öğreniyor, öğrendikçe daha çok merak ediyordum. Sanki bilgi, bir mükemmeliyet göstergesiydi ve bende buna ulaşmalıydım diye düşünüyordum. Bu okumaların ilk faydasını Lise 1. Sınıfta ilçeler arası kompozisyon yarışmasında gördüm. Yarışmada dereceye girmiştim. Sonrasında Türkçe matematik bölümü okuduğumu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz sevgili okur direk sayısala geçtim ama edebiyat ve kitaplar hayatımdan hiç çıkmadı.

9 Mayıs 2017 tarihinde Dumlupınar Üniversitesi Genç Girişimciler kulübü tarafından düzenlenen ulusal zirveye konuşmacı olarak katılma fırsatı yakaladım. Benim gibi orda gençlere örnek olacak birçok girişimci konuşmacı vardı. Hepsini sonuna kadar büyük bir zevkle dinledim. Hatta bir ara hayranlık bile duyduğumu itiraf edebilirim. Benim anlatacağım hikaye onların ki kadar eğlenceli değildi ama hayatlarındaki bu cesur hareketi hezeyana uğramaması için hayatın sayısal yüzünü elimden geldiğince aktarmaya çalıştım.
Geri dönüş yolunda epeyce düşündüm. Hayatımın hangi noktasında girişim yaptım ya da ne zaman yapacaktım? Girişim sadece iş anlamında bir aktivite yapmak değildi bence. Hayatının monotonlaşmasından uzaklaştırmak, anlam ve değer katmak içinde girişim yapılabilinirdi.
Düşünüyordum. Lisede Havva ile tübitak projelerine katılmıştık. 2000 kişilik okulda iki deli kalktık ispatlanmış bir geometri formülünü yeniden çözümlemeye çalıştık. Amerika’yı yeniden keşfetmek gibi. Sonra üniversiteyi kazanmak ilerde aynı evde kalmak ve hayallerimizi gerçekleştirmek içinde yazları günlükçüde çalışan ablaların peşine takılır gece 3 lere kadar hiç usanmadan çalışırdık. Tek tek taş mı dizmedik, konfeksiyon makasları ile iplik mi temizlemedik saatlerce ayakta kalarak ürün mü katlamadık… Bunun hepsini yapan bizdik ve bence bu kendi hayatımızın bir noktasında tutunmak adına yapılmış bir GİRİŞİM di. Dershane parası hazırdı ama bu kez de evimizden kilometrelerce uzaktaki bu eğitim yuvalarına gitmek için kar kış demeden yollara düştük. Bizim zamanımızda ulaşım bugün ki kadar kolay değildi-(Yalnız bizim zamanımızda demeye başladıysam ben olmuşum arkadaşlar)- tranvayı bırakın otobüsler bile bu kadar dakik ve hızlı değildi. Sonrasın da elbette kazandık üniversiteleri. Birbirimizin tam zıttı şehirlere giderek kendi hikayemizi yazmak için yol verdi hayat bize.

– Tabiki üniversiteden önceki halimizi paylaşamazdım:)-

Askere gitmedim ama gene de burada benzetme sanatından faydalanmak istiyorum benzemezse söyleyin bence 🙂 üniversite bir toplama kampı bir askeriye gibiydi. Her memleketten insan her karakterden farklı aile kültürleri ile donanmış askerler gibi bir araya gelmiştik. Hepimizin birbirinden öğreneceği 4 koca yıl vardı. Bir kere iletişim öğrenmek için bir GİRİŞİMcilik yaptık. Bir araya geliyor ders çalışıyor okuldan sonrası için nüfus olarak küçük ama bizim için büyük memleket olan Sivas’ta network kurmak adına küçük adımlar atıyorduk. Sınavlardan yüksek not almak için yeni yollar arıyor bunun için kendi aramızda koloni şeklide birleşip “SINAV GEÇME ŞİRKETİ” kuruyorduk. Her işletme sonsuza kadar yaşayacakmış niyeti ile kurulur diye bir cümle öğrenmiştim yüksekte. Üniversitede kurduğumuz bu şirketlerin 4 yıl içinde sürmesini beklerken yıllar geçtikçe tek tek batıyordu. Ayakta kalanlar 4 yılda mezun olurken diğerler uzatmalarda kurtarıyordu işi

Ben üniversitede yaz okulu hariç hep yurtta kaldım. Hiç uzun soluklu bir ev deneyimim olmadı. Kız yurtlarını bilir misiniz bilmiyorum ama -kriz ortamı nedir nasıl yönetilir -işte ben bu deneyimi orda öğrendim. Her gün yeni bir sorun yeni bir atraksiyon ile karşılaşmanız mümkün. Saatli bomba bile en tehlikesizi bence en azından pimi çekilince ne kadar sürede patlayacağını tahmin edebiliyorsun.

Okulun ilk günleri idi yanlış hatırlamıyorsam (yanlış hatırlıyorsam beni düzelt Eda) bizim yurdun orda karşılaştık beraber okula giderken öğrendim aynı sınıfta olduğumuzu o zamandan beri devam eder arkadaşlığımız.

-bence girişimci ruhumuzu yansıtan bir foto :)-

Bir dönemde aynı yurtta kaldık. O dönem bir çılgınlık yaptık ve ticarete atılalım dedik. Sivas’ta Atatürk caddesi ve İstasyon caddesi olarak iki tane işlek caddemiz vardı. Atatürk caddesinde toptancılar, pazar yerleri ve köyden gelen insanların ürünleri satabileceği alanlar vardı. İstasyon caddesi ise öğrencilerin takıldığı o dönem ve şartlara göre ciks mekanların barındığı bir cadde idi. Biz Atatürk caddesinde bir takıcı keşfettik. Toptanda satıyordu tek tek de ürün alabiliyorduk. Orda satılan birçok ürün daha yüksek maliyet ile başka dükkanlarda hunharca satılıyordu. Biz bir piyasa araştırması yaparak ürün ve fiyat gamı belirledik ve tedarikçimizin stoklarını ve elindeki ürün çeşitliliği ile neler yaparız ve en sonda elimizde ne kadar para var bunu hesaplayarak yola çıktık. İlk alım biraz azdı piyasayı yoklamamız gerekiyordu. Tüm sermayeyi yatıramazdık sonuçta okulda bize minumum MALİYET maksimum VERİM öğretiyordu boşunamı:)

Oda oda ürünlerimizi gösteriyor ardından diğer ürünleri görmeleri için odamıza beklediğimizi belirten sevimli yüz ifadeleri ile odamızdan çıkıyorduk. İlk gün beklediğimizden iyi tepkiler ile karşılaştık. Ardından ikinci gün elimizde hiç ürün kalmadı kazandığımız parayı yeni ürünlere yatırmaya karar verdik. Yeni ürünler için tedarikçimize ders sonrası koşa koşa gittik. Bir önceki aldığımız adetten daha fazlasını alarak yurdun yolunu tuttuk. Yeni ürünler geldi diye yemekhanede, bahçede ve tv odasında kızlara söyledik ve aldığımız bu ikinci parti ile birlikte kızlar yeni ürünlerden memnun olduklarını, koleksiyonumuzda görmek istedikleri yeni ve farklı ürünler ile ilgili geri bildirimler veriyor ve mutlu bir şekilde odadan ayrılıyorlardı. Tek tedarikçi ile bu iş yürümeyecekti belli olmuş farklı tedarikçileri araştırma fikri iyice aklımıza girmişti. Bu kez sadece takı değil satılabilinir kullanışlı ürünleri de satabilir miyiz diye düşünmeye başlamıştık. Baktık ,araştırdık birkaç dükkana gittik ama ilk tedarikçimiz kadar uygun fiyatlı ürünler bulmak kolay olmadı. Bizi tercih etmelerinin sebebi fiyattı. Piyasa ile aynı ücret verecekse neden bizden alsaydı ki? Doğru ürün bulsak bile onu alacak paramız olmadığından bu işi bitirmiştik. İlk ciddi girişimimiz hüsranla sonuçlanmıştı.

Hikaye kaldığı yerden haftaya devam edecektir…
Merakla…

Let’s Crowd Up! – Filiz Girişimcilik –

Bu hafta sonu güzel bir konferansa katıldım. İzlenimlerimi gördüklerimi ve beni etkileyen yanları sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Nereden başlasam bilemediğim için direk dalıyorum bodoslama 🙂
Hiç dünyada ki ilk 20 start up listesini inceleme gereği duydunuz mu? ne yalan söyleyeyim bende araştırma gereği duymadım hadi daha açık olayım sartup ın ne demek olduğu hakkında bile bir fikrim yoktu.Daha sonrasında gelen bir maile kayıtsız kalamadım. Çünkü bana şu soru soruldu “ekosistemi değiştirmek için ne yapmalıyız?”.

Ortamın her yaş insanın bulunduğu dinamik bir havası vardı. Sabah erken saatlerde gitmiş olduğumuz İTÜ Süleyman Demirer Konferans salonu renkli dakikalara hazırlanıyordu. aralarda eğlenceli hale getirmek için oyun bölümü girişimciliği ve inovasyonu destekleyen grupların standtalrını gezerek panel saatini bekledik. İlk konuşma Deniz Tunçalp hocanın sunumu ile başladı. Neden girişimci yapımızı ortaya çıkarmadığımızı insanların fikirlerini söylediğinde çalınmasından korktuğunu bunun gereksiz ve fikirlerinin büyü olduğunu düşündükleri için söylemek istemediğini söylüyordu konuşmasında. Başarı#fikir eşit değildi hiç bir zaman. Her fikir başarılı olmak zorunda değildi yada her başarı bir fikre dayalı değildi. Bu yüzden korkmamalıydık fikrimizi söylemekten.

-Başarı= Fikir+ Strateji+ Gerçekleştirme azmi/şevki-

eğer bunların hepsini biri ile paylaşırsak o zaman fikrimizin çalınmasından korkmalıydık.

– Girişimcilik=Strateji + Finans + İnsan + Destek + Kültür + Pazar –

kombinasyonundan oluşuyor.Anahtar kilit modeli gibi birinin eksik olması girişimciliğin ya son aşamasını göremiyor yada ortalarında kaybolup gidiyor.

Panel 1 de girişimcilik yapıp başarılı olan Startup ların konuşmalarını dinledik. Başarı ve başarısızlıklarını nasıl bu zamana gelebildiklerini bir girişimci olmak istediğimizde neler yapmamız gerektiğini anlattılar. Aralarında 20 yaşında hala okuyan da var 50 yaşında melek yatırımcı olanda. İkinci panelde ise melek yatrımcıların girişimcilere nasıl yardım ettiklerini nelere destek verdiklerini hangi aşamada yardımcı olduklarını anlattılar. Daha çok teknolojik girişimlerin hem çevresel hemde maddi anlamda desteğe ihtiyaçları olduğundan bahsettiler.
Panelde Türkiye de yapılan girişimlerin neden global olmadığı konusunda bir soru geldiğinde ise şu şekilde bir cevap geldi. Girişim ekibi yapacakları işin global olmasını istiyorsa kesinlikle ekipde bir yabancı bulundurmalı. O kişi dış kaynaklar ile bağlantıları kurmak için bir anahtar olacağı bu şekilde dünya ile olan bağların kuvvetlendireceğini söylediler.

Konferansın ikinci yarısında ise 20 tane genç Startuplar kendilerini tanıtarak yarışmaya girdiler. En iyi 5 Satr up melek yatırımcılardan destek alarak girişimlerini gerçekleştireceklerdi. Günün sonunda hem bilgilenmek hemde 20 tane değişik fikrin bir arada olarak nasıl farklılaştığını izlemek eğlenceliydi. Bir sonraki Start up konferansına kendi girişimim ile katılmak için fikir arayışına girdim bile 🙂

Son olarak:

“Bir girişimci olmak için haftada 40 saat çalışmak yerine 80 saat çalışmayı göze almak demek olduğunu unutmamak gerekir. İnsan kendi işi için uyurken bile düşünmeli geliştirmeli arayış içinde olmalı. Ancak o zaman bir girişimin var olması beklenir.”

Daha detaylı startup yazısı ile ilgili merak ettikleriniz
“http://sabri.suyunu.com/” girip son yazıyı okuyarak bulabilirsiniz.
ayrıca yeni Startup konferans takibi içinde
http://startupistanbul.com/startups ulaşabilirsiniz. Sizlerle orda görüşmek dileği ile…