Domates mi, kiraz mı?

Başlık kafanızı karıştırabilir, kafalar karışmadan hemen konuya bir açıklama getirmek istiyorum.  Sıradaki öğrencim Selen, bir önceki yazımda sizlere bahsetmiştim.

Selen’in isminin anlamı; gürültü, ses diye geçer ama bizim kız bunun tam tersi aşırı sessizdir. Japonlara benzeyen o güzel çekik gözleri, elma yanakları, hokka gibi burnu, tombiş elleri ile adeta domates güzelimizdir bizim. Geçen gün sordum kendisine “Ne güzelisin? Domates mi kiraz mı?” diye. Tam da Selen’ den beklediğim bir cevap geldi, “Domates” dedi. “ Neden domates?” diye sorduğumda “Domatesi çok sevdiğim için” dedi. Ben sizlere Selen’ i ne kadar tasvir etsem de tam anlatamam,  hani bir söz vardır ya “anlatılmaz yaşanır” diye heh işte o söz, tam da Selen’ i anlatmam için ortaya çıkmış bir söz. Selen’ i yaşamanız lazım, o güzel gözlerine bakıp içinde kaybolmanız lazım ki ancak o zaman benim yaşadığım mutluluğun tarifini sizler de doyasıya yaşayabilirsiniz.

 

 

 

 

Selen çok uysal, çok saygılı, çok sessiz ve sevecen bir kızdır. Down sendromlu dünya güzeli bir kızımızdır. Heyecanlı bir yapıya sahip olan Selen’e sadece göz bile kırpsanız hemen ellerini yüzüne sürer “Ayyyy” der sonra o elma yanakları kıpkırmızı kesilir.

Selen sınıftaki en yavaş ve en ağır hareket eden öğrencimdir. Öyle ki servis geliş saatinden yarım saat öncesinden kendisine haber veriyorum ki hazırlansın ve en önce sıraya girsin diye. Okulun ilk günlerinde Selen’le daha yeni tanıştığımda, bu denli ağır ve yavaş hareket ettiğine o sıralarda anlam verememiştim ama zamanla gördüm ki yemek yerken bile aynı yavaş hareket etme söz konusu, yemeğini yediğinde eğilip sanki herkesten utanıyormuşçasına yer yemeğini.

Tabii bu anlattıklarım sınıf içerisindeki durumu. Evinde ise ne kadar yaramaz ve ne kadar rahat olduğunu en çok annesi biliyor. Selen’in  annesinden duymuş olduğum bir güzel olayı anlatmak, sizlerle de paylaşmak isterim.

Selen ve ablası iki kardeşler. Annesi ve babası çalıştığından, Selen bazı zamanlar evde tek başına kalıyormuş. Down sendromlu bir çocuğun tek başına evde kalması sizi şaşırttı değil mi?

Bir sabah annesi ile kahvaltısını yaptıktan sonra, annesinin işe gitmesi ile birazdan yaşanacak olayı heyecanlı bir şekilde sizlere yazmaya çalışacağım, hala aklıma geldikçe kendimi tebessüm ederken buluyorum. Annesi Selen’e, servis saati gelene kadar evde hiçbir şeyle uğraşmamasını ve yabancılara asla kapıyı açmamasını tembihlemiş ve işine gitmiş.

Peki sizce Selen ne yapmış?

Sen kalk, git kahvaltı sofrasını topla, bardakları mutfağa götür, tabakları yıka, bulaşık suyu hazırla ve birçok ev işi? Bunları yazarken bile onunla nasıl gurur duyduğumu göğsümü gere gere söyleyebilirim . Lütfen beni mazur görün hikayenin arasında mutluluğumu anlatmadan edemiyorum 🙂
Selen sen git  bulaşıkları yıka, evi topla, bir de üstüne toz al. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Bitkisel hayatta olan birisinin, bir sabah gözlerini açması gibi bir şey bu. Annesi bunları anlattığında “nasıl yani?” diyerek önce beni şaşırttı çünkü inanamadım. Sınıftaki halini bildiğim için hayalimde canlandıramadım ama eminim şu anda sizler de bu satırları okurken bir şok yaşamışsınızdır. Bu hali beni hem hüzünlendirdi hem de anlamlandıramadığım bir mutluluk sardı içimi. Çünkü verdiğimiz eğitim, onların hayatlarının bir yerine dokunması bir gurur, doğru yolda olduğumuzun bir işareti elbette daha çok yolun başındayız ama bu bile bizi heycanlandırıyor. Bu denli yavaş hareket eden bir kızın okul saatine kadar sofrayı toplaması, bulaşıkları yıkaması ve hazırlanıp okula gelmesi işte bunlar down sendromlu bir çocuğun, insanı şaşırtması için çok güzel hareketleri

Selen’in büyüsüne bir kez daha kapılıp unuttuğumu sanmayın. Kendisinin rahatsızlığı ile ilgili sizlere kısaca bilgi vermek istiyorum.

Down sendrom nedir?

Down Sendrom’u şöyle anlatayım: Kromozomlar genlerin demetleridir ve vücudumuzda doğru sayıda olmak zorundadır. Down sendromlu insanlar, ekstra bir kromozomla doğarlar. Bu ekstra kromozom, bireyi hem zihinsel hem de fiziksel olarak etkileyen bir dizi soruna yol açar. Yani kısacası; insanda genetik düzensizlik sonucu fazladan bir kromozomun bulunmasına Down Sendromu denir. Down Sendromu ömür boyu süren bir durumdur.

Bu bilgilerin ardından bir kez daha şöyle bir düşünün derim; genetik olayın (+1)  kromozomla nasıl bir farklılık yarattığını, hem yüzlerinde hem bedenlerinde hem de zihinlerinde bir çok şeyi değiştirdiğinde nelerin olabileceğini. Bütün gün ders çalıştırsanız da bir 15 dakika sonra tekrar sorduğunuzda sil baştan en başa dönmeleri ya da çok ağırdan hareket edip hiçbir yere gitmek istemeyişleri, gittikleri yerden de tekrar aynı şekilde, aynı yavaşlıkta geri dönmeleri ama bir de kocaman gülümsemeleri, gözlerinin içlerinin kocaman olması, etrafa sevgi ile bakmaları işte bunların hepsi dünyada yaşanan tüm kötülüklerin, kalp kırıklıklarının, aşk acılarının, küslüklerin, kinliliğin ve buraya daha birçok şey ekleyip tüm olumsuzlukların inadına; onlarla beraber olmak, onları anlamak ve aynı gezegende onlarla beraber masmavi gökyüzüne bakmak, inanın her şeye değer.

Bu yüzden bir sonraki yazıya kadar..

 

 

Aramızda ki Görünmeyen Dil ” Sevgi”

Herkese merhaba. Arayı çok açtım farkındayım ama minik öğrencilerim her geçen gün daha da aktif olduklarından sizlere anılarımızdan ara ara bahsetmeye devam edeceğim.

Sırada kim var biliyor musunuz?

Emrullah Paşa!!!

Araya küçük bir parantez açmak istiyorum soy ismini “Paşa” olarak düşünebilirsiniz, soy ismi “Paşa” değil  ama Emrullah bizim Paşamızdır. Kendisine, “Adın nedir?” diye sorsanız size şunu söyleyecektir. Emrullah Paşa!!! Ben Paşa Emrullah…

Benim öğrencilerimin öz güvenleri her zaman yüksektir. Kendilerinden bahsederken ya da bir işi yaparken öz güvenleri olduğu için hep başarılı oldular .Emrullah, söz dinleyen, saygılı, çok duygusal ve bir o kadar da sevgi doludur. Öğretmenim diye hitap etmez, canım öğretmenim diye hitap eder. Hani bir söz vardır ya “ne ekersen onu biçersin” diye o kadar güzel bir sözdür ki ben öğrencilerime sevgimi veriyorum aynı şekilde sevgiyi onlardan alıyorum. Bu çocuklar ve daha niceleri sevgi ile beslenen çocuklardır. O yüzden bu çocuklardan sevgiyi, sevgimizi esirgemeyelim. Emrullah küçük yaşta havale geçirip daha sonra yaşıtlarına göre zihinsel yetersizliği olan öğrencilerimden sadece bir tanesi. Nedir zihinsel yetersizlik? Bu konu hakkında sizlere kısa bir bilgi vermek isterim.

Zihinsel öğrenme yetersizliği, zihinsel gelişim yetersizliğinden dolayı, bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumudur. Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların zihinsel işlevleri ve sosyal davranışları yaşıtlarına göre geri ve yetersiz olur (geç ve güç öğrenirler, sınıf veya toplum içindeki kurallara uymakta zorlanabilirler). Sosyal davranışlar dediğimizde, çocuğun yaşına ve yaşadığı çevreye uygun davranışlar göstermesini ifade etmekteyiz. Bu davranışlar çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel döneme ve içinde yaşadığı topluma bağlı olarak değişmektedir.

Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar problemlerinin ağırlığına göre hafif, orta ve ağır düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olmak üzere gruplanabilir. Gruplama çocuğun gereksinimlerinin belirlenmesi, bu gereksinimleri en iyi ve uygun şekilde karşılayacak eğitim programlarının hazırlanması ve çocuk için en uygun eğitim ortamının oluşturulması amacıyla yapılmaktadır.

 

 

 

Hafif Düzeyde Öğrenme Yetersizliği:

Bireyin, temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur.

Orta Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği:

Bireyin, gecikmeli bir konuşma ve dil gelişimi, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur.

Ağır Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği:

Bireyin, ciddi biçimde konuşma ve dil gelişimi güçlüğü, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel öz bakım becerilerini öğrenmesinde ortaya çıkan gecikme durumunu ifade eder.

Hafif ve orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların bir çoğu zihinsel ve fiziksel gelişimleri açısından yaşıtlarından önemli bir farklılık göstermediği için genellikle okula başlayana kadar bu çocuklardaki gelişim geriliklerinin pek farkına varılmaz. Okula başladıklarında, özellikle akademik çalışmalarda karşılaştıkları güçlükler sonucunda gerilikleri ortaya çıkar.
Ağır düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar ise daha önce fark edilebilirler.
Erken tanı ve erken eğitim ile bu çocukların bulundukların noktadan çok daha ileri bir yere gelebildikleri, başarılı olabildikleri görülebilmektedir.

 

 

Emrullah, esmer, uzun boylu, esprili bir çocuk. Eğer seçme şansı olsaydı kesin şarkıcı olurdu. Bize her gün kendi bestelerinden kesitler sunuyor ve bizler de ona keyifle eşlik ediyoruz. Sesi de güzel kendisi de güzel bir insan. Geçen gün Emrullah ile annesinin farklı bir iletişim hallerine şahit oldum. Her zamanki gibi servisin çocukları okula bırakması ve bizim miniklerin sınıfa gelmesi ile yeni bir güne merhaba derken Emrullah o gün okula annesi ile geldi. Koşar adımlarla bana sarıldı ve öğretmenim seni çok özledim dedi. Daha önceden de sizlere bahsetmiştim bizimkisi Yeşilçam film seti misali. Çocukların okula her gün istekle gelmeleri, koşarak sınıfa girmeleri, beni görmeleri derken ağır çekimle bana sarılmaları gülüşmelerimiz, arkadan gelen müziğin sesi;

Şu dünyadaki en mutlu kişi
Mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi
Sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en bilge kişi
Kendini bilendir
Şu dünyadaki en soylu kişi
İnsafa gelendir

Bütün dünya buna inansa
Bir inansa hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa

Lalalla allalla lalala lalalalaaaa  lalala la der bu böyle devam eder ve artık herkes yerlerine derim, orada reklamlara girerken benim minikler sıralarına otururlar. Okul saatinin bitip eve dönüş yolunda hala kulaklarımda seslerinin çınlaması şarkı söylemeleri ve dans etmelerinin gözümün önüne gelmesi işte bunlar bir öğretmenin anı defterine yazmasının bana hissettirdiği kocaman anlam ve hissiyatlarıdır.

Atladım sanmayın, çocuklarım o kadar güzel bir masal ki onlardan bahsetmeye doyamıyorum. Emrullah çok neşeli bir çocuk, bu harika özelliğinin annesine bağlı olduğunu düşünüyorum çünkü annesi de çok neşeli bir kadın. Geçen gün annesi, Emrullah’ ın sınıf içerisindeki durumunu ve derslerindeki başarısını öğrenmeye gelmişti. Annesi ile Emrullah’ın durumunu hakkında konuşurken Emrullah, bir yandan meraklı bakışlar ile bizi izliyor bir yandan da defterlerini çıkartıyordu. Emrullah heyecanlı bir şekilde bizi izlerken, arkadaşı İlyas Erdem yanına gidip ona sarılıyor onunla ilgileniyordu. Bizimkiler sevgi pıtırcığı hepsi bir melek. Annesi durumunu öğrendikten sonra artık gitmeye hazırlanırken Emrullah’a dönüp Arapça bir şeyler anlattı. Emrullah da aynı şekilde annesine Arapça konuşarak ona karşılık verdi. Şaşkınlığımı ve anlamsız heyecanımı hayal edin lütfen, bu halleri beni bir kez daha nakavt ediyordu. Sevinsem mi üzülsem mi, girdiğim şokun içerisinde çıkmaya çalışsam mı havalara mı uçsam ne yapsam o an bilemedim.  Şaşırma nedenim annesi ile Arapça konuşması değildi bilakis annesi ile olan aralarındaki o muhteşem iletişim bağı ve Emrullah’ın da Arapça karşılık vermesiydi. Şunu düşünebilirsiniz annesi ile oğlunun arasındaki iletişim illa ki olacaktır az yada çok uzun yada kısa…

Öğrencilerimin ağır zihinsel öğrenme yetersizliğine sahip olmalarından dolayı bunun onların konuşmasına da etki ettiğini, bütün gün ders çalışsanız da verebileceğiniz kadar bilgi verseniz de bir saat ya da yarım saat içerisinde öğrettiğiniz her şeyi unutmalarına ve her şeyi tamamen sil baştan anlatmak zorunda olmama,  hatta soru sorduğunuzda ya da bir cevap vermesini beklediğinizde kısa bir cevap bile veremediklerine şahit olduğum için Emrullah’ ın annesi ile olan muhteşem iletişim hallerine hem çok şaşırdığımı hem de çok daha sevindiğimi belirtmek isterim. Ama o gün iletişimlerini gördükten sonra, bana çok şey katan öğrencim ve annesi bir kez daha hayata karşı sabırlı ve azimli olmayı, iyi bir enerji ile yorulmadan yola devam etmeyi, zorluklara karşı dik durmam gerektiğini ve en önemlisi içimdeki sevgiyi asla kaybetmeden  bu denli bağlılıkla ve inatla yaşamasını öğretmiş ve göstermiş oldular.

 

 

 

Bir öğretmen olarak şunu diyorum; hayatta her zaman öğretmenler, öğrencilerine bir şeyler öğretmiyor, aktarmıyor, onlardan da çok şey öğreniyor ve hayatlarına yeni yollar açıyor.

Bir ses var, sanırım telefonum çalıyor, kesin Selen beni görüntülü arıyor, özledikçe arıyorlar çünkü. Ben de keyifle konuşuyorum. Bakalım sömestr tatilinde bensiz ne yapacaklar .

Selen demişken bir sonraki kahramanım harika öğrencim Selen. Nasılll nasıll tatlıdır, çok detay vermeden ben telefonu açayım şimdilik ok kib bye…

Selen’ i beklemede kalın ve tabi ki sevgi ile kalın…