Harf Seçmek İstiyorum X-Y-Z-Baby Boomer ¿

Herkese merhaba;

Bu haftaki yazım yeni nesil ve iş hayatının gündemini oldukça etkileyeceğini düşündüğüm harf bazında ayrılmış kuşaklardan bahsetmek istiyorum. Yani X-Y-Z ve Baby Boomer lar.

Tabi ki bahsettiğim şey yukarda görmüş olduğunuz gibi grafiksel bir şey değil daha çok insanlar arası iletişim,ilişkiler, iş yapış şekilleri ve gelişen teknoloji ile ilgili çalıştığı kuruma ne kadar ayak uydurması ile alakalı.

Bahsetmiş olduğumuz kuşak farklılıkları tabiki kişilerin doğum tarihleri ile belirlenmektedir. Öyle ki en yaşlıları 71 iken en genci 17 yaşındadır.Her birinin kişisel özellikleri, karakteri, hayattan beklentileri, yaşama amacı/sevinci, yaşadığı koşullar,içinde bulunduğu şartlar, iş yapış şekilleri farklıdır. Baby Boomer’lar tek bir yerde uzun süre çalışırken, Y Kuşağı için 12 kereden fazla iş değiştirmeleri öngörülüyor. daha iş hayatına atılamayan Z Kuşağı ise çalışma zamanı geldiğinde karar vermelerini gerektiren her şey sistemler tarafından yapılacak, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak belkide dünyanın öbür ucunda keşfedilmemiş bir yer bulup orada yeni bir girişmcilik için bir tek hareketi ile başlaması yetecektir.

Çok detaylandırmadan kısaca bahsetmek gerekirse 4 kuşak ayrımı mevcuttur.

Baby boomer kuşağı (1946-1964); en yaşlısı 71 en genci 53 civarlarındadır. Dünyanın insan haklar hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye’nin ise ihtilali ve çok partili döneme geçiş sancılarını yaşadığı dönemlerdir. Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkarlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar. Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimse(ye)mediler. İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki “nüfus patlaması” yıllarında doğan bu 1 milyar bebeğe “Baby Boomers” deniyor.Bu kalabalık bebek nüfusu büyüdükçe, ihtiyaçlarına göre çeşitli sektörler de her on yılda bir müthiş büyüme gösterdi. 1960’lı yıllar televizyon yılları; 70’ler fast food; 80’ler – bebekler evlenme çağına geldiği için – gayrimenkul yılları; 90’lar, artık sıra yaşam kalitesini yükseltmeye geldiği için, mikrodalga gibi elektronik ev aletleri ve ardından, iletişim patlamasıyla internet ve cep telefonu yılları oldu. 2000’lerde artık yaşları 50’yi geçmişti, ceplerinde paraları vardı, ömrün uzadığını biliyorlardı, “iyi yaşlanmak” hatta mümkünse yaşlanmamak için sağlık ve güzellik-bakım sektörlerini de patlattılar. Savaş sonrasının yokluklarını, sıkıntılarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını aldılar.

İş hayatına bakış mottoları “Çalışmak için önce yaşamalısın!”

Z Kuşağı (2000-2021); “İnternet kuşağı” da denen bu ufaklıkların (belki ufaklık demek doğru olmayabilir :)) en büyüğü daha 17 yaşında. Teknoloji döneminde doğmaları yaşam tarzlarını da teknoloji üzerine kurmalarına neden olmuştur.
Taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, MP3 çalar, i-Pod’ları, cep telefonları, DVD oynatıcıları ayrılmaz parçaları. Onlar, ev ödevi yapamadıklarında “elektrikler kesildi, ondan yapamadım” değil; “internet bağlantım kopuktu” diyen kuşak. Yeni teknolojik olanaklarla iletişim ve ulaşım kolaylıkları ile hep bir aradalar. Uzakta olsalar bile ufak cihazlarıyla her an sözel, hatta görsel iletişim kurarak, birbirlerine bağlanabiliyorlar. Onlar, önceki kuşaklardan farklı olarak, ’network’ gençleri; çeşitli ağların üyeleri oluyorlar. Uzaktan da ilişki kurabildikleri için, fiziksel olarak tek başlarına, yalnız yaşıyorlar ve yaşayacaklar. Aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilme becerileri gelişiyor. İnsanlık tarihinin, el, göz, kulak vb gibi motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesli. Ancak bu avantajlar, dikkat ve konsantrasyon zorluklarıyla dezavantaja da dönüşebiliyor. Olanak fazlalığı, eğlenceyi erteleme güçlüğü, yaşamalarına neden oluyor.
Geleneksel eğitim anlayışı bu kuşaktakiler için epey anlamsız gelebiliyor. Onların derslere ilgilerini çekmek için müfredat internet ve teknolojik bir şekilde alternatifler ile geliştirilebilinir olmalı. Yaratıcı olabilecekleri aktiviteler , üzerinde tartışacak, hayal kurabilecek, girişimlerde bulunacak aktivitelerden hoşlanıyorlar. Kesinlikle sonuç odaklı olacaklardır. İş hayatlarına başladıklarında diğer kuşakların sorguladığı bir çok sistemin sonuşlarını karar vermede,onların yerine yeni yapay zeka destekli sistemler, karar destek mekanizmaları veriyor olacaktır. Çok diplomalı ,sürekli okuyan kendini geliştiren bilmsel buluş yapan insanlar olacaklar. Hani derler ya herşey keşfedilmiş biz daha ne yapabiliriz diyenlere inat dünyayı yeniden keşfedecekler. Yaşamlarında otorite kavramının önemi kalmayacak, tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketici bir insan topluluğu olacaklar.

İş hayatına bakış mottoları ” Daha yapcak çok iş var!”

Y Kuşağı (1980-1999); En genci 18 en yaşlısı 3 yaşındadır. Teknoloji hayatlarının anlamı ama bir Z kuşağı kadar değil tabi.Narsist,bireyci ve girişimcilerdir. Çalışmaktan pek hoşlanmasalarda kazanmak onlar için hayatlarının anlamı. Otoriteyi sevmiyorlar, tatminsizler ama istekleri çoktur. Birçok beklentileri var ama beklentileri için çabalamayı pek istemiyorlar.Hızla tüketmeye eğilimliler tatminsizlikleride bunu gösteriyor. Aynı anda bir çok işi yapabilirler aynı anda bir çok kitap okumak gibi..
Standart olanı sevmezler ,kişiye özel tasarımları , daha yalın daha sade ürünleri tercih ederler. Y’nin dikkatini çekmenin kolay yolu ise iletişim,marka ve mesajlarınızı karmaşadan uzaklaşarak daha yalın bir şekilde sunmanız gerekmektedir. Girişimci olduklarından bahsetmiştik bu da bu jenerasyonun kendine olan özgüvenin bir göstergesidir aslında. İş hayatına atılırken hemen üst kademelere ne kadar sürede ulaşacaklarını hesaplayarak hareket ederler.

“Y kuşağını iki harfle özetleyecek olursak: “BD”. Yani “bullshit detector” (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…”

Bende bir Y kuşağı olduğum için örneği kendi üzerimden vermek daha doğru olacağı düşünüyorum. Üniversite yıllarında ailemden her ihtiyacım için para isteyemezdim. Çünkü okumak fazlasıyla külfetli birşey, ekstralarım için kendim çaba göstermeliydim. Bu yüzden kaldığım yurtta ki kadın potansiyelini de göz önüne alarak arkadaşımla bir çok takıya yatırım yapıp 3 mark up ile bu ürünleri satmıştık.Bu işten epey haşlığımız çıkmıştı. Daha sonrasında yurdun kantinini işletmiştim, lise talebelerine matematik dersi vermiştim. Baktığınızda o zaman bunun kuşağın getirdiği bir özellik olduğunu tahmin etmek zordu illaki ama şimdi düşününce farkedebiliyordum. Bir örnek daha verip bu kuşağı kapatacağım işyerinden tanıdığım bir arkadaşımında Pragda yüksek lisans yaparken arkadaşı ile ortaklaşa girişimde bulunarak bir e-ticaret sitesi kurmuşlardı. Bu site sayesinde epey ürün ihracatında bulunduklarını söylemişti. Verdiğim örneklerden de anlaşılacağı üzerine girişimcilik ruhumuzda var 🙂

İş hayatına bakış mottoları “Yaşam = Çalışmak !”

X Kuşağı (1965-1979); Dünyanın petrol krizini, Türkiye’nin ise sağ-sol çatışmalarını yaşadığı yıllar.Dünyaya gözlerini, merdaneli çamaşır makinesi, transistorlu radyo, bantlı teyp ve pikapla açtılar. Sadakat duyguları duruma göre değişir, daha iyi kariyer imkanları ararlar, çoğu (teknolojik devrime denk geldiklerinden) teknolojiyi kerhen, zorunluluktan kullanmaya başladılar. (Abilerinin ablalarının aksine a-politik hale getirildiler ama yine de) Toplumsal sorunlara duyarlılar, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkarlar. Kadınlar iş gücüne katılmaya başladı. Daha (iyi yaşamak için, daha) az çocuk sahibi oldular. (Özellikle gözlerini Özal’lı yıllarda açanlar) Paraya daha fazla odaklandılar ve bireycilik önem kazandı. Boşanma, HIV, uyuşturucu gibi kavramlarla tanıştılar.

İş hayatına bakış mottoları ” İyi bir yaşam çalışmaktan geçer!”

Sonuç olarak bu kuşak farklılıklarının aynı ortamda çalıştığını düşündüğünde şirket sahipleri için üçüncü dünya savaşını yönetmek kadar zor olduğunu anlayabiliyoruz. Baktığınızda hepsi özünde yaşam için çalışmak çalışmak içinde yaşamak gerektiğinin farkındalar ama bir kuşak otorite altında başarı geleceğine inanırken bir diğeri tamamen özgürlükten yana hayal gücünün getirdiği gibi çalışmaktan yanadır. Bir kuşak adalet duygusu ile girişimcilik yapma heveslisi iken bir diğeri yaşamak için paraya ihtiyacı olduğunu düşünür. Ama eğer bir Y kuşağı iseniz yeni girişmleriniz tamamen Z kuşağı kullanıcılara hitaben geliştirilebilinir olmalı. Çünkü Afrika dan bile bir kullanıcı ürünlerinizi yada hizmetlerinizi satın almak yada yararlanmak isteyebilir.

Size Z kuşağını en iyi özetleyen kısa bir video ile veda ederken bir daha ki yazıya kadar kib by…

Kaynak: http://www.yenibiris.com/HurriyetIK

Çalışan Nasıl Çalışmalı !!!

Bir önceki yazımda yöneticinin bir çalışanı nasıl yönetmesi ile ilgili bir yazı paylaşmıştım. Sonrasında düşündüm ki öyle bir yönetim şekline nasıl bir çalışan olmalıyız. Her şeyi devletten beklememeliydik. O yüzden bir çalışan olarak nasıl çalışmamız gerektiğini gelin birlikte yazalım:
– Çalışan işini sevmeli yada sevdiği bir işi yapmalı yada sevmiyorsa o koltukta durmamalı – ekibin sağlığı için:) –
– Çalışan işine saygı duymalı. Saygı duymadığı bir iş için verimli çalışma yapamaz.
– Çalışan ekibine bağlı olmalı. Her ne kadar ekip içinde sevmediği insanlar dahi olsa işine olan saygısı nedeni ile birlikte bir sekronize yaratıp uyum içinde çalışmalı.
– Çalışan iş bakış açısı ile sonuç odaklı olmalı. Asla bir iş yarım kalmamalı. Çözümü yok diyip bırakılmamalı. Hayatta tek çözümü olmayan ölümdür oda bakidir zaten.
– Çalışan mutlaka çalışma saatleri içinde çalışmalı. Mesaiye kalmak çok çalışmanın değil verimsiz çalışmanın bir göstergesidir. Mesaiye kalmak hem şirket bütcesine ek masraf hemde departman büçesinin şişmesine sebeptir.
– Sürekli çözüm odaklı olmalı bir çalışan. Hiç bir zaman pes etmemeli. Hergün yeniden başlamalı günün sonunda elinde bir şey kalmasada savaşmalı.
– Yöneticisini anlamalı , empati kurmalı. Neden bu şekilde yaklaşım sergiledi diye sorgulamalı.
– Yöneticisine güven duymalı elbet ama asla sorgulamadan durmamalı. Yaptığı işi sorgulayarak en pratik ve kısa yoldan nasıl halledeceğini araştırmalı.
– İşini geliştirmeli. geçen tüm aylar asla birbirinin tekrarı olmamalı. Çalıştığı dönem boyunca ne geliştirdi neyi iyilşetirdi. Ne kazandırdı bunun muhakkemesini yaparak ilerlemeli.
– Adaletli olmalı. Ekip arkadaşına , Yöneticisine , İç müşterisine, saygılı olmalı ve objektif olmalı.

planning_01-750x422

-Hiç kimse mükemmel değildir. Her zaman bir hata yapılabilir ama önemli olan “ADİ HATA” yapmamalı. Bu “GÜVEN KIRIKLIĞI” yaratır.
-Yaptığı çalışmalarda başkalarının fikirlerini duymalı. Aklına yatarsa iyileştirme olarak çalışmasını güncellemeli.
-Bencil olmamalı. “HIRS” ve “EGO” yapmamalı.
-Benim dediğim doğru herkes benim dediğimi yapmalı gibi yargılar oluşturmamalı.
-“Herkes benim dediğime doğru derse Yanlış yapmaktan korkarım” fikri aklından çıkmamalı.
– İşini eve taşımamalı. Şirketin ona verdiği çalışma zamanında etkin düşünmeli ama onun dışında kendi hayatını yaşamalı.
-İş hayatında yaşadığımız uzun zamanlardan dolayı illaki arkadaşa ve dostta ihtiyaç olur ama asla yaptığın işle arkadaşlarını bunaltmamalı 🙂
-Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama eğer ortada bir iş varsa kanlı bıcaklı olduğun kişi ile bile o iş için yapmak zorunluluğun vardır. İş bitsinde gerisi mühim değil.

Velasıl kelam bir çalışan işini tutku ile bağlansın da gerisi mühim değil 🙂

İşinizi sevmeniz dileği ile…