Pardon Bayım Siz Ruh İkizim Olabilir misiniz?

Balat’ta ki monologlar müzesini biliyor musunuz?

Bilmiyorsanız ilk fırsatta gidin. Tabi bu yazı onun üzerine yazılmış bir yazı değil elbette benim konum ayrı onu blogda ki bir arkadaş illa ki yazacaktır diye düşünüyorum.

Ben size bugün ilk kez başıma gelen bir durumu anlatacağım. Ruh ikizi ya da ruh eşi ya da aynı paralellikte giden hayatlarınız olan bir kişi ile tanıştınız mı? Yazdıklarım size çok garip geliyor olabilir ama inanın ben de karşılaşmadan önce böyle düşünüyordum.Biraz emin olduktan sonra zaten bunu yazmaya karar verdim.

11.02.2018 oyununa bilet almıştım. Kimse benimle gelmek istemediği için yalnız gidecektim. Bir metin yazarı olarak bu tür farklı oyunlar her zaman ilgimi çeker. Yeni fikirler ortaya çıkarmak için her zaman gözlem yapmak zorundasınız. Sokakta yürürken, alışveriş yaparken, ağdacıda, pazarda aklınıza gelebilecek her yer sizin için malzemedir iyi değerlendirmek lazım.

Nasıl olsa 15:00 da diye evden biraz erken çıktım oyun öncesi bir şeyler atıştırır ardından oyuna gider sonrasında evin yolunu bulurdum bir şekilde. Tabi ki planladığım gibi olmadı. Hava sağ olsun o kadar yağışlıydı ki ucu ucuna oyuna yetiştim.

Biraz monologlardan bahsedeyim. 10 tane oyun var. 2 kat 5  oda şeklinde ayrılıyor. Her oyun 10 ila 15 dk arası sürüyor ve 1 saat içinde maksimum 4 oyun izleyebiliyorsunuz. Eğer şanslı iseniz o gün beşinci oyunu da görebiliyorsunuz. Bana ilk oyun olarak 10 numarayı verdiler. Zil çaldı ve ben ilk oyunumu izlemek üzere yukarı çıktım kalabalıkla beraber. İçeri girdim ve camın kenarında bir kız oturuyor önünde bir daktilo çantası üstünde bir silah camdan dışarıyı izliyordu. Aniden yüzünü bize döndü ve gözünden süzülen yaşları görmüş olduk biz de. Sessizce oyunu izlerken aniden yüzünü göremediğim biri arkama geçti. Taze bir koku burnuma geldi önce sanırım mandalina kokusuydu bu. Nasıl da nahoş bir koku öyle. Oyunun bitimine doğru kapıya doğru yöneldim. Arkamdaki kişiyi görememiştim. Hızlıca 7 numaralı oyuna geçtim. Ağzım açık oyunu izleyerek tüm kameralara yakalanmış olacağım ki insanlar nasıl keyifle izliyordunuz diye oyun sonunda benim yanıma geldiler sohbet etmek için.

Bir sonraki oyuna yetişmek için yanlarından ayrılırken yanından yine aynı kokulu biri geçti. Arkasından bakmakla yetindim çünkü oda bir oyuna yetişiyordu. Üzerinde bordo bir gömlek vardı. Uzundu yaklaşık 1.83-1.85 sanırım. Ahh içimden keşke bir oyunda karşılaşsak ya deyip diğer oyuna koşturdum. Oyunlar o kadar güzeldi ki 15 dk sanki bende 1 saatlik oyun izlemişim gibi bir his yaratıyordu öyle bir lezzetti yarattıkları karakterler. Son oyun için bir iki dk vardı. Bu oyun 5. oyun olacaktı. Oyunun adı “Kısmet”ti. Bakalım bize de kısmet mi diyip oturacak bir sıra aradım kendime. Okulda da hep en arka sıraya oturmuş bir insan olarak yine aynısını yaptım. Çantamı sıranın kenarına koyup başımı yukarı kaldırdım ki sınıfın kapısında onu gördüm. Göz göze geldik ve hafif bir tebessüm ile yanıma doğru geldi. Biraz öteye doğru kaydım. Usulca yanıma oturdu. O taze mandalina kokusu yeniden burnuma geldi. Sanırım bu oyun gerçekten benim kısmetimdi. Zil çaldı ve oyun başladı. Bu kez aklım oyunda değil yanımdaki kişi ile olan anlamsız tamamlanmışlık hissimdeydi. Kendi kendime söyleniyordum. Bu ne biçim bir his abi hiç böyle olmamıştım. Sanki uzun zamandır tekleyen bir saatin yeniden tamir edilmiş de çalışması gibi bir his. Başımı yere doğru çevirdim ve elimle kalbimi tutmuşum farkında olmadan. Yanımdakine çok belli etmeden alttan alttan onu süzüyordum. Kıvrımlı kirpikleri, Uzun parmakları ve gülümsemesi. Oyun bitti. Bir süre yerimden kalkamadım. Herkes sınıfı boşaltıyordu yavaş yavaş. Yanımdaki mandalina kokulu beyde kalkmıştı. Bir süre daha durduktan sonra kendimi kaldırdım ve okulun dışına attım.

Arka bahçesine doğru yürüdüm. O kadar güzel bir manzarası var ki okulun, insan burada okursa ya alim olur ya deli diye düşündüm. Bankta bir süre oturduktan sonra yanımda bir gölge belirdi. Önce burnuma taze bir kahve kokusu ardından da o tanıdık mandalina. Yanıma oturdu ve kahveyi uzattı. Salak gibi bakmış olacağım ki “kahve sevmiyor musun yoksa” dedi. “Yok ya sevmez miyim ben de buradan çıkınca kendime bir kahve ısmarlayacaktım iyi oldu beleşe kahve” dedim. Demez olaydım ne mezarcısın yaa deyip içimden sövdüm kendime.

Karşımdakinin de hoşuna gitmiş olacak ki bana güldü ardından kahveyi uzattı. Hala adını bilmiyordum ama o kadar tanıdık bir his vardı ki aramızda adımızı sormak bile gelmiyordu aklımıza. Kahve bitene kadar oyundan, Balat’tan  her şeyden konuşmuştuk saat olmuştu 19:00 hava da kararmış eve gitme zamanımız gelmişti. “Ay ben kalkayım artık evde kül beni bekler” dedim. Olur der gibi kafasını salladı ve otobüs duraklarına yola çıktık. İkimiz de farklı semtlerde oturduğumuz için otobüslerimizi beklemeye koyulduk, benim ki ufukta görüldü. Adını sormak aklıma o an geldi. “Ya senin adın neydi “diye sordum. “Kerim, ya senin?”. Benimki Külkedisi. “Seninle en iyi arkadaş olacağız Külkedisi”. Acaba kulaklarım yanlış mı duydu diye kendimi bir yoklarken ağzımdan çıkanı tutamadığıma yanarım hala. “İstersen önce bir tanı beni” dedim ve otobüsüm önümde durdu ve o an ayrıldım yanından. Yarı yolda aklıma geldi “lan salak adamdan neden bir iletişim bilgisi almadın” diye kendime tüm yol boyunca küfrettim. Dümdüz hem de. Off ya bir daha nerede karşılaşırım diye diye 1 hafta boyunca söylendim. Kendime ve anlamsız gelen hislerimi nasıl olsa geçer diyerek rafa kaldırıp kendimi gene işlere gömülmüştüm.

Mart ayındaydık. Bursa’ yı bir markanın reklamı için ziyaret etmemiz gerekiyordu. Metin yazarı olarak ben de gidecektim. Hayıflana hayıflana yola çıktık bari hafta sonu da orada kalayım diyerek kendime bir iki parça daha kıyafet almıştım. Yola çıktık. Firmaya ulaştık. Tüm işlerimizi bitirdik ve akşam herkes dağıldı. Ben de kalacağım otelin yolunu tuttum. Korupark avm de bir yemek yer ardından bir film izler yolumu bulurum diyerek yola çıktım. Yemek yedim ve Şampiyon filmine bilet aldım. Filmin başlamasını koltuğumda heyecanla bekliyordum. Işıklar karardı. Bu sinemalarda filmden önce yayınlanan reklamları film fragmanlarını kimse sevmiyor ama ben bayılıyorum ya ne yalan söyleyeyim. Sanırım kimse sevmediğine göre ben sorunluyum 🙂

Fragman bitti iki yanımda boştu ahh be ne şanslıydım dedim kendi kendime yayıla yayıla izleyeceğim dedim serildim serpildim. Sonra biri beni uyardı karanlıktan pek seçemedim ama eşyalarımı kaldırmamı istedi. Hayıflana hayıflana eşyalarımı kaldırıp diğer tarafa koydum. Bir süre sonra o tanıdık koku yine etrafımda dolanmaya başladı. Lan dedim acaba filmin romantikliğinden dolayı mı böyle hissediyorum anılarım mı depreşti. Sonra içimden gene sövdüm niye almadım numarasını ya deyip filmin ilk arasına kadar hayıflandım. Işıklar yandı kafamı sağ tarafa doğru çevirdim ve o an beynim uçtu yerinden.

“Yok artık olamaz” diye bağırmışım millet ne oldu diye bana bakınca fark ettim. Tabi karşımdaki de bir şok hali. “Yerde ararken yanımda bulmak bu olsa gerek” dedi.

Sonra… Sonrası bir sonraki haftaya.

Evren Benimle Dalga Geçiyor Galiba?

Zamanın birinde uzaklarda bir kız yaşarmış. Kız aşırı fakirmiş, geçinebilmek için sürekli çalışmak zorundaymış. Başkalarının tarlalarında, evinde çamaşır yıkayarak ya da köy okullarının temizliğini yaparak. Hayal kuramayacak kadar fakir olmak onu çok üzüyormuş acaba bende bir gün hayal kurabilir miyim diye kendi kendini sorgularken buluyormuş.

Masal bu ya hayatında hiç renk olmayan büyük bir krallığın, biricik prensi ise yollara düşmüş kendine yeni renk yeni heyecanlar arıyormuş. Bir gün at sürmekten o kadar yorulmuş ki kendini bir yere usulca bırakmış. Zaten henüz sabahmış şu ağacın altında biraz dinlense hiç bir şey olmaz diye düşünmüş ve uyumaya başlamış. Gözünü açtığında ona bakan bir çift ela göz görmüş. Bu güzel gözler karşısında baka kalmış.

Ardından müdür Necmi’nin yolunmuş tavuk gibi bana bağırmasıyla hayalimin içine ettiğini söylemem bir oldu. İnsanı ofisindeyken bile hayal kurmasına izin vermiyorlar abi ya. Neymiş nerede kaldı son reklamın metni geliyor be.

İşte hayatımızın ne kadar kural tabanlı olduğunu görüyorsunuz. Para kazanmak için çalışmak zorundasınız. Reklamın çıkması için metni bitirmiş olmanız lazım, evlenmeniz için birinin sizi sevmesi lazım ama artı parantez siz sevmeseniz de olur kadınlar zaten sever.

Heh işte bu yazının ana konusu bu “Kadınlar zaten sever”. Nasıl ya biz niye sonunda nasıl olsa seversin muhabbetine konu oluyoruz. “Erkek zor sever ondan” cevabını hepimiz duymuşuzdur. Valla anacım erkekte her gördüğünü seviyor. O işler bildiğiniz gibi değil.

Toplum tarafından insanlar birbirini bir şekilde baskılamaya kodlanmış gibi davranıyor. Erkekler de bu çok olmasa da özellikle kadınlar birbirini ezmek için resmen yarışıyor. Bunu en yakında görebileceğimiz bir yerde ofisler oluyor genelde. Pelin ofisimizin fahri prensesi. Kimseyi beğenmez kimsenin onun beğenmediğini de beğenmesine izin vermez. Ofisin en şık ve cool giyineni. Tüm bekar erkeklerin gözdesi fakat bugüne kadar biriyle sevgili olduğunu duymadık. Benim masamda onun masasına 2 masa ötede. Çoğu yaşadığı diyaloğa şahit oluyorum. İstemeden de olsa bir şekilde kulak misafirliği yani. Pelin hem onu gerçekten seven birini bulamamasından şikayetçi, sürekli kendini sorguluyor ve eksik bir şey mi var diye kendi kendini yiyor. Bazen saçmalıyorsun Pelin rahat bırak kendini her şey olacağına varır demek istesem de etrafındaki yamyam kadınlar onu bir türlü rahat bırakmıyordu. Kimisi kilosuna takılıp laf söylüyordu kimisi 30 yaşına gelmişsin artık birini seç zaten sonra seversin gibi beylik laflar söylüyordu. Pelinde o cool görünen kimliğinin arkasında aciz bir kıza dönüşüveriyordu.

Bir gün kahve almak için mutfakta karşılaştık. Dayanamayıp laf attım bir gün yemek mi yesek diye. Tepeden bir göz süzer diye bekledim ama umursamazca olur dedi. Öğlen için anlaştık ve öğle vaktinde kapıda buluştuk. Ben hamburger menü alırken onun sadece salata alması canımı azcık sıkmıştı ama şu an bunu düşünmeyecektim. Minik bir iki yoklamadan sonra konuyu bir şekilde erkeklere ve ilişkiye getirmiştim. Kendimden örnekler vererek güvenini sağlamış olacağım ki kendinden bahsetti. Kadınların ona davranışlarından erkeklerle olan ilişkisinden her şeyden bahsetmişti. İnanın o dışarıda gördüğüm güçlü kadınının altında minik ve kırılgan bir kız çocuğu varmış.Kadınların kıskançlıkları ile başedemesinden bir çok ilişkisinde erkeklerin onun güçlü olmasına dayanamadığı için terk ettiğinden bahsetti. İnanır mısınız içim burkuldu. Bunca yıl boyunca güçlü durmamız için bir çok kişisel gelişim kitabı okuyoruz ama toplum güçlü olduğun için seni bir çarmığa germediği kalıyor yani insanlar kendisi de zayıfsa herkes zayıf olsun istiyor bu nasıl kötü bir istek dimi.

Peline karşı yorumum yoktu bir yönlendirmede yapamadım çünkü bende bilinçli bir insan değilim bu konuda sadece “kendin gibi ol” demekle yetindim. Sonra yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.”İlk kez biri bana kendin gibi ol dedi çok tuhaf” dedi. Anlamsızca yüzüne baktım hadi gidelim mi işe 1 de toplantı var dedim ve kalktık. Ertesi gün ofiste merhabalaştık. Kahve için mutfakta karşılaştık, toplantıda birbirimizin fikirlerini geliştirmek için tartıştık yani rutinimizi yaşamaya devam ettik. Bir hafta sonra tuhaf bir şey oldu Pelin o kokoş havasını biraz kırmıştı. Sonra ki haftalarda daha da tuhaflaşarak devam etti. İçten gülüyordu o üsten bakan bakışlarını normal seviyelere indirmişti. Etrafında dolanan kızlar bir süre sonra artık yoktu. Sıradan olmanın tadını çıkaran bir havası vardı. Hala salata yiyordu evet ama arada zararlı atıştırmalıklar yediğini de gördüm masada 😛 Oley be tek ben kilo almayacaktım ay sanırım bende biraz kıskanç kadın moduna girdim pardon 🙂

Bu sırada arkadaşlığımızda seviye atlamış olmalı ki bir gün masama elinde hamburger paketi ile geldi ve bugün öğlen banklarda beraber kendimizi şımartalım mı? dedi. Neden olmasın dedim ve boş bir bank bulup havanın tadını çıkardık. Sonra ilk o konuştu. “Sana teşekkür ederim bazen göremediğimiz şeyler için fazlası ile üzülüyoruz. Nedeninin hep kendimiz olduğunu düşündüren bir sürü iyi niyetli(!) arkadaşlarımızda bu konuda üzerimize geliyor. Çoğu zaman evrenin benimle dalga geçtiğini düşünürdüm. Fakat öyle değilmiş ben görmezden gelerek hayatımı zindan ediyormuşum. Kendim gibi olmak beni gerçekten özgür gibi hissettirdi. Bu konuda sana teşekkür etmek istedim.” dedi.

Beni hayal edin lütfen yüz ifademi, ağzımda ısırdığım hamburger parçası ile ciğerime kadar düşen çenem ile kıza bakıyorum aval aval. Nasıl sarıldıysam artık biraz serbest bırakır mısın kemiklerimi kıracaksın dedi Pelin. Ya Pelin sen beni bu dünyada şu an en mutlu eden insansın ne olacak şurada iki dk sarılsam dedim. Salak gibi gülüşüp toplantı için kalkıp ofise gittik.

Çok ilginç bir şey dimi bir kelimenin insanın hayatını değiştirmesi. Terzi kendi söküğünü dikemiyor ama diğerleri içinde aşırı mutlu.

 

Bir sonraki yazıya kadar beni motive edecek bir şeyler yazın buraya yorum olarak bende diğer hikayelerimi anlatayım.

 

Patron Mutlu Son İstiyor?

Uzun zamandır  çok konuştuğumun farkındayım bu seferde yazayım istedim 🙂

Tabi ki öyle kitap gibi yazmak yerine paşa gönlüm nasıl isterse öyle yazmayı planlıyorum. Zaten buraya resmiyet getirmek kimin umrunda ki?

Ben Külkedisi. O bildiğiniz masallardaki gibi önce zengin olan sonrasında fakir olup prensle tanışıp yeniden zengin olan değil. Hiç bir zaman zengin olamayan sonrasında ise olup olmayacağını bilmeyen hala beyaz atlıyı bırakın yayan gelen bir prense bile rastlamamış bir hatun.

34 yaşında hala bu dünyaya niye geldiğini sorgulamakla ömrünü geçirmek çok zor. Her yeni gün bugün acaba daha fazla şaşırır mıyım diye uyanmak hele. İnanmazsınız her gün daha fazla şaşırıyorum.

Kadın – Erkek ilişkileri, Kadın – Kadın ilişkileri ve Erkeklerin kadınlar ile kurmak istediği rahat ilişkiler. Kimsenin ses çıkarmadığını görmekte ayrı bir vakada neyse ilerleyen yazılarda hepsini konuşucam arkadaşlar merak etmeyin.

Küçük bütçeli reklam ajansında çalışıyorum, metin yazarıyım. İnfluncer arkadaşlara destek olmanın yanında o aklınızda olmayan ürünü size satın aldıranlardan biriyim ben de, şimdiden çok özür dilerim ekmek parası naparsınız be 🙂

Asıl konuya gelirsek yazı başlığından anlaşılacağı üzerine “Patron mutlu son istiyor” artık yaş yolun ortası olmasına 1 kala neden benim de bir manitam yok bunu konuşalım istiyorum. Açıkcası sadece tek ben de kalmadım ama kendi yaş neslimin türü çoktan yok olduğu için ne yapacağımı şaşırmış durumdayım belki dedim aranızdan biri çıkarda bana “hah şu yoldan dümdüz git sağa dön çıkış kapısı orada” der bende yolumu bulurum çıkar giderim bu labirentten.

Belki yolumu bulmak istemiyorumdur ama olsun maksat muhabbet olsun gönüller bir olsun.

Neyse çok uzatmadan, bu reklamlardı sayın okur, asıl film haftaya hadi sağlıcakla…