Geçen hafta ne izledim – ”Pet Sematary”

Her cuma mutlaka işim yoksa,dersten erken çıktıysam bir filme giderim.Benim için sinema kültürü çok önemli doğrusu. Ne yapıyorsanız yapın ama sinemayı ihmal etmeyin benden size bir tavsiye. Biliyorum evde izlemek de hoş ama emin olun sinemanın ayrı bir havası var. Peki geçen hafta ne izlediğime gelirsek…

Uzun süredir beklediğim film vizyona girdi ve bende ilk gününde gittim (evet her daim biletimi önceden alırım). Filmimiz ens evdiğim yazarlardan olan Stephan King’in Hayvan Mezarlığı kitabının uyarlaması. İngilizce adıyla ”Pet Sematary” olarak duymuş olabilirsiniz. Normalde seneler önce bu film çekilmiş zaten ama bu sefer 2019 versiyonu ile yeni bir havaya girmiş diyebilirim. Filmin konusuna gelirsek şöyle ki Louis Creed, iki çocuğu ve eşi Rachel ile birlikte Boston’daki şehir yaşamlarından kurtulup, kırsal kesime taşınmaya karar verir.Ama bu yeni ev ormanda böyle ıssız bir yerde. Birde bunların bir adet yaşlı komşusu var ve bu komşu ile evlerinin yanında daha doğrusu sahip oldukları arazide hayvan mezarlığı olduğunu öğreniyorlar.Ama işte her şey keşke bu kadar olsa…Maalesef bu mezarlıkta bir şeyler var…Şimdi ne olduğunu söylersem size filmi söylemiş olurum ama kötü şeyler olduğunu eminim tahmin etmişsinizdir. Olaylar bu ailenin kızlarının kedisinin ölmesi ve babalarının gizlice kediye komşuları ile birlikte hayvan mezarlığına gömmesi ile başlıyor. Çünkü sonraki gün kedi bir anda geri geliyor. Al başına iş..Bir hortlak kedisi oluyor kızın ama babaları bunu saklıyor.Peki sonra ne mi oluyor?En büyük bombayı söyleyemem bence izleyin.

Şu fotoğraf da kızlarına ait. Diyeceğim şudur ki keşke kızları hep böyle kalsa…

Peki film nasıldı?Kitap nasıldı? Ben film vizyona girmeden bir hafta önce kitabını okudum.Bu sefer film ile bayağı farklı olmuş diyebilirim.O yüzden size filmi izlemeden önce kitabı okumanızı da önermek istiyorum. Su gibi akıp giden bir kitap olmuş ilk 100 sayfayı saymazsak.

Filmin sonundan sanırım memnun kalmadım.Şöyle ki, film gerilimi çok iyi yansıttı ama bence korkutucu değildi. Ama hani filme öyle bir fragman yapmışlar ki,sizin beklentinizi çok yükseltiyor. Bende bayağı yüksek beklentiler ile gittim. Ama sizi uyarayım fragmana kanıp öyle çok havalara girmeyin. Sizin için fragmanı da ekledim;

O zaman şimdiden size iyi seyirler dilerim ve yorumlarınızı da izledikten sonra beklerim!

What Happened To Monday ?

Hafta sonu uzun zamandır yapmadığım film izleme aktivitemi gerekleştirdim. İzlediğim ve bahsetmek istediğim film; 1 eylülde vizyona girmiş ve IMDB puanı 6.9(bence daha yükseğini hakediyor). Gerilim aksiyon tadında olan ve bir çok alt metinlede günümüz dünyasını eleştiride bulunmuştur.

7 kız kardeşin; nüfus artışı ve kıtlık ile uğraştığı bir dönemde hükümetin tek çocuk politikası uygulandığı bir hayata gözlerini açıyorlar. Dedeleri Terrence Settman (Willem Dafoe) bulduğu dahice fikri sayesinde tek bir kimlik altında 7 hayatın hikayesini anlatıyor. Doğduktan 30 yıl sonra aralarından birinin kaybolması ile başlayan macera beklenmedik bir son ile bitiyor. Her birinin farklı karakterileri ile yaşamına devam eden bu kadınlar zincirin bir halkasının kırılmasıyla hayatları alt üst oluyor.

Sırayla hayatlarını farklı nedenler ile kaybeden kızlar sonunda kalan kardeşlerin gerçekle yüzleştiğindeki duygu durumları bugünün dünyasında yaşanan olaylarında aslında temsili gibi. Hep bir arada kardeşçe yaşadığını düşünerek hayatını devam ettirenler aslında herkesin kendi için yakaladığı bir fırsat ile nasıl değişebileceğinin çok güzel bir şekilde ifade etmiştir. Pazartesinin aşk ve kendi hayatını yaşama duygusu geride kalan 6 kızın hayatlarını ellerinden alma isteği ne kadar doğru bir karar elbette tartışılır. Filmde insanları gelecekte daha iyi bir dünyaya uyandırmak için donduruyoruz yalanı aslında insanları gelecek için yok ediyor oluşları çok ironik bir sahne olarak dikkat çekiyor. Birçok açıdan bakıldığında filmde alt tabanda anlatmak istediği modern dünyanın katillerine bir selam çakmış havası hakim.

Filmde bolca gelecekte kullanıcak teknolojik malzemeleri görmemiz mümkün. Yapay zekanın; elde telefon etme aynada deforme yüzleri tespit etme camsız alanda fotoğrafları görme, verileri hızlı bir şekilde bir bağlantı olmadan ve data saklama alanı kısıtı olmadan bir biri ile paylaşma. Görsel anlamda yeterince göz doldurucu film içindeki kurgular çok başarılıydı.

Filmdeki karakterleri kendi dünyamıza döndürdüğümüzde ülkelerin tutumu, şirketlerin ortaklıkları,arkadaşlarının iletişimi hepsini yansıtmaktadır. Hırs ve bencilliğin sonu elbette kayıp olarak geri dönsede hiç bir zaman iki tarafında faydasına bir ortaklık oluşmamaktadır.Çözümün sadece yok etmek,savaşmak,birilerini ortadan kaldırmak ya da birilerini kötüleyerek rant sağlamak olarak bir dönüşüm sağlamaktadır. Dünya bu şekilde ilerlemeye devam ettiğinde artık yaşanacak bir dünyanın kalmamasından çok dünyanın yok olmasına hızla ilerlediğimizi düşündürmekte. Sanırım Elon Musk uzaya kolay ulaşım sağlamakta haklı. Bir kaç filin savaşı altında ezilmek bu dünya için çok büyük kayıp.

Zaten tüm filmler bulunduğumuz koşulları ve şartları anlatmakla mükellef değil miydi?

Günün sonunda aksiyon ve gerilim arayan herkese bu filmi ısrarla öneririm

Bir sonraki yazıya kadar..

Yazarın notu: Film Fragmanı aşağıdan ulaşabilirsiniz.