OFİSTE HAYALLER – DÜNYAYI GEZELİM Mİ?

Bu sefer hayalimiz, benim gerçekleşmesini en çok istediğim hayallerimden biri. Bu hayale sahip binlerce hatta milyonlarca insan olduğuna da eminim. ☺️

Peki bu hayal ne mi? Dünyayı gezmek desem, bir tebessüm oluştu mu yüzünüzde, heyecanlandınız mı siz de benim kadar? ?

Hepimiz bir yerlerde mutlaka görmüşüzdür, okumuşuzdur onların hikayelerini. Sekiz beş çalıştıkları işlerini, iş hayatlarını bırakıp dünyayı gezmeye karar verenlerden bahsediyorum. Bir çılgınlık yapıp tüm düzenlerini geride bırakıp yepyeni maceralara yelken açan cesur insanlara hayran olan bir tek ben değilim değil mi?

Sosyal medyada dünyanın dört bir yanında çekilmiş fotoğraflarına bakarken kendimi oralarda düşünmek bile beni mutlu ediyor. Yeni yerler gezmek, farklı kültürler öğrenmek çok hoşuma gidiyor.

Her ülkenin, her şehrin ayrı bir dokusu, yaşam tarzı var. Her ülke ayrı bir macera, farklı bir deneyim oluyor insana. Farklı kültürler görmenin insana kazandırdıkları ise paha biçilemez.

Belki büyük kararlar verip, işimizi bırakıp öyle bir hayata başlayamıyoruz ama bu dünyayı gezmemize engel değil. ??

Görmek istediğimiz yerlerin listesi epey uzun ve gezecek vaktimiz çalışıyorken maalesef biraz kısıtlı. Bu yüzden elimize geçen her fırsatı değerlendirmeye çalışıyoruz. İndirimli uçak biletleri, erken rezervasyon fırsatları derken bir bakmışız pasaport kontrolündeyiz. Farklı bir yerde 4-5 gün bile kalacak olsak kendimizi o kadar oranın insanıymış gibi hissediyoruz ki bu da her seferin farklı bir güzellikte olmasını sağlıyor. ☺️

Gittiğimiz yerlerde şehrin mimarisini, dokusunu, yapısını, sokaklarını incelediğimiz kadar insanlarını, yaşam tarzlarını da gözlemliyoruz. Sabah kahvaltılar nasıl yapılıyor, işe gidiş, işten dönüş ve sonrasında neler yapıldığına bakıyoruz. Mesela işinize bisiklet ile gitme fikri nasıl geliyor? Benim için muhteşem bir seçenek ve bu şekilde yaşayan insanların çokluğunu gördükçe daha çok istiyorum. ?

Sadece yurt dışı değil tabii ki kendi memleketimizde de o kadar güzel yerler var ki görülmesi gereken.

Sizler de şimdi hemen bir liste yapın ve kendinize mutlaka bu listeyi tamamlamak için fırsat yaratın. ?

Şimdi bu yazıyı bitirirken size o kadar tatlı bir öneri yapacağım ki hemen bu tasarımlara bakmanız gerekecek. Bu kadar güzel tasarımların çok güzel bir kalpten döküldüğüne o kadar eminim ki ?Little Dipper Clay ☺️ Ben de ufak çaplı bir koleksiyon oluşmaya başladı bile. Siz de hem kendiniz hem de sevdiklerinizi mutlu etmek için mutlaka bir gözatın instagram–> @littledipperclay 

OFİSTE HAYALLER – YILLIK İZİN

Herkese Merhabalarrr ?

Ofis çalışanları olarak hepimizin bazen çok farklı bazen de birbirine çok benzeyen hayallerimiz oluyor. Bundan sonra tüm hayallerimizin paylaşarak gerçekleşmesi için bir adım atmış olacağız. Bu hayalleri birlikte kurdukça aramızdan bazılarına motivasyon olacak ya da sesimizi duyurup hayallerimizin gerçekleşmesini sağlayacağız. Neden olmasın değil mi? ?

Havalar ısınmaya ve tatil planları yapmaya başladığımıza göre ilk hayalimiz yıllık izinler olsun.

 

 

Genel olarak 2 haftadan başlayarak yıllar geçtikçe artan bir düzende yıllık izin hakkımız oluyor. Bu izin süresi hangimize yetiyor ki? 2 haftalık izinde dinlensek mi, gezsek mi, ailemize mi vakit ayırsak , yeni yerler mi keşfetsek bilemiyoruz.

Yıllık izinlerimizin en az 5-6 hafta olduğu bir düzen çok güzel olmaz mıydı? 2 ayda bir işten biraz olsun uzaklaşabilmek, enerji toplamak, motive olmak…

Böylece yapmamız gereken bir sürü işi de halletmiş olurduk. Hem ailemize vakit ayırabiliriz, hem de dinlenebiliriz. Bir seferinde dinlenmeli denize/havuza girmeli bir tatil yapsak, diğer sefer  yeni yerler keşfederek vaktimizi geçirebilseydik. Bunların hepsini yaptıktan sonra yıl içerisinde oluşabilecek ani durumlar için yıllık izini bir kenarda tutabilirdik.

Her mevsim tatilin, dinlenmenin keyfine varabilirdik. İlla tek bir mevsim seçmemiz ya da tatil yapabilmek için yaz mevsimini beklememize gerek olmazdı. Böylece motivasyonumuz da sürekli yüksek olur ve işe döndüğümüzde daha mutlu daha motiveli bir şekilde çalışabiliriz.

Bir hafta sadece evde oturup miskinlik yapmayı kim istemez ki? Kitaplara dalmayı, filmlerle eğlenmeyi, belki yepyeni tarifler bulup uğraşmayı. Tüm evin düzenini değiştirmeyi istiyoruz ve hepsine sürekli çalışırken vakit bulmak ‘birazcık’ zor olabiliyor. Bir de  toplam yıllık iznimiz sınırlı olduğu için evde oturarak bunu harcamayı istemeyebiliyoruz. Eğer miskinliği tercih edersek diğer seneye kadar aklımızda hep deniz, kum ve güneş olabiliyor.

 

Bir yılın 52 haftadan oluştuğunu düşününce 50 hafta çalışıp sadece 2-3 hafta tatil yapmak bana yetmiyor ve benimle aynı fikirde olanların çok büyük bir çoğunluk olduğunu da biliyorum. ?

O zaman herkesi hayallerini yazmak için yorumlara bekliyorum. Çok kalabalık olursak belki sesimizi duyan olur  ve daha çok tatil yaparız ?

Yıllık izinler, tatiller derken bu yazının önerisi de birazcık bununla alakalı olacak. Belki duyanlarınız olmuştur. Bi Kutu Mutluluk diye bir site var ve küçük mutluluklar gönderiyor. Bu ayın sürpriz kutu konsepti ise ‘Macera’, tam da yazımıza uygun değil mi? ? İsterseniz tek tek ürün seçimi, isterseniz sürpriz kutu aboneliği yapabiliyorsunuz. Hem kendinize hem sevdiklerinize farklı bir hediye arayışındaysanız bir göz atın derim –> bikutumutluluk.com

Hepimiz mutlu olmayı hak ediyoruz ve bunun için çok büyük olayları beklememeliyiz. Öncelikle kendinize ve sonra etrafınıza baktığınızda mutlu olmak için çok fazla sebep bulacaksınız. En önemli mutluluk sebebi ise sizsiniz, bunu her zaman hatırlayın!

Sevgilerrrr

Memleket Hikayeleri

Uzun zamandır köyüme memleketime gidememiştim. Hemen hemen tüm Türkiye’ yi gezdim fakat nasip işte denk gelmedi.

Bu yazımda sizlere doğunun güzel yanlarını anlatacak memleket hikayelerinden bahsedeceğim. Bakarsınız bu yazı beğenilirse devamı da gelir belki. Toprak sevgim tarla, bahçe merakım epeydir var. Bir şeyler ekmek, güzelce büyütmek ve bunları sağlıklı bir şekilde insanlara ulaştırmak –ailem dahil- en büyük hayallerimden biri. Benim teyzem, bir kadın girişimci. Önceleri terzilik yaparak piko, tasarım elbiseler, yöresel kıyafetler diker, bunlardan gelir elde ederdi. Ardından memlekette kendine bahçe yapmak için şehre yakın bir köyde toprak satın aldı. Ardından, önce küçük bitkiler sonra ağaç ekerek bugün kendi çiftliğini kurdu. Çok güçlü bir kadın. Sanırım benim de toprak sevgim onun bu azmi ve çalışkanlığından geliyor. Elazığ, Türkiye’ de çok popüler olmayan bir şehir. Aslına bakarsanız su ve maden kaynakları açısından zengin bir şehir. Kendi içinde renkli, dışarıya karşı renksiz bir kültür yaşamakta. Öküzgözü üzümü ile en kaliteli şaraplar üretilerek yurt dışına ihraç eder fakat kendi içindeki marketlerde ya da restoranlarda sattırmaz. Muhafazakar ama bir o kadar da aydın bir kesime sahiptir Elazığ. Birçok kaplıcası, barajları ve kayak merkezleri olan Elazığ bu seyahatimde beni çok şaşırttı.

Bir çok şehre yakınlığı ve doğunun transfer merkezi olma özelliği sayesinde aslında stratejik bir konuma sahip. Turist ve turizm açısından çok bilinirliği olmasa da kendi içinde bir çok güzel yerleri var.
Mesela Harput Kalesi’ ne çıkıp tüm Elazığ manzarasını görebilirsiniz. Süt Kalesi’ ne çıkarak zamanında sütten yapılmış kale ile fotoğraf çekilebilirsiniz. Kışın Sivriceye gidebilir, Hazar Baba dağında kayak yapabilirsiniz. Karakoçan’ da kaplıca suları ile dinlenip yenileyebilirsiniz.

Bunlara vaktiniz yoksa şehir merkezini gezip kültür parkı veya botanik bahçesinde dinlenebilirsiniz. Yemek konusunda köfteciler sokağında Amcanın Yeri’ nde tost köfte yiyerek gününüzü tamamlayabilirsiniz.

Aslında memleketimizin her yeri güzel gidip görmek, gezmek, zaman ayırmak lazım. Dünyanın her hangi bir yerine, yaşadığın coğrafyayı gezmeden gitmek hep bir eksi ile başlamak anlamı yaratıyor bende.

Bir sonraki memleket hikayelerinde görüşmek üzere…

Kelebek Etkisi

Saat sabahın 5 i. Alarm kurmasam sanırım uçağıma geç kalacağım. Hızlıca kalktım ve hemen kapının önündeki çantamı alarak apartmanın önünde taksi bekledim. Saat 9 daki Paris uçağımı kaçırmamam lazımdı. Normalde bu kadar zor olmazdı taksi bulmak ama aksilik işte biraz bekletti beni ama sonunda gelmişti. Hızlıca “Sabiha gökçen lütfen” diyerek yolculuğa başlamıştım. Plan şuydu Paris diye yola çıkıp bir ay içinde gezebileceğim kadar çok yere gitmekti. Bu neresi olur farketmezdi. 1 aylık ücretsiz izni almak kolay olmamıştı hatta geri döndüğümde beni bekleyen bir işim olur mu o bile mechul. Olsun hayat kazandıklarından çok deneyimlediklerinden yürür.

Trafik olmaz yetişirim diye kendi kendimi kandırıyordu ama Kurtköy civarında bir trafik. Uçak kaçarsa o zaman naparım bilmiyorum neyse düşünme şu an bunu az kaldı zaten. Yok artık şöför bey görmediniz mi önünüzdeki aracı ya ne olacak şimdi nasıl yetişeceğim daha pasaport sırasında bekleyeceğim ben ya offf kaçtı uçak ya.

Kapılar kapanmış uçak gökyüzünden kusursuzca yükselirken ben ardından sadece el sallıyordum. Hayaller Paris gerçekler Eminönü olmasın diye en hızlı nereye bilet var diye bakınırken Beyrut’a mı uçsam diye şeytanla bir pazarlık yaptık. Sonunda o kazandı ve şu an biletimi almaya gidiyorum. Hadi hayırlısı.

Uçağın içinde koltuğumu ararken Lübnanlı arkadaşları incelemeden kendimi alamadım. Yeni yeni kendine gelen bir şehir olan Beyrut için çok şey okudum çok şey karıştırdım ama hiç planlamamıştım oraya gitmeyi kısmet bugüneymiş.

Uçak havalandı ve ben o zaman Beyrut’ta ne yapacağımı düşünmeye başladım. Hiç birşey ayarlamamış hiç bir konaklama firması ile görüşmemiştim ve bunların hepsini inince ayarlamak zorundaydım yoksa bu geceyi Beyrut’ta bir kafede geçirmem kaçınılmaz bir son 🙂

Valizimi beklerken telefonumun şarjının bitmek üzere olduğunu farkettim. Can çekişen bataryam artık beni bir prize mi taksan diye sinyal veriyordu. Tek başıma seyahat etmek çok sıkıcı olmayacak anlaşıldı diye kendi kendime gülüyordum. Ne yapıyorum ben ya ne işim var benim burada geri dön. Akşam yemeğine yetişirsen belki kahveye Havva’ya gidebilirsin ya da akşam yemeğini dışarıda ye ve bu kısa maceranı anlata anlata bitireme aynı erkeklerin askerlik anısı gibi 🙂

Neyse dönmek yok hadi şu telefonu şarj edelim ardından kendimize kalacak bir yer bulalım. Kent merkezine yakın bir hostel buldum bir şekilde ulaşımı sağladım artık dinlensem iyi olacaktı. Eşyalarımı bıraktığım gibi kendimi yatağa attım. Zaten uyandığımda saat gece 3 dü. Bu saatte İstanbul’da olsam çıkamazdım tek başıma ama burada durum farklı zaten burada hayat gece başlıyordu. Alkolün, eğlencenin ve keyfin merkezindeydim şu an. Çıkıp etrafı incelemeye koyuldum. Müziğin en güzel halini duyuyordum. Sanki daha önce böyle bir tını ile hiç karşılaşmamış gibi müziğe kendimi kaptırmış geldiği yöne doğru gidiyorum.

Çalan müziğin bu ülkenin tüm duygularını ve yaşadığı zor günleri size hissettiriyordu. Bir parça bitiyor bir başka hikayenin müziği çalarak devam ediyordu ve böylelikle sabahın ilk ışıkları itibari ile evin yolunu yani hostelin tutmuş oluyorsunuz.

Uykumu aldıktan sonra ilk iş google dan Beyrut’ta ne yapabilirim diye kendime yol haritası çıkardım. Önce sokaklarını gezecektim. Play list hazırladım sokaklardaki yürüyüşüm hatırlanabilmesi için arka fonda çalacak müzikler çok önemliydi.

Çalan müziklerin etkisi ile sanki buraya hiç yabancı değilmişim gibi sokaklarda yol alıyordum. Önce Saint George Maronite Katedrali ile karşılaşıyorum hemen yanında ise Mohammed Al -Amin camisi. Her ikisinide bir turist edası ile inceliyor not alıyor fotoğraflıyorum. Saat kaç ben neredeyim işler ne durumda? İnternet paketimide son hostel bulmak için harcadığım için ancak wi-fi olan mekanlarda telefonumu kullanabiliyorum. Kim bilir neler yazdılar ya da hiç birşey yazmadılar bu daha olası gibi.

Camiden çıktıktan sonra açlıkla yüzleşmek hiç hoş olmadı keşke yemek olayıda tek öğün olsa ne güzel olur demi.
Abdel Wahab Restauranta gittim epey meşhurmuş öyle okumuştum. Yöresel yemeklerinin hepsini denedim çok lezzetliydi. Yeterince dinlenip karnımıda doyurduğuma göre Beyrut ulusal müzesine doğru yol alma vakti gelmişti. Yeterli ingilizcem yoktu fakat bildiğim kadarı yaşamam ve iletişim kurmam için yeterliydi. İçi ferah ve ziyaretçisi bol olan bu müze beni şaşırtmıştı. Genelde turistler yemek ve mekan seyahatleri yaptıkları için müzeler hep son kalemdir gezilecek yerler arasında. Eserleri incelerken birinin bana baktığını farkettim ama öyle aleni değil kaçamak, bakmakla bakmamak gibi.

Sırayla eserleri gezmeye devam ediyorum ve ardımdan başka bir gölgede beni takip ediyor. Biraz tedirgin oldum sanırım, bilmediğim bir ülkedeyim sonuçta. Hırsız olabilir , katil olabilir herşey olabilir. Kapıya ne kadar uzaklıkta olduğumu hesaplamaya çalışıyordum. Ne kadar bir sürede oraya varabileceğimi ki dışarı çıksam bile sokakta beni takip etmeyeceğini nereden bilebilirdim. Hostel buraya ne kadar uzaklıktaydı. Telefon etmeye kalsam edemiyordum, internettim olmadığı için mesafeyi tahminleyemiyordum. Kalabalığa karışmaya başladım .Yabancı turistlerin olduğu alanlarda duruyor benim gibi birini bulursam internetini kullanmayı planlıyordum. Sakinliğimi korumaya çalışırken yüzüm kızarmaya ve panik olmaya başladım ısrarla geliyordu peşimden. Kimdi bu? Korkudan yüzüne bakamıyordum baksana belki tanıdık biri neyden korkuyorsun?

Kapıya bir kaç adım kalmıştı. Kulağımda çalan şarkı aksiyon havasında olunca kendimi sinema filminin içinde buldum. kapıdan adımımı dışarı tam atıyordum ki bir el bileğimden tuttu. Gözlerimi kapattım kalbim ağzımdan fırlayacak gibi atıyordu. Korkudan kulaklarım uğuldamaya başladı. İngilizce bana yüzümü dönmemi söylüyordu. Bende o an çığlık mı atsam yoksa elimi kurtarıp kaçsam mı diye düşünüyordum. Sakince yüzümü döndüm ve gördüğüm 2 çift mavi gözle karşılaştım. Kendimi o an hayranlıkla izlerken buldum. Birşeyler söylüyordu ama ben anlamıyordum sanırım yetersiz ingilizcemin kurbanı olmuştum. İlk iş dönünce bunu geliştirmek olmalıydı 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=cI0ZCkzVUkc

Kendimi olabildiğince hızlı kurtarıp koşmaya adapte etmiştim. Ben koşuyorum oda ardımdan geliyor noluyor ya bir tane mi güvenlik mensubu biri yok diye kendi kendime hayıflanırken bir taşa takılıp düştüm. Uyandığımda İstanbul’da kendi odamda kendi yatağımdaydım. Saat gece 3:00. Kucağımda yarın ki toplantı için hazırladığım raporun çıktıları. Yatağımın baş ucundaki sudan içtim ve kendimi yatağa bıraktım belki uyursam kaldığım yerden devam ederim diye niyetlendim ama olmadı. Gene gerçek dünya ile yüzleşmiş sabah servisime geç kalmamak için kendimi uyumaya zorlamıştım.

Bir sonraki yazıya kadar…