OFİSTE HAYALLER – OFİS

Herkese Merhabalarrr…

Ofistekiler olarak sıradaki hayalimiz Ofis!

Hepimiz muhteşem tasarımı olan, eğlenceli, rahat, ferah ofislerde çalışmak isteriz değil mi?

Şimdi çalıştığınız ofisi aklınızdan siliyorsunuz ve ben size yeni ofisinizi anlatıyorum :))

Büyük büyük camları olan (hatta tavandan tabana bile olabilir!), dışarı baktığınızda doğayı, ağaçları veya denizi görebildiğiniz bir ofistesiniz. Molalarınız süresince çıkıp bir temiz hava alıp manzara ile kafanızı boşaltıp tekrar işe dönüyorsunuz.

Ofisin duvar kağıtları, mobilyaları ve dekorasyonu sosyal medyada, tasarım mağazalarında gördüğünüz güzel tasarımlardan oluşuyor. Dönemsel olarak yapılan minik minik dekorasyon değişiklikleri ile hem monotonluktan kurtuluyorsunuz hem de sürekli farklı yerlerde çalışıyormuş gibi hissediyorsunuz.

Toplantınız var ve şirketteki toplantı odası seçenekleriniz farklı ülkelerin, farklı şehirlerin dekorasyon özelliklerine sahip. Roma gibi tarihi dokuda mobilyaları olan bir toplantı odası mı tercih ediyorsunuz yoksa New York gibi modern/metalik detaylı bir oda mı?

Dekorasyonu tamamladıysak gelelim diğer güzelliklere 🙂

Öğlen yemek arasında önce yarım saat bile olsa sporunuzu yapıp, kalan yarım saat içerisinde güzel bir yemek yedikten sonra yeniden işe dönmek nasıl hissettirdi size? Bütün gün oturmaktan boynunuz, beliniz ağrımıyor, hareket ile daha sağlıklı bir hayata kavuşuyorsunuz. Hem de çalıştığınız için sporunuzu aksatmıyorsunuz. Hatta böyle bir ofiste çalıştığınız için düzenli spor yapmak durumunda kalıyorsunuz 🙂

Bahar ayları mı geldi? Bundan sonra her cuma öğle yemeklerinizi şirketin bahçesi ya da terasında hafif müzikli bir ortamda yiyeceksiniz. Cuma günleri spora bir mola ve 1 saat sosyalleşme zamanı 😉

Kahve molası zamanı geldi sanırım. Dünyanın farklı yerlerinden getirilmiş kahve çekirdeklerinin, çeşit çeşit çayların olduğu bir köşe ve buradan yayılan kokular oraya kadar gelmiş olmalı ☕️

Yoksa o gördüğüm langırt masası mı?! Kaç kişi var sırada hemen bakmalıyım. Rezervasyon için lütfen 8’e basınız 😀

Daha bir sürü detay var eklenebilecek ve tabi ki bunların bir kısmına sahip ofislerde var. Az sayıda olduklarından diğer çalışanlar için hayal olarak bakılıyor. Bence bu dediklerimiz ütopik istekler de değil. Hepsini aynı anda yapamasak bile bence birçoğuna çalıştığımız yerde sahip olabiliriz.

Çünkü çalışanlar olarak hepimiz değerliyiz ve değer katıyoruz. Siz de bunu hiç aklınızdan çıkarmayın ve kendinizi önemseyin, kendinizi sevin!

Bu yazının önerisi de bir çikolata olacak ???Pernigotti Cremino Nero Snack denediniz mi? Ben bitter olanını denedim ve bayıldım. Çikolata seviyorsanız bir fırsat verin derim. Hatta yerken de hayallere dalabilirsiniz :))

Yazı ile ilgili yorumlarınızı ve tabi ki sizin ofis hayallerinizi duymayı heyecanla bekliyorum 🙂

Sevgiyle kalın! ♥️

Harf Seçmek İstiyorum X-Y-Z-Baby Boomer ¿

Herkese merhaba;

Bu haftaki yazım yeni nesil ve iş hayatının gündemini oldukça etkileyeceğini düşündüğüm harf bazında ayrılmış kuşaklardan bahsetmek istiyorum. Yani X-Y-Z ve Baby Boomer lar.

Tabi ki bahsettiğim şey yukarda görmüş olduğunuz gibi grafiksel bir şey değil daha çok insanlar arası iletişim,ilişkiler, iş yapış şekilleri ve gelişen teknoloji ile ilgili çalıştığı kuruma ne kadar ayak uydurması ile alakalı.

Bahsetmiş olduğumuz kuşak farklılıkları tabiki kişilerin doğum tarihleri ile belirlenmektedir. Öyle ki en yaşlıları 71 iken en genci 17 yaşındadır.Her birinin kişisel özellikleri, karakteri, hayattan beklentileri, yaşama amacı/sevinci, yaşadığı koşullar,içinde bulunduğu şartlar, iş yapış şekilleri farklıdır. Baby Boomer’lar tek bir yerde uzun süre çalışırken, Y Kuşağı için 12 kereden fazla iş değiştirmeleri öngörülüyor. daha iş hayatına atılamayan Z Kuşağı ise çalışma zamanı geldiğinde karar vermelerini gerektiren her şey sistemler tarafından yapılacak, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak belkide dünyanın öbür ucunda keşfedilmemiş bir yer bulup orada yeni bir girişmcilik için bir tek hareketi ile başlaması yetecektir.

Çok detaylandırmadan kısaca bahsetmek gerekirse 4 kuşak ayrımı mevcuttur.

Baby boomer kuşağı (1946-1964); en yaşlısı 71 en genci 53 civarlarındadır. Dünyanın insan haklar hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye’nin ise ihtilali ve çok partili döneme geçiş sancılarını yaşadığı dönemlerdir. Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkarlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar. Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimse(ye)mediler. İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki “nüfus patlaması” yıllarında doğan bu 1 milyar bebeğe “Baby Boomers” deniyor.Bu kalabalık bebek nüfusu büyüdükçe, ihtiyaçlarına göre çeşitli sektörler de her on yılda bir müthiş büyüme gösterdi. 1960’lı yıllar televizyon yılları; 70’ler fast food; 80’ler – bebekler evlenme çağına geldiği için – gayrimenkul yılları; 90’lar, artık sıra yaşam kalitesini yükseltmeye geldiği için, mikrodalga gibi elektronik ev aletleri ve ardından, iletişim patlamasıyla internet ve cep telefonu yılları oldu. 2000’lerde artık yaşları 50’yi geçmişti, ceplerinde paraları vardı, ömrün uzadığını biliyorlardı, “iyi yaşlanmak” hatta mümkünse yaşlanmamak için sağlık ve güzellik-bakım sektörlerini de patlattılar. Savaş sonrasının yokluklarını, sıkıntılarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını aldılar.

İş hayatına bakış mottoları “Çalışmak için önce yaşamalısın!”

Z Kuşağı (2000-2021); “İnternet kuşağı” da denen bu ufaklıkların (belki ufaklık demek doğru olmayabilir :)) en büyüğü daha 17 yaşında. Teknoloji döneminde doğmaları yaşam tarzlarını da teknoloji üzerine kurmalarına neden olmuştur.
Taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, MP3 çalar, i-Pod’ları, cep telefonları, DVD oynatıcıları ayrılmaz parçaları. Onlar, ev ödevi yapamadıklarında “elektrikler kesildi, ondan yapamadım” değil; “internet bağlantım kopuktu” diyen kuşak. Yeni teknolojik olanaklarla iletişim ve ulaşım kolaylıkları ile hep bir aradalar. Uzakta olsalar bile ufak cihazlarıyla her an sözel, hatta görsel iletişim kurarak, birbirlerine bağlanabiliyorlar. Onlar, önceki kuşaklardan farklı olarak, ’network’ gençleri; çeşitli ağların üyeleri oluyorlar. Uzaktan da ilişki kurabildikleri için, fiziksel olarak tek başlarına, yalnız yaşıyorlar ve yaşayacaklar. Aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilme becerileri gelişiyor. İnsanlık tarihinin, el, göz, kulak vb gibi motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesli. Ancak bu avantajlar, dikkat ve konsantrasyon zorluklarıyla dezavantaja da dönüşebiliyor. Olanak fazlalığı, eğlenceyi erteleme güçlüğü, yaşamalarına neden oluyor.
Geleneksel eğitim anlayışı bu kuşaktakiler için epey anlamsız gelebiliyor. Onların derslere ilgilerini çekmek için müfredat internet ve teknolojik bir şekilde alternatifler ile geliştirilebilinir olmalı. Yaratıcı olabilecekleri aktiviteler , üzerinde tartışacak, hayal kurabilecek, girişimlerde bulunacak aktivitelerden hoşlanıyorlar. Kesinlikle sonuç odaklı olacaklardır. İş hayatlarına başladıklarında diğer kuşakların sorguladığı bir çok sistemin sonuşlarını karar vermede,onların yerine yeni yapay zeka destekli sistemler, karar destek mekanizmaları veriyor olacaktır. Çok diplomalı ,sürekli okuyan kendini geliştiren bilmsel buluş yapan insanlar olacaklar. Hani derler ya herşey keşfedilmiş biz daha ne yapabiliriz diyenlere inat dünyayı yeniden keşfedecekler. Yaşamlarında otorite kavramının önemi kalmayacak, tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketici bir insan topluluğu olacaklar.

İş hayatına bakış mottoları ” Daha yapcak çok iş var!”

Y Kuşağı (1980-1999); En genci 18 en yaşlısı 3 yaşındadır. Teknoloji hayatlarının anlamı ama bir Z kuşağı kadar değil tabi.Narsist,bireyci ve girişimcilerdir. Çalışmaktan pek hoşlanmasalarda kazanmak onlar için hayatlarının anlamı. Otoriteyi sevmiyorlar, tatminsizler ama istekleri çoktur. Birçok beklentileri var ama beklentileri için çabalamayı pek istemiyorlar.Hızla tüketmeye eğilimliler tatminsizlikleride bunu gösteriyor. Aynı anda bir çok işi yapabilirler aynı anda bir çok kitap okumak gibi..
Standart olanı sevmezler ,kişiye özel tasarımları , daha yalın daha sade ürünleri tercih ederler. Y’nin dikkatini çekmenin kolay yolu ise iletişim,marka ve mesajlarınızı karmaşadan uzaklaşarak daha yalın bir şekilde sunmanız gerekmektedir. Girişimci olduklarından bahsetmiştik bu da bu jenerasyonun kendine olan özgüvenin bir göstergesidir aslında. İş hayatına atılırken hemen üst kademelere ne kadar sürede ulaşacaklarını hesaplayarak hareket ederler.

“Y kuşağını iki harfle özetleyecek olursak: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”

Bende bir Y kuşağı olduğum için örneği kendi üzerimden vermek daha doğru olacağı düşünüyorum. Üniversite yıllarında ailemden her ihtiyacım için para isteyemezdim. Çünkü okumak fazlasıyla külfetli birşey, ekstralarım için kendim çaba göstermeliydim. Bu yüzden kaldığım yurtta ki kadın potansiyelini de göz önüne alarak arkadaşımla bir çok takıya yatırım yapıp 3 mark up ile bu ürünleri satmıştık.Bu işten epey haşlığımız çıkmıştı. Daha sonrasında yurdun kantinini işletmiştim, lise talebelerine matematik dersi vermiştim. Baktığınızda o zaman bunun kuşağın getirdiği bir özellik olduğunu tahmin etmek zordu illaki ama şimdi düşününce farkedebiliyordum. Bir örnek daha verip bu kuşağı kapatacağım işyerinden tanıdığım bir arkadaşımında Pragda yüksek lisans yaparken arkadaşı ile ortaklaşa girişimde bulunarak bir e-ticaret sitesi kurmuşlardı. Bu site sayesinde epey ürün ihracatında bulunduklarını söylemişti. Verdiğim örneklerden de anlaşılacağı üzerine girişimcilik ruhumuzda var 🙂

İş hayatına bakış mottoları “Yaşam = Çalışmak !”

X Kuşağı (1965-1979); Dünyanın petrol krizini, Türkiye’nin ise sağ-sol çatışmalarını yaşadığı yıllar.Dünyaya gözlerini, merdaneli çamaşır makinesi, transistorlu radyo, bantlı teyp ve pikapla açtılar. Sadakat duyguları duruma göre değişir, daha iyi kariyer imkanları ararlar, çoğu (teknolojik devrime denk geldiklerinden) teknolojiyi kerhen, zorunluluktan kullanmaya başladılar. (Abilerinin ablalarının aksine a-politik hale getirildiler ama yine de) Toplumsal sorunlara duyarlılar, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkarlar. Kadınlar iş gücüne katılmaya başladı. Daha (iyi yaşamak için, daha) az çocuk sahibi oldular. (Özellikle gözlerini Özal’lı yıllarda açanlar) Paraya daha fazla odaklandılar ve bireycilik önem kazandı. Boşanma, HIV, uyuşturucu gibi kavramlarla tanıştılar.

İş hayatına bakış mottoları ” İyi bir yaşam çalışmaktan geçer!”

Sonuç olarak bu kuşak farklılıklarının aynı ortamda çalıştığını düşündüğünde şirket sahipleri için üçüncü dünya savaşını yönetmek kadar zor olduğunu anlayabiliyoruz. Baktığınızda hepsi özünde yaşam için çalışmak çalışmak içinde yaşamak gerektiğinin farkındalar ama bir kuşak otorite altında başarı geleceğine inanırken bir diğeri tamamen özgürlükten yana hayal gücünün getirdiği gibi çalışmaktan yanadır. Bir kuşak adalet duygusu ile girişimcilik yapma heveslisi iken bir diğeri yaşamak için paraya ihtiyacı olduğunu düşünür. Ama eğer bir Y kuşağı iseniz yeni girişmleriniz tamamen Z kuşağı kullanıcılara hitaben geliştirilebilinir olmalı. Çünkü Afrika dan bile bir kullanıcı ürünlerinizi yada hizmetlerinizi satın almak yada yararlanmak isteyebilir.

Size Z kuşağını en iyi özetleyen kısa bir video ile veda ederken bir daha ki yazıya kadar kib by…

Kaynak: http://www.yenibiris.com/HurriyetIK

Alırım Bir Dal Mülakatınızı Part 2 “Dövüşmeyin Çocuklar”

Sabah saat 9 daki görüşmeye 8 de gelince -malumunuz Kartal’a gitmek için Avrupadan Asyaya göç etmeniz gerekiyor- kendime kahvaltı yapacak bir alan bakmaya başladım. Yasemin Cafe de sabah kahvaltısı yaparak 8.45 de ofise geldim.Epey bir süre bekledikten sonra İnsan Kaynaklarından yetkili biri beni mülakatın gerçekleşeceği bir odaya aldı. Daha sonrasında departman şefi ile birlikte görüşme başladı. Onlar soruyor ben cevaplıyorum, sorular yapacağım işten bağımsız daha önceki işimde neler yaptığımı anlamaya yönelik olmaya başlamıştı. Bir ara insan kaynakları uzmanı kalkıp departman müdürünü çağırmaya gitti. Şimdi

D İ K K A T !!!!

Dikkat diyorum çünkü mülakat bu aşamadan sonra farklı bir boyuta geçiyor.
İçeriye uzun boylu sakallı kendinden emin bir adam girdi. Önce yaptığım işi anlatmamı istedi. Daha sonra bana şımarık kız çocuğu gibi hissetmemi sağladı. Takip yeteneğimi sorguladı, bu zamana kadar yaptığım ve başardığım işleri sorguladı. Asıl bomba bana kavga edebilir misin diye sormasıydı. Bir insan neden işe alacağı kişiye kavga edebilme yeteneğini sorgular? Üstelik bu yeteneğin ne kadar kuvvetli olduğunu ısrarla bilmek ister?
Çok şirket değiştirmiş değildim, tek ve en iyilerinden birinde çalışıyordum ve orda bana işlerin kavga ile değil iyi bir iletişim yeteneği ile çözüleceğini öğretmişlerdi. Ama şimdi karşılaştığım durumda benim orayı terk etmem gerektiği yönündeydi. Ama içimde dur ve savaş diyordu karşındaki adama. Kavga etmeyeceğimi sorunları bu şekilde çözülmeyeceğini söyledim. Bu söylediğimden hoşlanmamıştı. Bu zamana kadar neyi takip ettin dedi. Sen Allocation yapıyorsun üretim planlamadan ne anlarsın dedi. Sakinlikle cevap vermek istedim ama içimden sövmek geçiyordu. Kim olabiliyordu beni bu kadar ezebiliyordu. Bilseydim zaten buraya gelmezdim başka bir firma ile görüşüyor olurdum başka bir konumda. Stres altında cevap verme yeteneğimi kullanarak sakincene cevap verdim. Yüksek lisansımdan bahsettim hergün okula gittiğimi her derse girip aynı sene içinde tezimi teslim etmekten bahsettim. Üretim planlamadan anlamadığımı ama anlamak için bu işi istediğimi şuan ki konumumdan kıdemimden hayatımdan vaz gececeğimi bilmesi için elimden geldiğince samimi olarak cevap verdim. Sonunda benim için tamamdır diyip kalktı. Umarım istediğiniz yerde olursunuz dedi.

Dumura uğramıştım. Hem aşağılanmıştım hem de yenilmiştim. Daha sonrasında şef ile birlikte oda da tek başımıza kalmıştık. Aylardır arıyoruz ama hala birini beğenip alamadık bulacakmıyız ondanda emin değilim dedi. Ayağa kalktım ve sizi tanımak güzeldi umarım istediğiniz gibi birini bulabilirsiniz dedim ve çıktım. Ardından arkadaşım beni aradı nasıl geçti mülakatın diye. Dediği şey şuydu ” Ne olursa olsun sen karışmayacaksın bırakıcaksın o karar vericek o benimle çalışmayı isteyecek o bunun için savaşıcak” telefonun ucundaki arkadaşım teleşla noldu dedi. Bir problem mi oldu hayır dedim problem yok. Eğer onun kararını etkilersen burda çalıştığım her dakika burnumdan getirecek o yüzden kimse karışsın istemiyorum dedim ve kapattım telefonu. O sinirle Havva’nın yanına gittim. Tüm olanları ayrıntısına kadar anlattım. Beraber yemek yedik ve ayranlarımızı içerken bir yandanda küfrettik böyle bir duruma. O kadar mülakata girdim ve hayatımda hiç bu kadar zorlanmamıştım. Kendimi bu denli yanlış bir şeyin içinde hissetmemiştim.

1 hafta sonra ikinci mülakat için çağırmışlardı. Açıkcası beklemiyordum.Pıtı pıtı hazırlanmış söyleyeceğim bir çift lafımı hazırlamıştım. Bu sefer ben kazanacaktım. Şirkete her zaman olduğu gibi gene erken gitmiş gene aynı yerde kahvaltı yapmıştım. Daha sonrasında olması gereken saatte mülakat yerinde hazırdım. Ben gene o güzel bayanın beni karşılamasını beklerken sağ tarafımdaki uzun camekanlı odadan bir adam bana doğru havalı bi şekilde yaklaşıyordu. Önce kim olduğunu çıkaramadım daha sonrasında fark ettim ki gene O..

Selamlaştık ve o geniş podyumu andıran koridorda yürümeye başladık. İstemsizce “gene mi sizle mülakat yapacağız?” diye soru sorma gafletine düştüm. Bana verdiği cevap ise “Gene mi diyorsun? yoo hayır sıkıntı değil tekrardan yaparız diyip kendimce ukala davranışlarımdan briini sergiledim gene. Yürürken aslında çokda iyi bir ekip olabileceğimizi hissetmiştim. Sanki eksik olan parçasıymışım gibi ben geldiğimde sistem tam anlamıyla çalışmaya başlayacaktı. Koridorun sonuna geldiğimizde TZY direktörünün odasına geçtik. Klasik selamlaşmadan ve konuşmalardan sonra konu nerden geldiyse zeytinyağı üretimine denk geldi. Muhabbet ilk mulakatıma nazaran daha güzel ilerliyordu. Yanımda oturan adam sessiz sedasız mulakatı izlerken birden bana “sana bir soru soracağım ve bana dürüst olarak cevap verebilir misin ?” diye sordu. “Neden yalan söyleyeyim ki ben drüst bir insanım buraya geldiğimden yöneticiminde haberi var hatta gir gör şartları değerlendir eğer seversen gidersin sevmezsen boş ver dedi.” diye cevap verip bozdum ve bundan büyük bir haz aldım. Beni küçük yaramaz şımarık kız çocuğu gibi gördüğünü her defasında belirtmesi canımı sıkmıştı. “Madem öyel o zaman 1 sene sonra burdan sıkılıp ayrılmayacağını nerden bileceğiz sana nasıl güveneceğiz ?” sorusu gelince hiç düşünmeden ” Öğrenme sürecim bittiği an giderim. Birşeyler öğrenmek için burdayım amacım yerine gelmediği zaman terk ederim” dedim, “O zaman yıllarca beraber çalışacağız demektir, burada öğreneceğin çok şey var” dedi. Anlaşmaya başlamış gibi görünüyorduk ama bu sadece bir filmin fragmanıydı. Sonrasında bana gene aynı soruyu sordu “Kavga edebilir misiniz?” bu kez daha bir inatla ben iş ilişkilerimde kavga etmeyi sevmem iletişim yolu ile çözmeyi tercih ediyorum dedim. Alayımsı bir gülümseme ile beni süzdü. Daha sonrasında TZY direktörü kendisi için uygun olduğunu söyledi ve kendi aralarında son konuşmayı yapacaklarını söyleyerek beni uğurladılar. Çok güzel ayrılmıştık. 1 Hafta sonra teklif geldi. Beklentimin altında bir fiyat teklifi, inanılmaz zor çalışma şartları, kıyafet kuralları olan bir şirketti. Bu kadar zorlayıcı sebepleri olması beni açıkcası ürkütüyordu. Her zaman ki gibi Arzu ya danıştım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. O da detaylıbir fayda/maliyet analizi yapmamı önerdi. Çalışmayı yaptım ve arzu ile konuştum. Hiç mantığına yatmadı. Hatta kararımı değiştirmemek için müdahale dahi etmedi ama içten içe kızıyordu bana.

Sonuç?

Merak ediyorsunuz değil mi?

Belki de hayatımda aldığım en mantıklı ama bir o kadar en mantıksız karardı…