Sanat =Çalışmak=Hayaller=()

Artık burada geçireceğim son sene olmalıydı. Okul kabak tadı vermişti ve ben bu işten iyice sıkılmıştım. Derslere bu kadar çalışıp hala nasıl geçemiyordum aklım almıyordu. Sakın abarttığımı düşünme sevgili okur adeta köpek gibi çalışıp geçemediğim sınavlar vardı. Hatta bir sene termodinamikten 01 aldım. Hoca adıma bile değer vermiyordu. Sıfır verse iyidi en azından sayı doğrusu gibi düşünür yeniden başlardım bu işe. Her mühendislik fakültesinde tasarım dersi ve bitirme projesi olurdu. Benim bitirme projem zeytinyağı üretim tesisisydi. Bir zeytinden nasıl kaliteli yağ çıkar bunun araştırmasının yapmış analizlemiş sunmuştum son sınıftayken. Aynı zamanda bu tezimi yaparken okulun laboratuarında biodizel bile üretmiştim patates kızartması yağından artık okul bittiğinde sadece sabun üretmeyeceğimi biliyordum :). Okul bitmediği için tüm hayallerim yarım kalmış gelen bir çok iş teklifinide geri çevirmek durumunda kalmıştım. Bende yazın çalıştığım para ile küçük bir fotoğraf makinası aldım. Fuji 101. O makinayı o kadar büyük bir istekle almıştım ki sanki hayatımın en güzel anları bundan sonra başlayacakmış gibi hissediyordum. Bir önceki yazımda bahsettiğim yurt müdürem yani Şifa ablamın nikon marka profesyonel fotoğraf makinası vardı. Bu makina ile inanılmaz güzel ve kompozisyon içerikli fotoğraflar çekerdi. Bende peşine takılır bu güzel zevkten yararlanma şansım olurdu. O bir çok fotoğraf sitesine üye olmuş ve kendi görsel dünyasında oluşturup bunları gerçek hayat ile kombine ettiği fotoğrafları ekliyordu. Arada onun fotopraflarını çekme fırsatı yakalıyordum. Her çekim yaptığımızda daha çok fotoğraf olayına yakınlaşıyor kendimce yeni teknikler yeni kombinasyonlar oluşturuyordum. Üstelik photoshop programları kullanarak hayalimdeki konsepti oluşturabiliyordum. Okul uzayınca almış olduğum fuji 101 malinası ile fotoğraf çekmeye başladım. İlk fotoğraf Aysu ya aitti. Onun fotoğraflarını çekmek en büyük şanstı. Karakteristik yüzü düzgün fiziği ile yaptığım sanatı en güzel yansıtcak karakter onda vardı. Birde Kamil. Bir çok potre modellerine taş çıkaracak bir yetenek abidesiydi kendisi. Her kalıba giriyor her konsepte uygun ruh halini yansıtabiliyordu. Bahsettiğim insanlar en yakın dostlarımdır. Yediğimiz içtiğimiz kaldığımız dersler bile aynıydı. Aynı sınıfta okuduk aynı şeye güldük ve aynı hayata küfrettik sırası geldiğinde. Tabiki bu sanat işinde de beraber olmalıydık. Biz birlikte olunca daha çok yeteneklerimiz ortaya çıkıyordu. Okul hayatımız boyunca hep mezun olmayı aynı şehirde yaşamayı -istanbulda yaşamaktan bahsediyorum sevgili okur- akşamları işten çıktıktan sonra taksime beşiktaşa gidip kafa dağıtmayı bir gün yurt dışına gidip dolaşmayı ve en önemlisi kendi şirketimizi kurmayı hayal ederdik. Bu hayalleri kurarken bir yandan dersleri vermeye çalışıyor bir yandanda yeni hobimiz olan fotoğraf çekme işine adapte olmaya başladık. Bende makina vardı aysuda laptop kamilde de konsept vardı. Biz üçümüz sürekli fotoğraf çekmeğe başladık. Okulun çimlerinde , toki binalarının boş arazisinde, evde kalorifer yanında, koltuk başında, derste , yolda aklınıza gelebilecek her yerde fotoğraf çekiyor bunlar üzerinde oynuyor sanatımızı sosyal medyada paylaşıyorduk. Git gide çevremizin dikkatini çekmiştik. Bu işte epey iyi olduğumuzu ve bu işi ticarete dökmemiz gerektiğinden bahsediyorlardı. Benim daha önceki iş tecrübelermden sonra okulunda bir daha uzamaması için hunharca bu fikirleri zihnimden öteliyor ama çekmeye devam ediyorduk. İyice okul çevresinde ünlü olmuştuk. Bir çok insan fotoğraflarını çekmemizi ister olmuştu. Hatta kendimiz mezuniyet fotosu bile çekmiştik. Onu bulursam ekleyeyim buraya.

İnanmazsınız işi o kadar ileriye götürdük ki kendimizin kurguladığı kısa bir film bile çektik fotoğraflarla. Konuyu Aysu yazdı ben çektim Kamil oynadı. Gece 3 Sivas sokaklarında film çeken gençler düşünebiliyormusunuz 🙂 en profesyonel işim o dönem Sivas ta ki en yakın arkadaşımız Şeyda nın düğün fotoğraflarını çekmek oldu. Kendimi övmek için söylemiyorum profesyonel fotoğrafçıdan bile daha iyi fotoğraflar çekmiştim.Bir kaç kare paylaşıyorum aşağıda 🙂

Yanlış hatırlamıyorsam benim çektiğim bir fotoğrafı büyütüp evine dekore etmişti. Bu işi paraya dökebilirdik belki de ama bunun için hem zaman hemde sağlam bir çevre lazımdı. O dönem dış mekan çekimi çok popüler değildi. Bir kaç fotoğrafçı yapıyordu bunu ama çok yüksek maliyetlerle. Hadi fiyat avantajı ile çeksem bile bu fotoğrafları bastırmak ayrı bir sorundu. Çünkü müşteri fotoğraflarının çekildiği kadar bunları eline çıktı olarak almakta istiyordu. Birde en büyük sorun ben insalardan para istemekten utanıyordum. Bu sebeple bir çok arkadaşımı ücretsiz çekmiştim. Sadece İstanbula döndüğümde bir arkadaşımdan fotoğraflarını çekmem için 50 tl almıştım geri kalan hepsi fotoğraflarını çekmem karşılığında bırakın para vermeyi teklif bile etmedi. İlk işe başladığımda kendime profesyonel bir makina aldım maaşımla. Ama ekip dağılınca makinanında anlamı kalmadı fotoğrafında. Ekip şimdi nerde diye sorarsanız Aysu istanbulda çalışıyor fırsat buldukça görüşüyoruz ve fikir üretmeye girişim yapmaya bir şekilde devam ediyoruz. Kamil okul bitirip askere gittikten sonra evlendi. Manisa da yaşıyor. Bu sıralar oğlunun doğmasını heycanla bekliyor. O artık hayatını hayallerimizin dışında bir serüvenle devam ettiriyor.

Sonunda istediğimiz olmuş okuldan mezun olmuştuk. Herkes memleketlerine dağıldı. Aysu bir süre sonra Almanya’ya gidecekti. Kamilde Konya da iş aramaya başlamıştı. Bende istanbulda mağazada çalışıyor bir yandanda kendi işimi kovalamaya başlamıştım. Bir sürü mülakata giriyor sonuçsuz dönüyordum. Bir yandan ingilizce kursuna gidiyor bir yandan çalışıyor bir yandanda hunharca iş kovalıyordum. Önce tanıdıkların önerdiği yerlere gittim. Bir çoğundan elim boş döndü. Sonra kendim aramaya başladım onlarda malum sonuçla aynıydı. Ardından çalıştığım kurum bir sınav açtı yeni mezun sınavı. Birgün kursa giderken metroda telefonuma bir mesaj geldi. sınava davet ediliyordum. Koşa koşa mağazaya döndüm. Müdürüme sordum oda geleceğim için iyi bir fırsat olacağını ve bu yüzden burda şansımı denemem gerektiğini söyledi. Sonrasında…

Sonrası bir dahaki yazıya 🙂

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Geçen hafta Salı Girişim hareketinin düzenlediği Fikir Geliştirme Atölyesine katıldım. Orda bir fikri nasıl geliştirebileceğimizi , sunum yaparken 3 dk lık bir zamanımız olduğunu grup ile çalışması ve fikri geliştirme tekniklerinin gösterildiği bir çalışmaydı.
3 tane girişim fikri sunumu yapıldıktan sonra kendimizi en yakın hissettiğimiz fikrin etrafına toplandık. Fikir sahibi fikrinden bahsetti ve bu fikri geliştirmek için hepimiz sırayla ona destek olabileceğimiz noktalardan bahsettik. Kimimiz pazardan kimimiz finans konusundan bahsederek ekip çalışmasını tamamladık. Atölye sonrası dışarıda network alanında insanlar ile iletişim kurulan alana geçtik. Ekip ile dışarda sohbet ederken Gökçehan –umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur – “self fulfilling proficiency” yani kendini gerçekleştiren kehanet fikrinden bahsetti. Merak ettim neydi bu kendini gerçekleştiren kehanet?

Aslında beklenti etkisi olarak da bilinen “self fulfilling proficiency” bir sosyal gerçeğin gerçekleşmesinin insan zihninin inancına , tahminine veya teorilerine, dolayısıyla beklentisine bağımlı (beklenti etkisi) olması demekmiş. Self fulfilling proficiency bir diğer adı ise Pygmalion Etkisi olarakta bilinir. Mitolojide de oldukça önemli bir öyküye konu olan “Pygmalion” adını mitolojiden almıştır. Yunan mitolojisinde Kıbrıslı bir heykeltıraş ve prens olan Pygmalion ideal kadını heykel olarak yapmış ve bu heykel kadına Galatea adını vermiştir. Heykel bitince Galatea’ya aşık olan Pygmalion’un haykırmalarını duyan -Roma mitolojisinde- Venüs, -Yunan mitolojisinde- Afrodit, heykele hayat vermiştir. Galatea ve Pygmalion ömürlerinin sonuna kadar mutlu olurken; Pygmalion Etkisi’ne göre beklenen şeyin gerçekleşme olasılığı her zaman yüksektir.

Teorinin gerçek hayattaki karşılığına bakarsak eğer bir noktada kendisini başarılı olarak göremeyen kişi gerçekte böyle bir durum söz konusu olmasa da başarılı olduğunu düşünmediği algısı yüzünden çevresindeki insanların
kişinin bilgisinin yetersiz ve yeteneksiz olduğunu düşünecek ve kendini bu konuda mutsuz edecektir. Rosenthal iletişimle ilgili yapılan araştırmalar içinde en önemlilerinden birini Sınıfta Pygmalion adlı kitabında sunmaktadır.
Rosenthal ve Lenore Jacobson’ın 18 öğretmen ve 650 çocuk olan bir ilk okulda yaptıkları çalışmalarda, her sınıftan eşit sayıda öğrenci rasgele seçilmiş iki gruba ayrılmıştır. Araştırmada Rosenthal öğretmenlere, bazı öğrencilerin diğer bir grup öğrenciye göre daha yüksek potansiyel gösterdikleri belirtiyor. Gerçekte çocuklar rasgele seçilmiş bile olsalar, okulda geçirdikleri bir yılın ardından görülüyor ki: yüksek potansiyele sahip olduğu belirtilen sınıfta olan çocuklar genel zeka testlerinden ortalamanın üstünde puanlar alırken, diğer grupta yer alan çocuklar için önemli bir değişim söz konusu değil.
Rosenthal’a göre, öğretmenlerin yüksek performans beklentisi, öğrencilerine söyledikleri , yüz ifadeleri, beden dilleri gibi sözel ve sözel olmayan çeşitli yollarla iletilmiş olabilir. Bu deneyde her iki grup arasında öğretmenlerin öğrencilerle geçirdiği süre açısından bir fark bulunmamaktadır, ancak öğrencileri ile kurdukları ilişkinin niteliği daha farklıdır. Bu şekilde gruba hissettirilen olumlu beklentinin öğrencilerin benlik kavramları üzerinde etki etmiş ve motivasyonlarını, kavrama becerilerini yükseltmiş olduğu düşünülmektedir. Böylelikle gelişen olumlu beklentileri öğrenmelerini desteklemiştir.

Beklenti etkisini genel anlamında özetlemek gerekirse; her birey olmak istediği kişi, olmak istediği nokta , yaşamak istediği hayatı gerçekten inanarak ve arzulayarak isterse bunun gerçekleşmemesi için her hangi aksi bir durum olmadığını bize göstermektedir.
Kendi hayatlarımız yada yakın çevremizdeki insanların hayatları beklentimize göre şekillendiğini düşünürsek eğer davranış şekillerimizi de beklentilerimize göre değiştireceğimizi bilmeliyiz. Karşımızdaki kişiye kendimize güvendiğimizi ve yaptığımız iş konusunda iyi olduğumuzu göstermeliyiz, karşımızdaki kişinin yeteneklerine ve becerilerine güvendiğimizi belirtmeliyiz. Beden dili önemlidir. İletişim sırasında uzaklara bakmak, kesik kesik konuşmak, kararsız ses tonu ve mesafeli duruş olumsuz beklentilere neden olurken, gülümseme, başıyla onaylama, dokunma, göz kontağı, neşeli tavır, iyimser bir enerji olumlu etkiler sağlamaktadır. Aynı çalışma ortamında birlikte çalıştığımız kişilere hem detaylı hem de daha genel geniş bir boyutta geri bildirimde bulunmanız kişinin kendi beklentilerini şekillendirmede önemli bir araç olarak görülmektedir. İnsanlara vereceğimiz birkaç geri bildirim onların hayatlarında birer kelebek etkisi oluşturacağını unutmamak gerekir. Aynı zamanda kendi hayatlarımız için olumsuz geri bildirimlerden kaçarak yani yapamıyorum, başaramayacağım, hayat çok zor, ben hep kaybederim nidalarından uzak durarak amaca odaklanmalı ve ona göre ideallerimizi gerçekleştirmeliyiz.

Bir sonraki yazıya kadar esenlikle.

Geri bildirimlerinizi yorum olarak bırakabilir yada [email protected] iletebilirsiniz.