Pomodoro Tekniği

Yüzyılın en büyük salgını olan Corono virüsü hepimizi evlerimize hatta küçük odalarımıza hapsetti diyebiliriz ama üretime ve günlük işlerimizi devam etmek zorundayız. Bu yüzden bir çok beyaz yakalı evlerden bağlanarak günlük iş planlarını devam ettiriyor.

Evden uzaktan çalışmak çok güzel gibi düşünsek bile aslında şuan hepimiz bu sürece adapte olmakta zorlanıyoruz. Plan yapmak, bölünmeden çalışmak, aynı zamanda gündemi takip etmek çok zor ve dikkat dağıtıcı olabiliyor. Bunun önüne geçmek için sizlere uygulaması çok kolay pratik bir teknikten bahsedeceğim.

1980 li yıllarda Francesco Cirillo adlı bir İtalyan bulmuştur. Yazılım sektöründe çalışan Francesco, zamanı etkin ve verimli kullanmak adına bulduğu bu tekniğin ilhamını ise  mutfaktaki zaman sayaçlarından esinlenmiş. Tekniğinin adının Pomodoro olması ise buradan gelmektedir. İtalyancada domatesin adı Pomodoro olarak geçmektedir.

Tekniği uygularken önce yapacağınız projeyi 25 dakikalık zaman dilimlerine bölüyoruz. Her 25 dakikalık bölümlere 5 dakika mola ekleniyor. Toplamda 30 dakika 1 Pomodoro ediyor. 4 Pomodoro yapıldığında yarım saatlik bir molaya denk geliyor. Bu tekniğin ideali günde 6-12 pomodoro yapmak. Buda ortalama 3-6 saat arası bir çalışma zamanına denk getiriyor.

Peki bu tekniği uyguladığınızda dikkat etmeniz gerekenler;

  • Zamanla birlikte çalışın, zamana karşı değil
  • Kendinizi baskı altında hissetmeden yapın
  • Dışarıda dikkatinizi dağıtacak tüm gürültüleri etkisiz hale getirin
  • Daha iyi iş-yaşam dengesi kurun

Bir zaman kısıtı verilerek yalnızca işin yapılması, kişininde konsantrayonunu en üst noktaya çıkmasını sağlıyor ve zihnin tek bir konuya odaklanmasını sağlıyor. Buradaki belki en önemli nokta 25 dakikalık zamanlarda iş dışında bir şey düşünmemek ve 5 dakikalık molalarda iş düşünmemek olarak kendinizi buna kanalize etmeniz.

Çalışma sürelerini takip eden kısa mola dilimleri, kişinin yaptığı işten bunalmamasını sağlarken aynı anda tamamlanmış bir görevin ödülü olan molalarda daha keyif verici olduğunu gösteriyor.

Şimdi gelelim bu tekniği nasıl uygulayacağımıza.

  • Yapmak istediğimiz projeyi (uzun/kısa) anlatan bir Pomodoro envanteri hazırlanır (ek olarak sizlerle paylaşıyor olucam)
  • Projenin basamaklarını net bir şekilde yazarak öncelik sıralaması belirleyin.
  • Her gün çalışmaya başlamadan önce bu listeden öncelikli aktiviteleri seçerek veya devredilen işleri belirleyerek yapılacaklar listesine aktarın.
  • Yapılacak işin tamamlanma süresini Pomodoro cinsinden hesaplayın (1 Pomodoro =25+5)
  • Mola süreci boyunca çalışma hakkında hiç bir şey düşünülmemeli, farklı konulara konsantre olunmalı.
  • Günün sonunda planladığınız ve gerçekleşenleri Pomodoro cinsinden yazarak karşılaştırabilirsiniz. Böylelikle iyileşme alanlarını ve zamanınızı efektif kullanmaya daha pratik bir şekilde çözmüş olabiliriz.

Bu zor zamanlarda zamanı etkin kılmak için bir çok teknik okuyabilir bir kısmını uygulayabilirsiniz. Günün sonunda size uyan ve evde iken ofis çalışmalarınızı yaşam standartlarınızı bozmadan daha verimli yapacak çözümler ile renklendirebilirsiniz.

Soru ve önerileriniz için aşağıdaki mailden bana ulaşabilirsiniz.

 [email protected]

Dijital Dönüşüm Yazıları – 1: Dünya Nasıl Evriliyor?

Antik dönem filozoflarından Efesli Herakleitos günümüzde 2500 yıl kadar önce söylemiş “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” diye. Muhtemeldir ki değişimin ivmesinin bu kadar artacağını hiç öngöremeden.

Gerçekten de her şey değişiyor, hem de artan bir ivmeyle. Bundan bin yıl önce yaşamış bir insanı, mümkün olsa, yaşadığı yüzyıldan alıp 1800’lü yıllara getirsek mesela, muhtemeldir ki biraz zorlansa da bir şekilde yaşamanın bir yolunu bulurdu. Ama değil yüzlerce yıl, 1950’lerde yaşamış birini alıp bugüne getirsek herhalde aklını kaçırırdı. Tıpkı unutulmaz Shawshank Redumption filmindeki kütüphaneci Brooks’un hapishaneden çıktıktan sonra dışarıdaki dünyaya ayak uyduramaması gibi.

Şu an hayatımızın her alanına nüfuz etmiş olan hatta onlarsız bir hayatı hayal bile edemeyeceğimiz cep telefonları, akıllı televizyonlar, robotik ameliyat yöntemleri gibi saymakla tükenmeyecek kadar çok teknoloji bundan sadece birkaç on yıl önce bilim kurgu filmlerinin konusuydu. 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, özellikle internetin gelişimi ve yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımızın nasıl değiştiğini ve değişimin ivmesini düşündüğümüzde önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız hayatı tasavvur etmek bile insanı heyecanlandırıyor.

İngiltere’de basit el iğleri ile yapılan pamuk dokumacılığının makineleşmesi ile başlayan Sanayi Devrimi’nin üzerinden sadece üç yüzyıl geçti. Bu görece kısa zaman içinde el ile yapılan işlerin önce makineleşmesine sonra da serileşmesine tanık oldu insanlık. Buhar makineleri sayesinde gideceğimiz yerlere daha hızlı gittik, daha ağır yükler taşıyabildik. Uçaklar yaptık, fotoğraflar çektik, sesimizi kilometrelerce uzaktaki sevdiklerimize duyurabilir olduk. Teknoloji geliştikçe yeni yeni şeyler girdi hayatımıza, radyo gibi, televizyon gibi, bilgisayar gibi. Bugün dünyanın her tarafını saran bir internet ağından, büyük veriden (big data), bu verileri işleyen yapay zekaya dayalı algoritmalardan bahsediyoruz. Fütüristler, bugünlerde, birkaç on yıl sonrası için doktorların olmadığı hastanelerden, hakimlerin olmadığı hukuk sistemlerinden bahsediyorlar. İnsanın asli görevinin karar vermekten ziyade karar verecek mekanizmaları hayata geçirmek ve bu mekanizmaları denetlemek olacağını öngörebilmek içinse dahi olmaya gerek yok.

Dolayısıyla hem bireysel olarak hem de kurumsal anlamda dünyanın geçirdiği bu evrime ayak uydurmak hayatta kalabilmek için bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Aksi halde Darwin’in Doğal Seleksiyon’undan kaçınmak mümkün olamayacaktır.

Yazılımların Dünya Evrimindeki Yeri

Teknolojinin evrimi her ne kadar mekanik alanda başladıysa da asıl ivmelenmesi yirminci yüzyılın son çeyreğinde bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte oldu. Daha hızlı işlemciler, daha büyük diskler, çözünürlüğü daha yüksek ekran kartları ile daha güçlü bilgisayarlara sahip olduk. Üstelik bilgisayarlar güçlenirken maliyetler de ironik olarak düşmeye devam etti. Bu da bilgisayarların daha çok ulaşılabilir olmasına, herkes tarafından kullanılabilmesine ve iş süreçlerine alabildiğine dahil olmasına olanak sağladı.

Nasıl Sanayi Devrimi’nin başlangıç aşamasında el iğleri ile yapılan dokuma işleri makineleşerek üretim hızlandıysa, bilgisayarlar sayesinde, daha doğrusu bilgisayarlar üzerine koşan yazılımlar sayesinde de yapılan pek çok iş daha hızlı yapılmaya başlandı. Üstelik bilgisayarlar mesai mefhumu olmayan, standart verimlilik ve kalitede çalışan, herhangi bir şeyi unutmayan, ayrıca hiç hastalanmayan harika personellerdi.  Bu üstün özellikler sayesinde de iş dünyasında hızla yayılmakta hiç zorlanmadılar.

Bilgisayarların, haydi biraz dil değiştirerek söyleyelim, yazılımların yetenekleri eskiden elle uzun sürelerde yapılan işlerin çok kısa sürelerde yapılabilmesine, hiç yapılamaz işlerin mümkün olmasına imkân sağladı. Bu da insanların hayal gücünün duvarlarının yıkılmasını getirdi. Bu sayede, sadece birkaç on yıl önce hayal bile edilemeyen şeylerin önce kavramlaştırılmasına sonra da hayata geçirilmesine olanak verdi.

Günümüzde artık bilgisayarlardan ve yazılımlardan yararlanmadan iş yapmak mümkün değil. Ötesi, fark yaratmanın yolu bu teknolojileri kullanmaktan değil, bu teknolojileri en verimli yollarla kullanmaktan geçiyor. Bir yolunu bulamayan kurumlarsa doğal seleksiyonla elenmek zorunda kalıyor.

Don’t Miss Out

Geçen hafta başlayan ve koca bir haftayı kaplayan “Black Friday” ya da bizdeki adı ile “Muhteşem Cuma” veya “Efsane Cuma” kampanyasının son içeriğini yazıyor analizleri ve gözlemlerimizi paylaşıyoruz.

Kasım ayı bir çok firmanın kampanyalarının bol olduğu dönemdir. Geçen haftalarda olan 11.11 alışveriş çılgınlığının (11.11 kampanyası ile ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz) üzerinden çok geçmeden şimdi de firmalar “Black Friday” ile karşımıza çıkıyor. Firmalar genellikle 30%-50% arasında uyguladıkları indirimler ile satış hacimlerini arttırmayı planlıyor. Satış potansiyeli olarak geçen senenin üzerine çok büyüme gerçekleştiren bu çılgın cuma etkinliğin verilerine gelin birlikte bakalım.

-Medianova firmasının verilerine göre, geçen yıl gerçekleşen Black Friday kampanyasında e-ticaret sitelerinde görülen trafik artışı 90% ile 160% arasında gerçekleşirken, bu yıl gerçekleşen satışların artış oranı 850% olarak karşımıza çıkıyor.

– Bu kampanyada önceki Black Friday’ a göre tekstil sayfalarındaki trafik dikkat çekti. E-ticaret departmanstorelar ise en çok trafik sağlayan gruplardı. Özellikle Hepsiburada.com sayfası kampanya süresi boyunca 20 Milyon ziyaret almayı hedefliyordu.

– Bu kampanyanın hareketliliği onlineda değil offlineda da etkili olduğunu söyleyebiliriz. Mağaza içinde indirim sağlayan mobil uygulamaların trafiğinin de bu yıl 67% lik bir artış sağladığı gözlemlenmektedir. Bu oran geçen sene 47% civarında bir rakamdı.

-Kampanyanın pazarlama stratejisi ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden influencerlar ile yürütüldü.

Şimdi işin aslında en keyifli yanı yani pazarlama çalışmalarına göz atalım. Bakalım hangi firma nasıl içerikler üretti.

Geçen seneye göre bu yıl birçok noname marka da kendi kar marjları izin verdiği kadar ya da kampanyanın trafiğinden yararlanmak adına kampanyaya katıldıklarını duyurdular. Aşağıda göreceğiniz görselde instagramda bir çok takipçisi olan markaları bulabilirsiniz.

Her ne kadar kampanya tekstil/elektronik ağırlıklı gibi görünse de, kuaför hizmeti veren, kahve üretip satan hatta spa deneyimi sunan firmalar bile bu kampanyaya girmişlerdi.

Benim için bu kampanyada yapılmış en ilginç reklam ise Mediamarket markasının Yandex navigasyon uygulamasına reklam vermesiydi. Hem kreatif hem de diğer rakiplerine göre daha hızlı kullanıcıya ulaştığını söyleyebiliriz.

Bu kampanyanın en çok gönül alanı da Lc Waikiki’ ydi. Bir süre sitelerine giremediğimiz Lc Waikiki bu tatlı mesajı ile gönlümüzü kazandı.

En bombasını elbette sona sakladım. İnditex grup bu yıl her zamanki gibi 22:00′ dan sonra satışa seçili ürünlerde 50% indirim yaparak girecekti fakat bu sefer mobil uygulamasını indiren kullanıcılar için kampanyayı 20:00 da başlatacağını duyurdu yani normal saatinden 2 saat önce. Zara markası içinde mobilden ulaşım 21:00 da olacağını duyurdu.Gene farkını ortaya koyan İnditex grubu acaba seneye nasıl bir pazarlama stratejisi uygulayacak merak konusu.

Sonuç olarak bu kampanya da renkli görüntüler ile son buldu. 410 milyon ciro bırakan “Black Friday” kampanyası seneye de bu kadar büyüyecek mi şimdiden merak konusu. Bekleyip göreceğiz.

Bir sonraki yazıya kadar…

Private Label- Özel Etiket Ürünler

Bir ürün üretmek ve bunu markalaştırmak elbette yıllar süren bir konu. Markanın tüketici gözündeki konumu, markaya güven bunlar markalaşma sürecinin en çetrefilli kısmıdır.Bir çok noname marka bu süreci atlatamadığı için bir süre sonra uzay boşluğunda kayboluyor.Market alışverişi sırasında bilinirliği olan markaların yanı sıra firmanın adını taşıyan ürünleri sıkca görüyorsunuzdur. Bu ürünler markalara alternatif olarak üretilmiş Private Label- Özel etiket ürünleridir.

Yazı içinde Private Label ürünler PL olarak devam edilecektir.

Private Label ürünleri bir markanın daha uygun fiyatlı ürünleri markası adı altında tüketiciye ulaştırdığı ürünlerdir. Genelde ülkemizde market zincirlerinde karşılaşsakta bu tarz ürünlerde dünya genelinde her alanda yatırımı artmaktadır. Eczaneler,perakendeci markalar,hipermarketler ve süpermarketler PL adı altında sağlık,kozmetik,dondurulmuş ve kurutulmuş gıdalar,temizlik ürünleri, çim ve bahçe ,boya, donanım gibi ürünleri tüketiciye daha uygun fiyata ulaştırmaktadır.

*2017 yılı istatistiklerine baktığımızda; Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Polonya,Avusturya, İsveç, Norveç ve Danimarka’da PL pazar payını en yüksek seviyelere ulaştığını ortaya koyuyor.*(http://www.plmainternational.com)

PL markalı ürünler gün geçtikçe artmasının sebebi aslında tüketicinin gelir durumundaki değişime göre değişmektedir. Alım gücünün düştüğü bu dönemde müşteri aynı kalitede aynı özellikleri sunan noname markayı tüketme eğilimi göstermektedir. Büyük firmalar kendi marka kimlikleri adı altında müşteri trafiğini artırmak içinde özel markalı ürünleri artık ürün gamının içine eklemektedir. Pazar payını genişletmesi,ekonomik krizlerle karşılaştığında bunu daha kolay yönetebilmesi,müşteri trafiğini artırması,yerli üreticiler için pazarda yer bulması adına büyük markalar açısından tercih edilme sebebi olabiliyor.

Örneğin; Bim mağazasının içinde Halley ürünü satılırken, aynı özelliklerde XL çikolatalı biskuvisi Bim mağazasının raflarında yer almaktadır. Elbette aynı fiyata satılmıyor alternatif bir fiyat sunuyor. Hatta Bim bu konuda Türkiye de önde gelen firmalardan biri. Öyle ki bazı ürünleri o kadar çok tutuyor ki alternatif olarak koyduğu markayı çıkartıp kendi üretimi olanı raflarına yerleştiriyor. Aynı zamanda Migros ve Carrfour da bu tarz PL ürün üreten markalardan biri. Walmart bu konuda ki iş modelini güncelleyerek piyasadaki birçok markaya rakip olacak noname markaları içinde bulundurmaya başladı.

*Wal-Mart 2001 yılında kendisinin de çalıştığı dev üretici firmalarından P&G’nin Tide isimli deterjan markasından iki kat daha ucuz Sam’s American Choice ‘u (Sam’in Amerikan Seçimi) satmaya başladı. Şirket Ol’Roy isimli köpek mamasını üreterek dünyanın en fazla satan markası olan Nestle’S Purina’yı geride bıraktı. Hatta bazı mağazalarda Wal-Mart’ın Great Value markalı beyazlatıcıları Clorox ürünlerinden fazla sattı.*(https://www.capital.com.tr/sektorler/perakende/her-market-bir-uretici-mi)

Peki PL ürünlerinin markaya kazandırdığı avantajlar ne olabilir?
Markalar bu tarz ürünleri kendi içinde rekabet ettirmek istemesi yada department store olan markaların kendi adı altında neden marka oluşturma sebebi nedir?

Aslında bu sorunun iki farklı yorumu var. Örneğin; Mono brand bir marka için PL bir ürün koymak çok doğru olmaz çünkü marka içinde uygun fiyatlı ürünleri sunabilir ama aynı tür ürün satacağı alt bir marka koyması onun markasının satışını da yavaşlatmasını sağlayabilir. Bu daha çok üretimini sağlayamadığı ürün için yapılabilecek çalışma olabilir.
Multi brand için ise aslında bu bir avantaj olacaktır. Çünkü diğer büyük markalı ürün için gelen müşteri trafiğinden faydalınarak PL markalı ürünlerinin tanıtımını yaparak müşterinin satış eğilimini kendi üretim markasına kaydıracaktır.Bu da diğer markalardan kazanacağı marjın daha yüksek olmasını sağlayacaktır(Üretimini kendi sağladığıürünün marka adına ödenecek pazarlama giderinin olmamasından dolayı). Tabiki bu durum büyük markaların(adidas,nike,reebok gibi) indirime girmediği dönem içinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Müşteri indirim gören büyük markalı ürünü alma isteği her zaman daha ağır basacaktır.

Lcwaikiki markasını incelediğinizde tekstil ürünü satan firma PL marka olarak kozmetik,takı hatta oyun ürünlerini mağazasında satışa sunmuştur. Bu şekilde müşteriye ulaşılabilirlik anlamında her alandan hitap etmeye çalışmaktadır.

Türkiye’nin department store olarak bilinen firması Boyner ise bünyesinde bulundurduğu birçok ünlü & güncel markanın yanı sıra kendi özel üretim markaları ile fiyat avantajı sağladığı kaliteli birçok ürününü müşteriye ulaştırmaktadır.

H&M markası bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizdede farklı ürün konseptleri ile birlikte ürün hizmeti sağlamaktadır. Özellikle kozmetik alanında PL ürünleri dikkat çekmektedr.

Gıda alanında ise BİM mağazaları bunun en iyi örneği olarak gösterilebilinir. Her çeşit gıda, temizlik ürünleri, kozmetik gibi alternatifleride bünyesinde bulundurmaktadır.

PL ürünlerin avantajlarını incelediğimizde;

– Fiyat avantajı,
– Yüksek kar marjı sağlaması
– Pazarlama reklam giderlerinin düşük olması
– Müşteri trafiği arttırma
– Yeni markaların oluşumuna katkı sağlaması
– Müşteri Sadakatini arttırmak

Avantajı olduğu kadar dezavantajınında olması kaçınılmaz;

-Doğru ürün üretilmediği taktirde elinde stok kalması
-Satışının beklenenden daha hızlı olmasından dolayı t anında mağazanın satış kaybetmesi
-Üreticilerin min. üretim miktarı vermelerinden dolayı ihtiyaç olmayan SKU larında üretilmesi
-İş birliği anlaşmalarının yapılamaması. Ürün üzerinde indirim/kampanya yapılması gibi durumlarda üreticinin bu duruma yanaşmaması.

Günün sonunda PL ürünler aslında bir çok tedarikçi için avantaj. Markalaşma süreçlerinde geçmesi gereken bir çok basamağı büyük markaların bünyesine geçince atlayabiliyor. Burada en büyük risk büyük markaların PL ürünleri konusunda kontrollü gitmesi. Zamanla içerdeki PL ürünlerin oranını artırmalı ki stoğa bağladığı parayı doğru yönetebilsin.

Bir sonraki yazıya kadar…