#genel

Sen de Kimsin?

Kendini denizin derinliklerinde bulan var mı? Tam da en derininde suyun hem sıcaklığını hem de birden soğuduğunu hisseden var mı? Ayakları yere değdiğinde tek olmadığını yanında binlerce renkli balığın birbirlerine hiç çarpmadan ahenkli bir şekilde dans ettiğini gören yok mu? Peki bir soru daha; etrafından binlerce balığın geçtiğini ve hepsinin birbirinden farklı olduğunu gören de mi yok? Eğer varsa bu dediklerimi gören işte o zaman aynı hissiyatlara, belki de düşüncelere sahibizdir. Benim yeni maceram, aksiyon dolu yepyeni hikayem işte tam da bu noktada başladı. Ben yeni okulumla, yeni öğrencilerimle tam da denizin derinliklerinde karşılaştım. Hepsi yukarıda da sizlere bahsettiğim gibi renkli birer balıktı. Kocaman gözleri, kimisinin tombik elleri, kırmızı yanakları, mutlu yüzleri ve sevgi dolu kalpleri vardı. Tercih etme şansım olsaydı hepsini seçerdim. Çünkü hepsinin çok farklı birer gezegen olduğunu düşünüyorum. Hepsinin bana öğreteceği çok fazla şey olduğunu belki de olumsuz düşüncelere kapıldığımda “sus hiç de öyle değil, yanlış düşünüyorsun Azize öğretmenim kendine gel!”  dediklerini duyar gibiyim. Hepsinin bana aslında çok iyi geldiğini söylemeliyim. Okul saati bitip eve geldiğimde, onları özlememin açık adresi onları çok seviyor olmamdı. Belki de bu yazdıklarımı hiçbir zaman okuyamayacaklar, bu yazdıklarımı göremeyecekler ve onları bu denli içtenlikle sevdiğimi ama buradan bağıra bağıra söylüyorum hepinizi çok seviyorum! İçimdeki sevgiyi ve heyecanı 10 dakikalığına burada bırakıyorum.

 

Gelelim yeni okula ayak basmamla Arzu’ yla karşılaşmama. Kim mi Arzu? İnsan yolda yürüdüğü zaman hiç ummadığı bir anda belki de kaderi olan aşkı ile karşılaşır. Ben ise Arzu ile karşılaştım, omzunu bana çarptı ve “önüne baksana kızım önüne bak ya” dedi. Arzu’ nun bana bu şekilde kızması hiç de zoruma gitmemişti hatta çok hoşuma gitmişti.  Arzu dobra bir kızdı, ilk karşılamamızda bunu çok net anlamıştım. Sanki yeni bir okula başlayan öğrenci gibiydim hatta birazdan okulun yeni ama hiç eskimemiş çetesi ile tanışacak gibi bir andı. Birkaç adım ilerledim sonra bir iki adım daha sanki yolu biliyormuşcasına ayaklarım beni cennetin kapısına doğru sürüklüyordu . Lacivert yüzlü  bir kapıydı bu, elimle dokundum açmak için kapı çok hızlı bir şekilde açıldı. Kapıyı açan Nuri idi. Geçirdiği rahatsızlık sebebi ile hastalığı  gözlerine vurup bazı reaksiyonlar sonucu sinir hücrelerini tahrip edip şaşılık teşhisi konulmuştu kendisine. Nuri, kısa boylu ama çok kilolu bir çocuktu ve de çok güçlü… Kapıyı öyle bir açtı ki benden daha iyiydi. Kapı demişken, Nuri kapıyı açtı ve gözlerime inanamadım birde ne göreyim? Kocaman yemyeşil bir bahçe ve içinde renkli balıklar. Balıklar sadece suda mı yüzüyordu? Benim balıklarım karada da iyiydiler. Hepsi ama hepsi muhteşemdi.  Çok yakından bir ses duydum “gelsene be gelsene hadi hadiii”. Sesin sahibini bulmam hiç de zor olmadı. Elbette bu Arzu’nun sesiydi. On dakika önce bana omuz atan kız, evet işte tam da oydu. Bu arada Arzu kilolu, sarışın, yemyeşil gözleri, tombik elleri, sert mizacı ama yumuşacık kalbi olan pullu bir balıktı. Yani ben balık diyorum çünkü rengarenkler. Sonra ne mi oldu? Kafama top yedim, Arzu haklıydı gitmeliydim. Topu kafama yemekle oyuna çağrıldığımı anlamıştım. Oyuna girdim ve hep beraber başladık oynamaya. Arzu ve akabinde diğer çocuklar çok mutluydu sanki hepimiz alice harikalar diyarın daydık, onlarla oynamam onları çok mutlu etmişti. Arzu gülüyordu hatta kahkahaları sayesinde kulağım birkaç kez sağır olmuş bile olabilir. Sanki az önce bana omuz atan kız bir anda değişmişti, en iyi arkadaşımdı.

Ben halimden memnundum ama Arzu’nun onun öğretmeni olduğumdan haberi yoktu muhtemelen olsaydı omuz atıp daha sonra oyuna çağırmazdı. Elbette tüm gün bahçede top oynamadık saat tam da on ikiyi gösterirken yemekhanenin zili çaldı ve etrafımdaki balıklar hızla yanımdan ayrıldı. Bu çok güzel bir duyguydu. Düşünsenize denizin tam ortasındasınız ve  balıklar hızla kaçışıyor bunun resmini sizlere çizmek isterdim ama o kadar iyi bir ressam değilim, size şarkıyla anlatmak isterdim ama iyi bir sesim yok. Bu satırları okurken yaşananları bir öğretmenin penceresinden izleyebilirsiniz. Yemekhane tam da renkli balıklarla doldu bir an. Sessizce köşeye geçip onları izledim sadece ayranını içip bıyık yapan mı dersiniz, makarnanın salçasıyla sakal yapan mı ? Ben hayretle ve bende bıraktıkları tebessümle onları izlerken kapıdan biri girdi, işte bu okulun reisiydi. Tam da adına uygun bir Reis idi. Lakabı Hüsnü, yedi bela Hüsnü. Bir anda yemekhanede tüm sesler kesildi. Sebebi Reisin içeri girmesiydi.  Yerine oturması ile herkes yemeğine devam etti. Bu okulun bana çok iyi geleceğini anlamıştım. Bir kere maceramız hiç bitmeyecekti aksiyondan mahrum kalmayacaktık. Daha ne olsun? Reis yerine oturmasıyla göz göze gelmemiz uzun sürmedi. “Sen de kimsin?” dediğini duyar gibiydim . Ahh Azize dedim neydi beni buraya çeken?  Neydi? Ben bunları düşünürken Reis eliyle işaret yapıp yanıma gel dercesine baktı. İşin güzel yanı öğretmen olduğumu bilmiyorlardı. Eğer bilselerdi onların bu denli doğal hallerine şahit olmayacaktım, öz güvenlerinin yüksek ve korkusuz yanlarını hiç görmeyecektim . Hadi bakalım dercesine Hüsnü’ nün yani Reisin yanına doğru ilerliyordum. “Sandalyeye otur” dedi, hiçbir şey söylemeden oturdum . “Sen kimsin? yenisin sen” başımı onu onaylarcasına salladım. “Burası benim mekanım ve benden korkmalısın” dedi. İçimden ona kocaman gülüp sanki dram filmi izliyormuş gibi baktım. Bu çocuklar bir harikaydı. Hepsi farklı bir dünya sonra iyi ki dedim iyi ki öğretmenim. Benden ses çıkmayınca elini masaya vurdu. “Anladın mı beni” dedi. Reisle ilk tanışmam işte böyle başlamış oldu. Okul müdürünün kapıdan içeriye girmesi ile yemekhanede tekrar bir sessizlik hakim oldu. Reis bile suspus oldu. Belli ki herkes müdür beyden korkuyordu. Müdür bey yemekhanedeki tüm öğrencilere beni tanıtınca omzuma vuran Arzu, kapıyı açan Nuri, kafama top yiyen ben, Reisin sert halleri bir anda değişti. Aslında müdür beye: ” hayııııııııırrrr duruuunnnnn” demeyi çok istedim bu rüya bitmesin dercesine ama hayalden gerçeğe döndüğümüzde o reklam arasından sonra yemekhanedeki tüm çocukların bana sarılmasıyla “Azize Azize Azize hadi geldikk” dedim her şey bir anda değişmişti. Reis bile yanımdaydı Arzu sol kolumu felç edercesine tutuyordu belli ki şimdiden bende yerini hazırlamaya çalışıyordu. Hatırladığım son şey Reisin alttan alttan bana bakarak sinsice gülmesi oldu  “tamam tamam üzülme rüyan devam edecek hiç üzülme” diyordu.  Ben şimdi müsaadenizi isteyeyim çayımı içip yemekhanedeki tüm balıklarla tanışmaya gidiyorum bir sonraki yazıya kadar denizin derinliklerinde olacağım bizden size şimdilik hoşça kalın ve sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top