Yeni Yıl Hediye Önerileri Geldi…

Sizi, “Bu yıl hediye ne alsam?” sorusundan kurtarıyor ve yeni yılda alınabilecek hediye önerileri ile baş başa bırakıyoruz. Hazırsanız başlıyoruz.

Instagram hesabı: @kaktusist_

 1.Kaktüsist

Tasarım seramik vazolar ve her vazonun içinde birbirinden güzel kaktüs ve skulentlerin olduğu bu güzel işler belki de en sevdiklerinize, ofiste yaptığınız çekilişte çıkan arkadaşınıza hatta kendinize bile alabilecek en güzel hediyelerden biri. Bu güzel ve el emeği ürünü hediye ettiğiniz kişinin size olan sevgisini daha da çok arttıracağını şimdiden söylüyoruz tabi bu aramızda bir sır, çaktırma.

Instagram hesabı: @yourhandbags

2.  Yourhandbags

1970′ lerin vazgeçilmez tahta bavullarını, sandıklarını, çantalarını bir şekilde hayatınızın bir yerinde görmüş, dokunmuş ya da izlemişsinizdir. Günümüzde minyatür ve daha modern çizgileri ile @yourhandbag adı ile hayat buluyor. Girişimci bir kadının elinden çıkan bu güzel çantalar sevdiklerinize ve değer verdiğiniz tüm yakınlarınıza hatta kendinize hediye edebileceğiniz orijinal ve bir o kadar nostaljik bir hediye olmaya aday. Bizce bir göz atın.

Instagram hesabı: @betulceylannalcacioglu

3. Betül Ceylan Nalçacıoğlu Photography

Yeni yılda ailesine yeni bir birey katılacaklara da güzel bir haberimiz var. Betül hanımın bebek fotoğrafçılığı sayfasında yeni doğum yapmış ya da yapacak anneler ve babalar için yeni yıl/kış çekimlerinde muhteşem güzel bir kampanyası var. Kaliteli çekim ve farklı konseptler arayanlara bizden önerilir.

Instagram hesabı: @sitaykir

4. Sitaykır

Şimdiiii asıl eğlenceli kısma geliyoruz. “ Eyy Ofistekiler bunu bize niye önerdiniz?” diyenler olur aranızda. Fakat önerilerimiz hep sevdiklerinize değil biraz da sevmediklerinize veya seviyorum ama laf atmayı daha çok seviyorum diyenlere, diyeceklere. Pc si MAC olmasını isteyen kankanıza, bacılarınıza, kardeşlerinize büyük hizmet sunan sitaykır belki de ofisteki departmanınızdaki arkadaşlarınıza alıp eğlenerek verebileceğiniz güzel bir hediye. Bir göz atın ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

@bendensanacom

5.Bendensanacom

Bendensana.com sayfası yine farklı konseptleri bir araya getirerek sevdiklerinizi mutlu edecek büyük kutular yapıyorlar. Yılbaşı için alternatifli kutulara bakmanız bizden size tavsiye…

Böyle böyle devam eder liste ama biz ofistekiler olarak alınabilecek en değerli ve orijinal fikirleri vermeye çalıştık. Elbette ki bir çok alternatif var, büyük markaların dopdolu reyonları, sizin için planlanmış tatil paketleri, güzel takılar, kokular, elbiseler diye diye bu liste uzar gider. Biz istedik ki bir çok güzel ve yetenekli fikirleri olan girişimcilerimiz fark edilsin.

Gelelim sürpriz sona. Yazımızda bahsettiğimiz bazı markaları, instagram hesabımız olan @ofistekilercom sayfasında yayınlanacak kampanya ile daha avantajlı indirimler ile almanızı sağlamak istedik. Kampanya detayları @ofistekilercom instagram sayfasında. Kampanya 10-23 Aralık 2018 arasında geçerli. Elinizi çabuk tutun… Şimdiden sizin için çok güzel bir yıl olması dileği ile.

Bir sonraki yazıya kadar…

@ofistekilercom : https://www.instagram.com/ofistekilercom/

Not: Kampanya stoklarla sınırlıdır.
Not2: Kampanyaya katılan markalar, Kaktüsist, Yourhandbag, Betül Ceylan Nalçacıoğlu Photography instagram sayfalarıdır.


Grango

Grango

Sabah 6:00

Alarm çaldı hızlıca hazırlandık ve koşa koşa 6:30 daki servise bindik.

Sabah 7:00

Evde kahvaltı hazırlamadığımız için şirket kapısının oradaki simitçiden bir simit alarak hızlıca ofis masasına geçtik. Demlenmemiş çay ile beraber maillere oradan da toplantılara koşmak için start verdik.

Belki birçoğumuzun eksikliğini çektiği ve güne güzel başlama kuralını daha en başında ihlal ettiğimiz kahvaltı olayına yeni bir boyut getiren Grango hakkında bilmedikleriniz bu yazıda.

Hazırsak başlıyoruz.

Miraç Acar.

Büyük hayaller ile üniversiteye giren ardından Ceo olmak için kurumsal bir şirkette çalışmaya başlayan mühendisimiz, bir süre sonra eğlenceli ve değişik olayların yaşandığı bu mevcut sisteme saygı duyarak ayrılma kararı almış. Kurumsal hayatın kapısını kapatıp nereye gideceğini bilmediği bir yola giren Miraç, sistem mağduru olan ve kahvaltının mutluluğundan uzak kalan beyaz yakalılar için muhteşem bir fikir bulmuş ve butik sandviç olayını yeniden düzenleyerek ofistekiler için hazırlamış.

Fikir aşamasında olan girişimine en başında yatırım fırsatı yakalayan mühendisimiz bu motivasyon ile daha yenilikçi, daha cesurca Grango markasını kurmuş oldu. Sonraki süreçlerin detayları ise oldukça havalı tabi anlatılınca. Aslında yaşarken hiç komik olmadığını konuşunca anlayabiliyoruz.

Girişimci; okuduğun okula/bölüme bakılmadan genel anlamda herkesin problem yaşadığı bir alana yeni bir çözüm üreten veya mevcuttaki sistemi, düzeni daha iyi nasıl bir hale getirilebiliniri düsünen kişidir. Girişimci bir tittle dan çok, aynı kişilikte teslimatçı, işçi, CEO, kurucu, işveren gibi tanımları barındırabilmektir.

Girişimcileri belki girişimcilik oynayanlardan ayıran özelliklerden biri bu olsa gerek. Son dönemde girisimcilik popüler olmasına rağmen insanların bu kavramı tam olarak anlayamadığını söyleyen Miraç, bu süreçte yaşadığı birçok problemin çözümünün kendisini tanımakta olduğunu dile getirdi. Yani kendi yetkinliklerinizin ve yeteneklerinizin farkına vardıktan sonra bu yola çıkmanın daha sağlıklı olacağını belirtti. Tabi “kervan yolda düzülür” sözünü de sürekli bize söyleyerek yolda başınıza gelebilecek her şeye hazırlıklı olun uyarısında bulunmayı da ihmal etmedi.

Bu süreci daha sürdürebilir yapmanın bir ortak ile mümkün olabileceğini ve bu ortağın; sizi her anlamda tamamlayan, kendi yetkinliklerinizden cok eksik taraflarınızı tamamlayacak doğrultuda olması gerektiğini belirtti. Sonuç olarak güzel bir iş çıkaran sevgili mühendisimizin girişimi o kadar başarılı olmuş ki başka bir yatırımcı Grango’ yu satın almak istemiş ve bu teklif karşılığında yeni bir girişim yapmak adına minik bebeğini başarılı olacağına inanacağı yeni işletmecilere devretmiş.

Sonuç olarak girişimcilik, bir canlıyı dünyaya getirip, onu güzel bir noktaya getirmek için verilen savaş, harcanan emek ve adanmışlıktır. Her ne kadar çocuğunuz gibi olsa da doğru zaman geldiğinde bir başkasına devretmek gerektiğinin farkına da varmaktır.

Son olarak röportajımızı tamamlamadan sizi altın niteliğinde, ya da dolar mı demeliydik, bunu yapın bunu yapmayın matrisi ile baş başa bırakıyoruz. Bize ayırdığı zaman ve tatlı içten sohbeti için sizler ve kendi adıma Miraç’ a teşekkür ederim. Yeni girişiminde gıda sektörüne farklı bir bakış açısı getireceğini inanıyor bir çok girişimciye ilham olmasını diliyoruz.

Bunu asla yapmayın!!!

• İşi nasıl yapacağınıza ve tecrübe kazanana kadar mevcut bir işte çalışıyorsanız hemen işinizi bırakmayın.
• Heyecana kapılıp aksiyon almayın.
• Patronculuk oynamayın.
• Ben biliyorum demeyin.
• Başkasına veya başkalarına güvenip yola çıkmayın.

Evet kesinlikle bunu yapın!!!

• Gelir – Gider dengenizi iyi hesaplayın.
• Ek iş/Pazar bulun.
• İşinizi sürekli geliştirin.
• Çevrenizi etkin ve geniş tutmaya özen gösterin.
• Yapacağınız işte planlı ve adım adım ilerleyin.
• Kendinize güvenin ve saygı duyun.
• Başkalarını sadece dinleyin.
• Hata yapmaktan korkmayın.
• Önceliklerinizi belirleyin.
• Çevrenizdeki gelişmelerden haberdar olun.
• Her daim mutlu görünmenin yolunu bulun.
• İnsanları sevin ama tutulmayın.

Bir sonraki yazıya kadar…

Dünyayı Trolleyen Adam ELON MUSK

Trolleyen diyoruz çünkü yaptı yapamadı olamayacak başarısız olacak derken Falcon Heavy uçurdu üstelik yörüngeye birde Tesla’yı bıraktı. 5 gün önce gerçekleşen uçuşun etkileri hala taze. Starman Tesla’nın içinde şu an uzayda havalı bir seyahat etmekte.

Biliyorsunuz Elon Musk’ın en büyük hayali Mars’a insanlı uçuş gerçekleştirip orada insanlık için yeni bir yaşam kurmak.Bu hayali içinde SpaceX şirketini kurdu ve dünyanın en güçlü roketlerini Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Üssü’nden uzaya fırlattı. Tabiki işin bu kadar popüler olmasının tek yanı uzaya roket atması değil aynı zamanda roketin içine yerleştirmiş olduğu üstü açık Tesla Roadster model araçla birlikte uzaya gitmesi onu bu kadar ilginç bir olay haline getirdi.

Falcon Heavy, 2 saatlik ertelemenin sonunda uzaya gönderildi. Milyonlarca kişi -yaklaşık 2M insan olduğu söyleniyor- bu uçuşu canlı yayında izledi.

Falcon Heavy Animation

Falcon Heavy 3 roketten oluşan bir uzay aracıdır. Mars’a doğru ilerlerken ilk etapta iki roket ana gövdeden ayrıldı ve bunlar bir süre sonra Dünya’ya belirlenen noktalara varmak üzere geri döndü. Bu roketler aynı anda belirlenmiş olan varış noktalarına beklendiği gibi bir iniş gerçekleştirdi.Diğer ana roket okyanustaki kaptansız gemi denilen alana geri dönmesi bekleniyordu fakat bu roket başarısız bir iniş yaparak okyanusa düşerek parçalandı. Elon Musk’a fırlatmadan önce bu test uçuşunun ne kadar başarılı olmasını bekliyorsunuz diye sorduklarında 2/3 başarı bekliyorum demiştir. Aslında bu çalışmaylada hedeflediği başarıyı gerçekleştirmiş oldu bir nevi. 3 roketten 2 si dünyaya parçalanmadan geri döndü. Uzay çalışmaları için üretilen roketlerin tekrar tekrar kullanılması ve buradaki maliyeti min değere indirgemesi en büyük inovatif çalışmalardan biriydi. Musk bu iki roketin atmosfere girerek parçalanmadan varış noktalarına ulaşması yaptıkları işin ne kadar başarılı olduğunu tüm dünyaya göstermiş oldu.

O değilde şu an Mars’ın yörüngesinde bir Tesla Roadster model bir araç ve kendi üretimleri olan astronot kıyafetlerini giyen cansız bir Starman var. Elon bu test uçuşunda 2/3 lik başarı beklediğini idda etsede bence şuan 3/3 lük bir başarı hikayesi var. Nasıl mı?

*Yarım yüzyıldır uzay endüstrisine çalışma yapamayan bir dünya için özel bir şirketin -tamamen özel, halka açık olmayan bir şirket- uzaya roket fırlatması -tekrarlı kullanımı olan roketler-
*Uzayda insanlar için özel yapımı olan astronot kıyafetlerinin dayanıklılığını üstü açık bir araba içinde bulunan cansız bir manken üzerinde denenmesi
*Bence en önemlisi uzayda bile parçalanmayan otomobiller üretmesi 🙂

Yani her türlü bir dönüşüm mevcut. Yaptığı her çalışmada, tüm girişimlerinin birbirini desteklediğini göstermesi yeni bir iş modeli algısını gösteriyor.Kimyada “Lavoisier’in Maddenin Sakımı Kanunu” vardır. Bu kanun “Hiçbir şey yoktan var olmaz; varken de yok olmaz” olarak geçer. Musk ürettiği hiç birşeyi bir birinden ayırt etmeden bir biri içinde dönüşümünü sağlayarak kendi ekosistemin de döngüsel olarak yaşatıyor. Başarılı olmasının altındada belkide bu yatıyor. Pazarlama sistemi çok kuvvetli aynı anda bir çok markasının tanıtımını yapıyor. Belki duymuşsunuzdur girişimciler yatırımcı karşısına çıktıkları zaman 3 dakikalık bir zamanları vardır hikayelerini anlatması için. Yani 180 saniye de tüm detayları vermeniz beklenir. Musk’ta sanırım bunun farkında ki tüm girişimlerinden bahsedebilmesi için bir kombinasyon oluşturarak bunu bizlere aktarıyor yoksa her çalışması için aynı anda 2M insanı toplaması pekde mümkün görünmüyor.

Günün sonunda hayallerine bir kaç adım kalan bir Musk var karşımızda. Yapamaz diyenlere inat bir şekilde hedefine koşuyor ve bunu bir şekilde başarısızlıklarından öğrendikleri ile birlikte başarıyor. Başarısızlık yeni yüzyılın bence başarı göstergesi. Belkide bir zaman sonra “Ne kadar başarısızsınız?” diye sorular gelir mi?

Bir sonraki yazıya kadar…

How Not to Land an Orbital Rocket Booster!!!

NOT1: SpaceX youtube kanalına üye olarak güncel videoları ve canlı yayınları izleyebilirsiniz.
NOT2: Başarısızlık güzeldir. Başarısız olmaktan korkmayın :):)

“Geniuses are Always Branded as CRAZY”

Sık sık ziyaret ettiğimiz sosyal medyada gezerken haber akışına şu yazı düştü; “Dahiler her zaman deli damgası yer”. Sizcede çok doğru değil mi?

Toplum tarafından yapılması mümkün görünmeyen bir durumu biri çıkıp bu yapılabilinir dediğinde herkes ona deli gözü ile bakar. Çünkü sanırlar ki kendilerinin yapamayacağı şeyi bir başkasının yapması olasıksız.

21. yüzyılın deliside pardon dahiside Elon Musk! Uzayda bir koloni oluşturup insanlığın soyunu tükenmekten kurtarmak gibi bir hayali var. Hemde tanımadığı insanlar dahil. Bu zamanda kim tanımadığı çıkarı olmayan birileri için iyilik yapmak ister ki? Petrol yüzünden çıkan savaşların bitmesi adına elektrikli araba üretmesi bu arabaların enerji kaynakları konusunda ise insanların evlerindeki çatıları değerlendirerek güneş enerjisini arabaların enerji kaynağı olarak kullanması.Gerçekten bu adam deli arkadaşlar.

İnsanların birine bağlı kalmadan kendi kendine yetebileceği bir dünya kurma peşinde. Üstelik bu bahsettiğimiz kaynaklardan çok iyi paralar kazanabilir servetine servet katabilir. Ama insanlığın geleceği için insanlığa yatırım yapan bir insandan bahsediyoruz.

ELON MUSK

Güney Afrikada doğmuş Amerikalı çılgın mucit ve girişimci.SpaceX’in kurucusu ve Tesla Motors ile PayPal’ın kurucu ortağı.Aynı zamanda SolarCıty’nin de başkanı. Hani şu çatılardaki kiremitlere güneş enerjisini depolayacak panellerini yapan şirket.
12 yaşında geliştirdiği Blastar adındaki uzay oyununu yaklaşık 500$’a satarak ilk girşimini yaptı. Ardından 17 yaşında Kanada’ya yerleşti. *1992 yılında, Kingston, Ontario’daki Queen’s University’de iki yıl geçirdikten sonra, University of Pennsylvania’da işletme ve fizik okumak için Kanada’dan ayrlıdı. The Wharton School of the University of Pennsylvania’da Ekonomi alanında lisans diploması aldı. Ayrıca University of Pennsylvania, School of Arts and Sciences’dan da,Fizik alanında yan dal diploması aldı. Daha sonra Uygulamalı Fizik ve Malzeme Bilimi alanında doktora yapmak için Kaliforniya’nın Silikon Vadisi bölgesine taşındı. Ancak doktorayı tamamlamadı.*(ceostudent.com)

Kardeşi ile zip2 yi kurarak girişimci ruhunu bırakmayan musk şirketi büyüterek 1999 yılında o dönemin en büyük arama motoru AltaVista ya sattı.

Musk 99 yılında bir çevrimiçi finans ve ödeme sistemi olan X.com’un kurucu ortaklığını yaptı. Bir sonraki sene açık arttırma sistemi olan Confinity firmasınıda bünyesine katarak PayPal’ı oluşturdu. Ekim 2002 ye geldiğinde PayPal eBay tarafından 1.5$ milyarlık hisse senedi karşılığında satın alındı.

Elon Musk bu satış sonrası hayatını hiç çalışmadan devam ettirebilirdi. Bir ada satın alıp kendi hayatını kendi istediklerine göre şekillendirebilirdi. Fakat bu çılgın adamın aşağıdaki sözü onun ne kadar ilerisini düşündüğünün kanıtıydı.

“Er ya da geç hayatı mavi-yeşil topun ötesine genişletmek zorunda kalacağız ya da soyumuz tükenecek.”

PayPaldan kazandığı parayı 3 sektöre yatırım yaparak kullandı.

-Solarcıty
-Tesla
-SpaceX

Solarcıty; Peter ve Lyndon Rİve Kardeşler tarafından kuruldu. Şirket günümüzde güneş panelinden şarj istasyonlarına çeşitli amaçlar için kullanılan sistemler geliştirmekte.

Tesla; yüksek performanslı elektrikli araçlar üretmeyi hedefleyen bir şirket. Petrol kaynaklarını kullanmadan sadece elektrik enerjisi ile çalışan arabalar icat etmektedir.

SpaceX; En büyük hayali uzayda koloni oluşturmak,gezegenler arası seyahat ettirmek aynı zamanda bunları ekonomi sınıfı uçak bileti fiyatına yapmak.

Bunların yanında birde kendi tasarımı olan Hyperloop aracı var. Elon Musk bizzat kendi tasarladığı aracı, metro gibi tüneller içinden geçerek vakum teknolojisini kullanarak ulaşımı sağlayacak. Ayrıca araç enerjisini yine güneş panellerinden toplanan enerji ile çalışacak.

Kısaca hayatına dair bahsettiğim bu çılgın mucitte dikkatimi çeken bir durum var. Küçüklüğünden beri bir hayali var. Bu hayaline ulaşmak için adım adım ilerliyor. Her zaman başarılı değil elbette ama başarısızlıkları onu daha da başarılı kılacak yeni çözüm yollarına itiyor. Uzaya gitmek istiyor. Şuan bunu gerçekleştirebilecek bir mal varlığı var illaki yapar. Ama herkesi bu hayaline dahil etmek istiyor. Dünyanın yaşanılabilecek bir yer olması için çabalıyor. Doğa enerjilerini nasıl kullanabilir hale getireceğini bulmaya çalışıyor.İnsanların savaşmadan , kavga etmeden bir şeyler üretip bir arada da huzurlu bir şekilde yaşayabileceğimizi göstermeye çalışıyor. Aslında en önemlisi hayalini gerçekleştirmek için birilerini beklemiyor. İnatla,azimle çalışıyor ve adım adım ilerliyor.

Tesla’yı kuruyor. Elektirikli araç üretiyor.Bu araçların şarj yapmak için bir enerjiye ihtiyacı var. Bunun için Solarcıty gibi bir firma ile çalışıp evlerin kendi enerjisini üretecek bir hale getirip Tesla araçları için enerjiyi buluyor. Bu şirketlerden kazandığı paralar ile SpaceX için yeni teknolojiler üretiyor.

Elon Musk aslında döngüsel bir iş modeli kuruyor. Birbiri ile bağlantılı şirketler ama sektörler farklı ve buradan kazanılan para bir sonraki girişimi için kaynak oluşturuyor ve bunları kimseyi sömürmeden elde ediyor. Alım gücüne ve ihtiyaca odaklı ürünler üreterek kişinin almasını sağlıyor. Yanında çalışan kişilerin fikirlerini ve bilgisini doğru kullanması konusunda yönlendiriyor. Doğru sorular ile sorunu tespit edip çözüm bulma sürecini kolaylaştırıyor.

Elon Musk bir girişim yapacağı zaman bence aşağıdaki adımları kafasında kurguluyor 🙂

-Hayal Kur
-Kaynak Araştır
-İnsanlığa Faydalı mı?
-İleride bu girişim yanlış amaçlar için kullanılır mı?
-Bir sonraki girişim için alt yapı oluşturur mu?

İncelediğim çoğu çalışması bana bunları düşündürdü. Bencil olmadan döngüsel işler yaparak çalışmalarına devam ediyor ve asla vazgeçmiyor.

Sanırım ölmeden önce yapılacaklar listemde Elon Musk ile tanışmayıda ekleyeceğim.

Bir sonraki yazıya kadar…

Sakla Zamanı Gelir Zamanı !

 

Bu ara en çok ihtiyacım olan şey zaman, biraz daha zaman…

Bir yolu olsaydı keşke de daha önceki boş zamanlarımızı biriktirip ihtiyacımız olduğunda kullanabilseydik.

O zaman lisede biriktirdiğim boş zamanlarım bugün çok işime yarardı, zira orada ciddi bir stoğum var.

Bozdur bozdur harca! Böyle bir uygulama olsaydı, zamanın kıymetini kesin daha iyi bilirdim.

Yine olmayanların peşine takılıp kendimi hayallere kaptırmadan jet hızıyla yeryüzüne iniyor; olan zamanla nasıl yetinirim, nasıl zamanı mı genişletirim sorularına cevap arıyorum. Yok muydu şunun bir APP’i?

Daha önce de aynı sorunla boğuşmuş, yapmak istediğim çoğu şeye zaman yaratamadığım için çözümü, hayatı biraz sadeleştirmekte bulmuştum. Kesinlikle işe yarıyor ama hala çabalıyorum!

Bu sadeleştirme çalışmalarımın sonu pek gelmiyor. Tetris gibi sen boşalttıkça yenileri hızla iniyor. Ama kesinlikle yarıyor. Zamanı daha verimli kullanmayı sağlıyor.

Bu durumda öncelik belirlemek gerekiyor,  günlük iş listelerinden  sıyrılıp genel  çerçevede yaşama biçimimizden başlamak ve zamanı en çok nerelerde yitiriyoruz, zamanımızı nasıl daha verimli hale getiririze bir uzaktan bakmak  gerekiyor .

Kendi adıma bu konuda attığım en büyük adım  önce şehir içinde araba kullanmayı bırakmak  sonra da  hayatımdan televizyonu çıkartmak oldu. Küçük adımlar ise dönem dönem ihtiyacıma göre şekillendi. Mail dahil tüm uygulamaların bildirimlerini kapatmak da etkili yöntemlerden biri.

Pek çoğumuz trafikte çok zaman geçiriyoruz. Trafikte geçirilen süreyi kısaltmak için ev ile işi yakın seçmek önemli. Tabii bu olamıyorsa toplu taşıma kullanmayı tercih etmek, “yok, ben illa araç kullanacağım” diyorsak da nispeten daha az yoğun olduğu saatlerde trafiğe çıkmak bir seçenek olabilir.

Bu arada yeni bir uygulamadan da bahsetmek istiyorum ;  Scotty iki Türk girişimcinin birkaç ay önce kurdukları Bitaksi’nin motosiklet  versiyonu adeta. Duyar duymaz ilk fırsatta denedim, gerçekten de çok işime yaradı. Uygulamayı indiriyorsunuz, telefon ve isminizle yapabileceğiniz hızlı üyelik işlemlerinden sonra gitmek istediğiniz adresi girdiğinizde bulunduğunuz yere en yakın Scotty size yönlendiriliyor. Yaklaşık fiyat bilgisi, sürücünün bilgileri ekrana düşüyor ve onaylarsanız talebiniz alınıyor. İsterseniz kredi kartı, isterseniz nakit ödeme yapabiliyorsunuz. İlk kullanımda kredi kartına indirimleri de var üstelik. Sürücüyü arayarak da iletişim kurabiliyorsunuz. Scotty geliyor, size kask ve  bone veriyor. Hop atlıyorsunuz arkaya ve yolculuk başlıyor.

Pazar günü Avrasya Maratonu’ndan dolayı İstanbul’da bazı yollar kapalıydı. Ben de şehrin bir ucundan diğer bir ucuna gitme çabasındaydım. Fırsat bu fırsat Scotty’i denedim. Kanlıca’dan Tophane’ye taksi ile yaklaşık 95 dakikada gidebilecekken Scotty ile 48 dakikada hem de çok daha uygun bir ücret ödeyerek ulaştım. Hayatımın en uzun motorsiklet yolculuğu oldu ama tam zamanında olmam gereken yerdeydim.

Böyle kolaylıkların peşindeyim, yeter ki zamanımı genişletsin!

 

 

 

 

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Geçen hafta Salı Girişim hareketinin düzenlediği Fikir Geliştirme Atölyesine katıldım. Orda bir fikri nasıl geliştirebileceğimizi , sunum yaparken 3 dk lık bir zamanımız olduğunu grup ile çalışması ve fikri geliştirme tekniklerinin gösterildiği bir çalışmaydı.
3 tane girişim fikri sunumu yapıldıktan sonra kendimizi en yakın hissettiğimiz fikrin etrafına toplandık. Fikir sahibi fikrinden bahsetti ve bu fikri geliştirmek için hepimiz sırayla ona destek olabileceğimiz noktalardan bahsettik. Kimimiz pazardan kimimiz finans konusundan bahsederek ekip çalışmasını tamamladık. Atölye sonrası dışarıda network alanında insanlar ile iletişim kurulan alana geçtik. Ekip ile dışarda sohbet ederken Gökçehan –umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur – “self fulfilling proficiency” yani kendini gerçekleştiren kehanet fikrinden bahsetti. Merak ettim neydi bu kendini gerçekleştiren kehanet?

Aslında beklenti etkisi olarak da bilinen “self fulfilling proficiency” bir sosyal gerçeğin gerçekleşmesinin insan zihninin inancına , tahminine veya teorilerine, dolayısıyla beklentisine bağımlı (beklenti etkisi) olması demekmiş. Self fulfilling proficiency bir diğer adı ise Pygmalion Etkisi olarakta bilinir. Mitolojide de oldukça önemli bir öyküye konu olan “Pygmalion” adını mitolojiden almıştır. Yunan mitolojisinde Kıbrıslı bir heykeltıraş ve prens olan Pygmalion ideal kadını heykel olarak yapmış ve bu heykel kadına Galatea adını vermiştir. Heykel bitince Galatea’ya aşık olan Pygmalion’un haykırmalarını duyan -Roma mitolojisinde- Venüs, -Yunan mitolojisinde- Afrodit, heykele hayat vermiştir. Galatea ve Pygmalion ömürlerinin sonuna kadar mutlu olurken; Pygmalion Etkisi’ne göre beklenen şeyin gerçekleşme olasılığı her zaman yüksektir.

Teorinin gerçek hayattaki karşılığına bakarsak eğer bir noktada kendisini başarılı olarak göremeyen kişi gerçekte böyle bir durum söz konusu olmasa da başarılı olduğunu düşünmediği algısı yüzünden çevresindeki insanların
kişinin bilgisinin yetersiz ve yeteneksiz olduğunu düşünecek ve kendini bu konuda mutsuz edecektir. Rosenthal iletişimle ilgili yapılan araştırmalar içinde en önemlilerinden birini Sınıfta Pygmalion adlı kitabında sunmaktadır.
Rosenthal ve Lenore Jacobson’ın 18 öğretmen ve 650 çocuk olan bir ilk okulda yaptıkları çalışmalarda, her sınıftan eşit sayıda öğrenci rasgele seçilmiş iki gruba ayrılmıştır. Araştırmada Rosenthal öğretmenlere, bazı öğrencilerin diğer bir grup öğrenciye göre daha yüksek potansiyel gösterdikleri belirtiyor. Gerçekte çocuklar rasgele seçilmiş bile olsalar, okulda geçirdikleri bir yılın ardından görülüyor ki: yüksek potansiyele sahip olduğu belirtilen sınıfta olan çocuklar genel zeka testlerinden ortalamanın üstünde puanlar alırken, diğer grupta yer alan çocuklar için önemli bir değişim söz konusu değil.
Rosenthal’a göre, öğretmenlerin yüksek performans beklentisi, öğrencilerine söyledikleri , yüz ifadeleri, beden dilleri gibi sözel ve sözel olmayan çeşitli yollarla iletilmiş olabilir. Bu deneyde her iki grup arasında öğretmenlerin öğrencilerle geçirdiği süre açısından bir fark bulunmamaktadır, ancak öğrencileri ile kurdukları ilişkinin niteliği daha farklıdır. Bu şekilde gruba hissettirilen olumlu beklentinin öğrencilerin benlik kavramları üzerinde etki etmiş ve motivasyonlarını, kavrama becerilerini yükseltmiş olduğu düşünülmektedir. Böylelikle gelişen olumlu beklentileri öğrenmelerini desteklemiştir.

Beklenti etkisini genel anlamında özetlemek gerekirse; her birey olmak istediği kişi, olmak istediği nokta , yaşamak istediği hayatı gerçekten inanarak ve arzulayarak isterse bunun gerçekleşmemesi için her hangi aksi bir durum olmadığını bize göstermektedir.
Kendi hayatlarımız yada yakın çevremizdeki insanların hayatları beklentimize göre şekillendiğini düşünürsek eğer davranış şekillerimizi de beklentilerimize göre değiştireceğimizi bilmeliyiz. Karşımızdaki kişiye kendimize güvendiğimizi ve yaptığımız iş konusunda iyi olduğumuzu göstermeliyiz, karşımızdaki kişinin yeteneklerine ve becerilerine güvendiğimizi belirtmeliyiz. Beden dili önemlidir. İletişim sırasında uzaklara bakmak, kesik kesik konuşmak, kararsız ses tonu ve mesafeli duruş olumsuz beklentilere neden olurken, gülümseme, başıyla onaylama, dokunma, göz kontağı, neşeli tavır, iyimser bir enerji olumlu etkiler sağlamaktadır. Aynı çalışma ortamında birlikte çalıştığımız kişilere hem detaylı hem de daha genel geniş bir boyutta geri bildirimde bulunmanız kişinin kendi beklentilerini şekillendirmede önemli bir araç olarak görülmektedir. İnsanlara vereceğimiz birkaç geri bildirim onların hayatlarında birer kelebek etkisi oluşturacağını unutmamak gerekir. Aynı zamanda kendi hayatlarımız için olumsuz geri bildirimlerden kaçarak yani yapamıyorum, başaramayacağım, hayat çok zor, ben hep kaybederim nidalarından uzak durarak amaca odaklanmalı ve ona göre ideallerimizi gerçekleştirmeliyiz.

Bir sonraki yazıya kadar esenlikle.

Geri bildirimlerinizi yorum olarak bırakabilir yada [email protected] iletebilirsiniz.

Volum 2 Bang Bang Zaman Ateş Ediyordu

Gel zaman git zaman sınav stresi okulun uzama ihtimalleri gün yüzüne çıkmıştı. Hunharca derslere çalışıyor ama bir türlü istediğim notları alamıyordum. Artık sene sonuydu mezuniyetim bile yapılmıştı ama mezun olamıyordum şaka gibi. Oysa ki birinci sınıfta yatay geciş yaparak istanbulda iyi bir okula transfer olacaktım. Dersler alttan kalınca bir dersinde devam zorunluluğu olunca mecburen sivas’ta ikamet ettiğim yurtta ilk dönem bitene kadar kaldım. Biz 4 kardeşiz ve üniversite sınavına hazırlanan 2 kız kardeşim daha vardı. Babam işçi annemde ev hanımı. Sonuçta onlarında eline geçen maddi varlık belliydi. Şehir dışında çocuk okutmak her ailenin yapacağı iş değildi.Okul uzamadan önce son sene yurdun etrafındaki sitelerde oturan aileler yurda gelip üniversite öğrencilerini düşük bir fiyat skalası ile çocuklarına ders vermelerini rica ederdi. Bu sayade kendileri ucuz hoca tutmuş ayrıca ihtiyacı olan öğrencilerede gelir kapısı oluşturmuşlardı. Bende böyle bir fırsattan yararlanmış bulundum bir kaç kere. Saati 15 tl den matematik dersi veriyordum. Yazları tatil yapmak yerine çalışan biri olarak çok zorlanmamış ama birilerine bir şeyler öğretmek hele ki onun anlayacağı standartlarda bilgiler vermek gerçek anlamda zormuş onu bu deneyimimde yaşamıştım. Aynı öğrenciye ben matematik dersi verirken oda arkadaşım Zehra ise ingilizce dersi veriyordu. Öğrencimizin adı şeyda idi ( yanlış hatırlıyorsam düzelt beni zehra :)) şeyda dikkat dağınıklığı olan yaşının getirdiği gibi ergenlik sektörünün en kalifiye davranışlarını sergilemekten çekinmiyordu. Matematik sınavlarında aldığı en yüksek not 45 olan birine ders anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur bence. İnat ettim ve şeyda’ya ders anlatmaya başladım. Sonunda başarmış ve 45 olan notunu 75 hatta son sınavını 90 a na çılarmıştım. Ailesi, kızının bundan sonrası için kendi başaracağına inanmış olacak ki benimle olan anlaşmasını bitirme gereği duymuştu ve bende ekstra para kazandığım girişimimden mahrum olmuş oldum. İki girişimim sonrası aldığım en büyük ders şu oldu. Her zaman yeni paZar bul ve her zaman bir B planın olsun. Tekrar kendimi sınavlara vermiş ve 4 yılı devirmiş 5. Yıla merhaba demiştim. Yurttaydım , ailem okulu uzattığım için kızgındı ve bana eskisi gibi para göndermeye istekli değildi. Kendilerince bu tür kısıtlamalar yaparlarsa okulu daha fazla uzatmadan bitireceğimi düşünmelerinde yatıyordu heralde. Bilselerdi ki okulu uzatmanın sadece benim tarafımdan kaynaklanmadığını. Yurt müdürem hayatımın en büyük şanslarından biriydi. Bir müdüreden çok abla , yol gösterici, aynı zamanda insanı geliştiren farkındalıkları olan bir kadındı. Her zaman bana destek olmuştu. En büyük desteklerinden biride okulu uzattığım ve mecbur derse gittiğim o dönemde gece kızlara bakan , sorun oluştuğunda yardımcı olacak bir abla görevi devretti bana. Artık akşamları ben yardımcı oluyor kızlara göz kulak oluyordum. Ayrıca yurdun aktif olmayan bir kantinide vardı. İçinde tost makinası ocağı ve çeşitli aburcubur satacağım raflar vardı. Orayıda işletmem için bana teklifte bulundu. Yurtta kalanlar bilir her yurdun vazgeçilmez bir tv odası ve haftanın günlerine göre belirlenmiş diziler olurdu. Bu diziler izlenirken çekirdekler cipsler kolalar tostlar alınırdı ki evde olduğunu düşünerek o andan keyif almak isterdi öğrenci milleti. Bende yatırımımı tostta , cipse, kola ve çikolatalara yatırım yapmıştım. Elimdeki haşlığıma göre bir liste çıkardım ve fiyatlandırma yaptım. Başta herşey yolunda gidiyormuş gibi görülüyordu. Bir yandan yurtta gece sorumlusu bir yandan kantin işletmecisi bir yandanda mezun olması gereken öğrenci formunu aynı bünyede tutundurmaya çalışıyordum. Bu lüküs hayat sınav zamanlarına kadar devam etti. Sınav zamanı gelip çattığında ise dananın kuyruğu koptu. Artık hiç bir şeye yetişemiyordum. Ne tost yapacak zamanım oluyordu nede kızların imza defterlerini doğru imzaladıklarını kontrol etme.Hizmet kalitesi düşsükçe insanlar artık kantinden alış veriş yapmıyordu. Zaten yakınlarda bim vardı istediklerni gidip ordan alabilirlerdi. Sadece tost için geliyorlardı. Onuda standart dışı istiyorlardı. Artık farklı bir hizmet sunmalıydım. Patetes kızartma işine girdim :)ürün gamıma yeni bir çeşit daha ekledim. Patates kızartmak biraz tuzlu gelsede bana müşterinin tekrar ilgisini çekmeyi başarmıştım. Satışlar ilk zamanlara dönmeye başlamıştı. Hem tost satıyordum hemde patates kızartması. Aldığım onca cips çikolata şekerler kaldı tabi hala satamıyordum. Atıl bir yatırım olmuştu benim için ama yapacak bir şey yoktu zaten sonunda onları eve götürdüm en azından tüketildi :). Sınavlar ağır basınca okulu bitirmeme ihtimalim tekrar gündeme geldi. Bu ihtimalle yüzleşemezdim. Daha çok çalışmalıydım ama bir yandanda yürüttüğüm okul dışı işlerede devam etmeliydim. Sonucta ordan kazandığım paraylada geçiniyordum. Finaller tek tek açıklanınca bütünlemeye kaldığım dersler için dükkanı kapatma kararı aldım. Oysaki yurdun 75% bütünlemeye kalmış herkes harıl harıl ders çalışırken deli gibi açıkıp tost -patates talep etmeye başladılar. Müşterinin taleplerini red edemiyor artık kütüphane yerine kantin tezgahında çalışmaya başlamıştım. Gece sorumlusu görevindende ayrılmıştım. Kantin işi her ne kadar anlattığım gibi iyi gidiyor olsada belli başlı yerlerde çok hata yapmıştım. Başlarda beklediğimden fazla talep gelecek diye daha fazla ekmek almaya başlamıştım. Bir çok ekmeği bayatlatmış hatta çöpe atmak zorunda kalmıştım. Doğru zamanlarda ürün tedarik edememiş üstelik ürün telef etmiştim. Kaldığım yurtta sabah akşam yemek servisi vardı ve öğrenciler en çok öğlen yemeği için bir kantine ihtiyaç duyuyordu. Benimde derslerim olduğu için okula gittiğimden parayı en çok kazanacağım zamanı tek bir öğüne indirmek durumunda kalmıştım. Oda akşamlarıydı. Buda bana büyük bir zarar olarak dönüyordu ama akşamları bir şekilde yolunu buluyordum. Birde en büyük sıkıntım ne kazandım ne harcadım tablosu yapmamak oluyordu. hep eksik yapıyordum. Sanıyordum ki yatırdığım paradan daha çok kazanıyordum halbuki dönüp arkama baktığımda satılmamış bir sürü çikolata gofret cips kahve şekerlemeler duruyordu. Bunlar paraydı sermayeyi ölü ürüne yatırmıştım. Ve stok maliyeti bana satamadığım her gün için ağır bir fatura olarak dönüyordu. Her ne kadar yurdun kantininide işletiyor olsam kullandığım makinaların harcadığı elektrik giderlerini ödemek durumundaydım buda bana ekstra bir masraf olarak dönüyordu. Anlayacagınız takip ve bütçelemeyi doğru yapmadığım için ve piyasa araştırmasını tam yapmadan küçük bir bakkalmışım gibi hareket etmenin aynı zamanda geçmem gereken derslern ağırlığı omuzlarımdayken enerjimi tam anlamıyla bu işe verememem yüzünden kantincilik olayıda bir daha açılmamak üzere kapanmak durumunda kalmıştı. Bu olayın faturası ağır olmuş ve okulu bir dönem daha uzatmak durumunda kalmıştım.

Patron Mutlu Son İstiyor Volum 1

Ortaokulda Eylem isminde bir Türkçe öğretmenim vardı. Kendisi edebiyat öğretmenliği mezunuydu. Bize ödev olarak sürekli bir kitap okuması verirdi. Başlarda epey gereksiz olarak düşünsem de bu işi sonrasında kitapları sevmeye ve sürekli okumayı alışkanlık haline getirdim. Okudukça öğreniyor, öğrendikçe daha çok merak ediyordum. Sanki bilgi, bir mükemmeliyet göstergesiydi ve bende buna ulaşmalıydım diye düşünüyordum. Bu okumaların ilk faydasını Lise 1. Sınıfta ilçeler arası kompozisyon yarışmasında gördüm. Yarışmada dereceye girmiştim. Sonrasında Türkçe matematik bölümü okuduğumu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz sevgili okur direk sayısala geçtim ama edebiyat ve kitaplar hayatımdan hiç çıkmadı.

9 Mayıs 2017 tarihinde Dumlupınar Üniversitesi Genç Girişimciler kulübü tarafından düzenlenen ulusal zirveye konuşmacı olarak katılma fırsatı yakaladım. Benim gibi orda gençlere örnek olacak birçok girişimci konuşmacı vardı. Hepsini sonuna kadar büyük bir zevkle dinledim. Hatta bir ara hayranlık bile duyduğumu itiraf edebilirim. Benim anlatacağım hikaye onların ki kadar eğlenceli değildi ama hayatlarındaki bu cesur hareketi hezeyana uğramaması için hayatın sayısal yüzünü elimden geldiğince aktarmaya çalıştım.
Geri dönüş yolunda epeyce düşündüm. Hayatımın hangi noktasında girişim yaptım ya da ne zaman yapacaktım? Girişim sadece iş anlamında bir aktivite yapmak değildi bence. Hayatının monotonlaşmasından uzaklaştırmak, anlam ve değer katmak içinde girişim yapılabilinirdi.
Düşünüyordum. Lisede Havva ile tübitak projelerine katılmıştık. 2000 kişilik okulda iki deli kalktık ispatlanmış bir geometri formülünü yeniden çözümlemeye çalıştık. Amerika’yı yeniden keşfetmek gibi. Sonra üniversiteyi kazanmak ilerde aynı evde kalmak ve hayallerimizi gerçekleştirmek içinde yazları günlükçüde çalışan ablaların peşine takılır gece 3 lere kadar hiç usanmadan çalışırdık. Tek tek taş mı dizmedik, konfeksiyon makasları ile iplik mi temizlemedik saatlerce ayakta kalarak ürün mü katlamadık… Bunun hepsini yapan bizdik ve bence bu kendi hayatımızın bir noktasında tutunmak adına yapılmış bir GİRİŞİM di. Dershane parası hazırdı ama bu kez de evimizden kilometrelerce uzaktaki bu eğitim yuvalarına gitmek için kar kış demeden yollara düştük. Bizim zamanımızda ulaşım bugün ki kadar kolay değildi-(Yalnız bizim zamanımızda demeye başladıysam ben olmuşum arkadaşlar)- tranvayı bırakın otobüsler bile bu kadar dakik ve hızlı değildi. Sonrasın da elbette kazandık üniversiteleri. Birbirimizin tam zıttı şehirlere giderek kendi hikayemizi yazmak için yol verdi hayat bize.

– Tabiki üniversiteden önceki halimizi paylaşamazdım:)-

Askere gitmedim ama gene de burada benzetme sanatından faydalanmak istiyorum benzemezse söyleyin bence 🙂 üniversite bir toplama kampı bir askeriye gibiydi. Her memleketten insan her karakterden farklı aile kültürleri ile donanmış askerler gibi bir araya gelmiştik. Hepimizin birbirinden öğreneceği 4 koca yıl vardı. Bir kere iletişim öğrenmek için bir GİRİŞİMcilik yaptık. Bir araya geliyor ders çalışıyor okuldan sonrası için nüfus olarak küçük ama bizim için büyük memleket olan Sivas’ta network kurmak adına küçük adımlar atıyorduk. Sınavlardan yüksek not almak için yeni yollar arıyor bunun için kendi aramızda koloni şeklide birleşip “SINAV GEÇME ŞİRKETİ” kuruyorduk. Her işletme sonsuza kadar yaşayacakmış niyeti ile kurulur diye bir cümle öğrenmiştim yüksekte. Üniversitede kurduğumuz bu şirketlerin 4 yıl içinde sürmesini beklerken yıllar geçtikçe tek tek batıyordu. Ayakta kalanlar 4 yılda mezun olurken diğerler uzatmalarda kurtarıyordu işi

Ben üniversitede yaz okulu hariç hep yurtta kaldım. Hiç uzun soluklu bir ev deneyimim olmadı. Kız yurtlarını bilir misiniz bilmiyorum ama -kriz ortamı nedir nasıl yönetilir -işte ben bu deneyimi orda öğrendim. Her gün yeni bir sorun yeni bir atraksiyon ile karşılaşmanız mümkün. Saatli bomba bile en tehlikesizi bence en azından pimi çekilince ne kadar sürede patlayacağını tahmin edebiliyorsun.

Okulun ilk günleri idi yanlış hatırlamıyorsam (yanlış hatırlıyorsam beni düzelt Eda) bizim yurdun orda karşılaştık beraber okula giderken öğrendim aynı sınıfta olduğumuzu o zamandan beri devam eder arkadaşlığımız.

-bence girişimci ruhumuzu yansıtan bir foto :)-

Bir dönemde aynı yurtta kaldık. O dönem bir çılgınlık yaptık ve ticarete atılalım dedik. Sivas’ta Atatürk caddesi ve İstasyon caddesi olarak iki tane işlek caddemiz vardı. Atatürk caddesinde toptancılar, pazar yerleri ve köyden gelen insanların ürünleri satabileceği alanlar vardı. İstasyon caddesi ise öğrencilerin takıldığı o dönem ve şartlara göre ciks mekanların barındığı bir cadde idi. Biz Atatürk caddesinde bir takıcı keşfettik. Toptanda satıyordu tek tek de ürün alabiliyorduk. Orda satılan birçok ürün daha yüksek maliyet ile başka dükkanlarda hunharca satılıyordu. Biz bir piyasa araştırması yaparak ürün ve fiyat gamı belirledik ve tedarikçimizin stoklarını ve elindeki ürün çeşitliliği ile neler yaparız ve en sonda elimizde ne kadar para var bunu hesaplayarak yola çıktık. İlk alım biraz azdı piyasayı yoklamamız gerekiyordu. Tüm sermayeyi yatıramazdık sonuçta okulda bize minumum MALİYET maksimum VERİM öğretiyordu boşunamı:)

Oda oda ürünlerimizi gösteriyor ardından diğer ürünleri görmeleri için odamıza beklediğimizi belirten sevimli yüz ifadeleri ile odamızdan çıkıyorduk. İlk gün beklediğimizden iyi tepkiler ile karşılaştık. Ardından ikinci gün elimizde hiç ürün kalmadı kazandığımız parayı yeni ürünlere yatırmaya karar verdik. Yeni ürünler için tedarikçimize ders sonrası koşa koşa gittik. Bir önceki aldığımız adetten daha fazlasını alarak yurdun yolunu tuttuk. Yeni ürünler geldi diye yemekhanede, bahçede ve tv odasında kızlara söyledik ve aldığımız bu ikinci parti ile birlikte kızlar yeni ürünlerden memnun olduklarını, koleksiyonumuzda görmek istedikleri yeni ve farklı ürünler ile ilgili geri bildirimler veriyor ve mutlu bir şekilde odadan ayrılıyorlardı. Tek tedarikçi ile bu iş yürümeyecekti belli olmuş farklı tedarikçileri araştırma fikri iyice aklımıza girmişti. Bu kez sadece takı değil satılabilinir kullanışlı ürünleri de satabilir miyiz diye düşünmeye başlamıştık. Baktık ,araştırdık birkaç dükkana gittik ama ilk tedarikçimiz kadar uygun fiyatlı ürünler bulmak kolay olmadı. Bizi tercih etmelerinin sebebi fiyattı. Piyasa ile aynı ücret verecekse neden bizden alsaydı ki? Doğru ürün bulsak bile onu alacak paramız olmadığından bu işi bitirmiştik. İlk ciddi girişimimiz hüsranla sonuçlanmıştı.

Hikaye kaldığı yerden haftaya devam edecektir…
Merakla…

We Can Do It !

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Genel bilgi verildiğine göre şimdi anonim yazabilirim aslında kendi dilimde yazabilirim. Şimdi yukarda bahsedildiği gibi haklarını arayan bir çok emekçi insanı baskı ve şiddet uygulayarak sonunda tahlihsiz bir yangın sonucu ölümle sonlanan bir sürecten bahsediyoruz. Neden insani haklar söz konusu olduğunda illaki bir şiddet, bir zulum ve en önemlisi ki hiç istemediğimiz bir durum olan ölüm yaşanmak zorundadır?

Kadın/Erkek ayrımı yaptığımdan değil ortada bir emek olduğu sürece her insan eşittir benim gözümde. Yıpranıyoruz,yıpratılıyoruz ve sonunda bir kaçımızı kaybediyoruz ve öyle başarıyoruz. Hala da bunca zaman geçmesine rağmen insani haklarımız için sözl taciz yiyoruz,haksızlığa uğratılıyoruz Allah’ın verdiği bu beden zihin ve aklı yok saymaya çalışıyoruz. Peki ya neden sorusunu tekrar sormadan geçemiyoruz.

Son zamanlarda kadınlara uygulanan bir çok uygulama var elbet ülkemizde inkar edilemez. Yavaş yavaş oturan ve sonuçları güzel olan uygulamalar.
Ama genede insanın insana yaptığı kusurları kadının kadına yaptığı haksızlığın bir türlü önüne geçemiyoruz. Arkadaşlar karşımızdakinin cinsiyeti ne olursa olsun saygı duymalıyız kadın erkek homoseksüel veya biseksüel. İnsanız ve kendi kararlarımızı verecek yaşlara geldiğimizde doğrunun yanlışın ne olduğunu bilebiliriz. Okuyoruz okutuyoruz hergün dünyanın bir ucundaki bilgiyi bile öğrenecek teknolojiler kullanıyoruz ama gelin görün ki insanlığımızı bir adım öteye taşıyamıyoruz. Ofiste baskı uyguluyoruz, metroda yer vermiyoruz,metrobüste sıkıştırıyoruz,kötü gözlerle bakıyoruz(kadın,erkek hiç farketmez),kıyafetimiz yüzünden sorgulanıyoruz(kısa,uzun,çarşaflı,dekolteli,transparan her türlü bakışları kast ediyorum),dinlediklerimiz yüzünden horgörülüyoruz,bilgisizliğimiz yüzünden eziliyoruz – herkes herşeyi bilmek zorunda değil kendini yaşatacak kadar bilse yeter- anlayacağınız insan olduğumuz için bile sorgulanma aşamasına geldik. Peki ya neden? diye tekrar soruyorum sevgili okur.

Çünkü çok Y A L N I Z I Z arkadaşlar.

Kendimizden başka birini sevemeyecek kadar kibirliyiz,paylaşmayacak kadar bencil, merhamet göstermeyecek kadar gaddar… Etrafımızda o kadar kötü düşünceler ile sarılmış bir halka var ki bunu kırmak imkansız gibi görülüyor. Aslında bu halkanın en zayıfı kırılsa -ki bilirsiniz zayıf halkalar hiç sevilmez bu tarz hikayelerde- belkide gerçek mutluluğu kendi içimizde bulurken etrafımızada yaymaya başlayacağız.Kaybetmiş olduğumuz insanlığımızı yeniden hatırlayacağız ve o zaman sorunlarımızı şiddet ile değil konuşarak,düşünerek,anlatarak ve bir karar vererek çözeceğiz.

Belki de Burak Aksak’ın da dediği gibi “Dünyayı Şemsiyesizler Güzelleştirecek Kuzucum”.

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu olsun sevgi yumaklarım

Yazımı bitirmeden önce Astrılog Zeynep Turan’ın yazısını hiç değiştirmeden paylaşıyorum. Keyifli okumalar bir sonraki yazıya kadar kib by…

“Her daim, her şeyi çözebilen kabiliyete sahip olarak yaşamak çok zor olsa gerek. Bu durumu hemen hemen her kadın hissediyordur. Hayat, her yönü ile işleri çözen bir ruha sahip olan savaşçı kadınlar yaratıyor. Baktığınızda “yuvayı dişi kuş yapar” mantığından daha da ileri bir boyuta geldi kadın. Artık toparlayan,düzenleyen,iyileştiren,güzel görünen, iyi seçimler yapan,iyisinin de iyisi olmak için adeta zamanla yarışan kadınların dönemindeyiz!
Enerji kelimesi artık sabahları “Günaydın”kelimesinin önüne geçmiş durumda! Aslında bu kelimenin altında yatan mesaj; birbirimizi ya da kendimizi motive etmeye çalışan gerilla ruhlara sahip olduğumuz… Hedeflerimizi belirliyor, bunun yanı sıra görevlerimizi ihmal etmeden gün içerisinde bin bir iş çözerek amansız bir savaş veriyoruz! Anlatması gereken kadın,güzel olması gereken kadın,güven vermesi gereken kadın,hata yapmaması gereken kadın,iyi sevgili,iyi eş olması gereken kadın,alımlı olması gereken kadın,hatta kadınlar arasında bile konuşan yine kadın….
Daha anneliğe geçmedim bile farkındaysanız; orası bambaşka ama bir türlü başkalaşamayan kadın oluyoruz. Kadın olmanın zorluğu aslında “anne kadın”larla başlıyor. Evli kadın,yalnız kadın,boşanan kadın,ayrı olan kadın,dul kadın,iyi kadın,kötü kadın… Bitmeyen bir kadınlığımızı kalıplara sokmaya çalışan kadınlarız belkide…”

Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/dunya-kadinlar-gunu-neden-kutlanir

¿ Machine Learning ?

Herkese Merhaba;

Bu haftaki konum; Machine Learning yani Makina Öğrenmesi diğer adıyla. Peki neydi bu yeni veri bilim dalı?

*Konu içinde Machine Learning “ML” olarak kısaltmasını kullanacağım. Evet başlıyoruz.

Bu yeni matematiksel ve istatiksel yöntemleri kulanarak muvcut verilerden yeni çıkarımlar yeni tahminler yaparak bilinmeyeni keşfetme , tespit etme yöntem ve çözüm geliştirme olarakta nitelendirilebilinir.

Bu konu geçen aylarda yapmış olduğumuz bir firma ile görüşmemizden sonra aklımı epeydir kurcalayan bir konuydu. Firma, büyük veri üzerinde çalışabilen, veri bilim ve makine öğrenme algoritmalarını kullanan, perakende şirketlerinin ürünlerini yönetmeleri için özelleştirilmiş yapay zeka tabanlı dijital asistan çözümü sunuyor.

Peki bunu nasıl sağlıyor?

► Makine öğrenmesi bilinen özelliklere dayanarak öğrenilen verilerden yapılan tahminler üzerine odaklanır.

► Veri madenciliği ise verilerdeki (geçmiş) bilinmeyen özelliklerin keşfedilmesine odaklanır. Bu veritabanlarında bilgi keşfi analizinin bir adımıdır.

Öyleyse?

Düşünün şimdi!

ML sistemleri sizin için tüm verileri topluyor kendi yapısal süzgecinden geçiriyor içinde bilinen tüm istatiksel ve matemaktiksel denklemleri kullanarak senin şirketin için geleceği tahminlemeye çalışıyor. Yazıldığı kadar kolay bir sistem değil. Çünkü bu makina sistemini kurmak epey bir deneme ve sağlayacağı serverlerin alt yapısına göre değişiyor.
ML sistemleri, bence -benim anladığım pencereden aktarıyorum- insan beyninin bir modeli yada bir tık daha gelişmiş hali gibi hayal edin. İçerde bir çok veri var, siz ön sezileriniz ve öğrenilmiş gerçeklikleriniz ile geleceği tahminlemeyi çalışıyorsunuz. Bugüne kadar başınıza gelen o problem için tüm tecrübelerinizden faydalanarak yola çıkıyorsunuz.

Peki bu sistem nasıl çalışıyor. Şöyle ki;

Bu sistemin 2 tip öğrenme şekli var:

1.Gözetimli Öğrenme( her hangi bir veri ile eş değer tutma yada sisteme önceden tanıtma ona benzer hareketlerden bulundurma şekli)
2.Gözetimsiz Öğrenme ( Hiç bir veri yüklemeden,referanssız, geçmiş bilgilerden yakaladığı harektlerden geliştirdiği tahminleme modeli)

Peki bu bilgilerede kısaca değinildikten sonra bu sistemler nasıl öğreniyor ve nasıl modelleme kuruluyor. Hemen araştırmalarım sonucu kendimce örnekler ile açıklayayım.

Regresyon tipi gözetimli öğrenme üzerinden örnek verelim. Aşağıdaki tabloda günlük tüketim miktarına göre alınması planlanan kilo miktarı görülmektedir. Her meyva için 100 g karşılık ne kadar Kcal ettiği yanlarında belirlenmiştir. Günde ne kadar tüketirse yanlarında kaç kilo alacağı belirlenmiştir. (Veriler kendimin oluşturdum ve örneklem için farazi bir değerlendirme yapılmıştı.)

Bu verilere bakarak kişi/kişilerin kilosunda değişimim min olacak şekilde ne tür meyvalar tüketebilir?

Diğer aşamaya geçiyoruz yani veriler göz önüne alındığında nasıl bir özellik çıkartılabilinir ve çıkartılan bu sonuçtan hangi özellik seçilir? Kişi kilosunu dengeli tutabilmesi için hangi meyvalardan yemeliydin diye soruyoruz aslında. Bu verileri tanımlayıp hesaplamamız gerekli. Örneğin gram bilgisi işimize yaramadığını bildiğimiz için onu denklemimizden çıkartarak verileri en temiz hale getiririz. Sonrasında alınan kilonun; günlük tüketim miktarı ve alınan kcal miktarları arasında bir denklem bulmalıyız.

Veriler sonucu bir özelliklerden bir çıkarım yaparak ham veriyi işlenebilir hale getirdiğimize göre model oluşturma aşamasına geçebilirz.Bilinen en klasik denklemimizi aşağıya yazmaya başlıyorum 🙂

f(x)=ax+b yani

“Alınan kilo= günlük tüketim miktarı*x2+Kcal*x+c”

Ancak bu denklemin bir çok olasılıklı hali yazılabilinir. Bu verilerde olmayıp ama denklemi etkileyen verileride tespit edilmeli.

Daha sonrasında analizler sonucu bir değerlendirme yapılır. Denklemin doğruluğu sorgulanarak çıkan sonucun gerçek ile yakınlığı tespit edilir. Çıkarımlar ve seçimlerden sonra bulunan denklemin sonuçları istediğimiz veriye uzaklık/yakınlığına göre iyileştirmeler yapabiliriz.

“Ham veri -> Veri Temizleme(veri yalınlaştırma) -> Veri yakalama(Özellik çıkarımı) -> Veri öğrenme algoritması -> Modelleme aşaması/ Model tespiti -> Değerlendirme/Sonuçları Analiz etme -> İyileştirme -> Temizleme->Tahminleme -> Sonuç Çıkarımı”

Aslında tüm ML sistemini yukarıdaki son tırnak içerisinde aldığım algoritama ile tanımlamaya çalıştım.

Son olarak; ML sistemleri kesinlikle bir kahin yada size gelecekteki gerçekleri 99% bilecek kadar iyi olamaz. Çünkü işimiz insanla. Ne kadar iyi tahminleme yaparsak yapalım sonunda hepimiz anlık kararlar alarak hareket eden varlıklarız. Şartlar koşullar ne kadar stabil olsada -ki bu son zamanlarda malesef mümkün değil- tahmin hep belirsizlik içerir ne kadar ki MAPE oranımız 0,01 e yakın olsada o 1% lik hatanın tutma oranı hep vardır…

Yeni yazıya kadar kib by…

Kaynak:

http://www.emrealadag.com/makine-ogrenmesi-nedir.html

http://www.endustri40.com/makine-ogrenimi-nedir/