Toplum Böceği: Gregor Sams

”Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

En bilinen vurucu giriş cümlelerinden biridir. Ara ara tekrar okurum Dönüşüm’ü. Her okuduğumda farklı satır araları göz kırpar yüzüme. Bence herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir hikaye. Bu yazıyı bir eleştiri tadından ziyade, kendi deneyimlerimle okumasını yapmak istiyorum.  Genelde yazar ile eserinde kullandığı figürü özdeşleştirmekten kaçınırım fakat Dönüşüm’ü her okuduğumda Gregor Samsa’nın, Kafka olduğunu hayal ederim.  Hikayede sanki bir Prag kasveti, Samsa’da ise tanıdık bir yabancılaşma hali hakim. Bir sabah uyanıyorsun ve insan boyutlarında bir böceğe dönüşüyorsun. Kulağa epey fantastik gelse de aslında hepimizin mevcut durumu bu değil mi?

Samsa, çalışmak durumunda olan, evi geçindiren ve ailesinin borçlarını ödemeye mahkûm tek fonksiyonlu bayağı bir hayatın ona yüklediği misyonun sonucunda bir böceğe dönüştü değil mi?

Hayatın verdiği farkındalık süresi en fazla 3 dakika

Aslında her sabah, hepimiz çalan alarm süremiz boyunca bir parça olsun Samsa gibi hissetmiyor muyuz? Yalan yok, çalıştığım süre boyunca her sabah 06.00 sularında yataktan doğrulup, 3 dakika boyunca boşluğu seyretme suretiyle ”Zeynep sen ne yapıyorsun ya?” sorgusunu yapıyordum. Tabii o bile çok fazla sürmezdi, çünkü işe geç kalırdım. Yani hayatın bana verdiği farkındalık süresi bile sadece 3 dakikaydı.

Postmodern böcek toplumunun inşası: Gregor Samsa’lar

Samsa’nın böceğe dönüştükten sonraki kaygıları bile öğrenilmiş kaygılardı. İşini kaybetme kaygısı, aileye yetememe, sığıntılık düşüncesi vb. Çünkü sistem ”güç” karşısında ilerleyen hayatımızda nasıl bir pozisyon alacağımızı bu şekilde öğretiyor. Bunu yaparken sadece korku unsuru da kullanmıyor, duygularımızı da dikkat çekmeyecek bir biçimde tabağımızın üzerine serpiştiriyor. Üstelik bunu, itaatin, belli bir kalıba girmenin, askeri düzende öğretildiği mekanlarda yapıyor. Mesela en küçük örgütlenme biçimi olan aile gibi.  Samsa’nın ailesi, durumundan ötürü ondan korku ve tiksinti duyar. Görmek istemez. İşe yaramaz Samsa adeta onlar için tiksinç bir yük haline gelir. Kız kardeşi Grete başlarda Samsa’ya karşı sevecendir fakat sonraları uzaklaşır. Evdeki herkes kısa sürede geçim derdine düşer. Evdeki dinamikler değişir. Ağırlaşan hayat koşulları ile birlikte Samsa onlar için gerçekten de tiksinç bir böcek haline gelir.                                                                              

Ben bir böceğim! Değersizim!

Kafka’nın bu eserinde derin bir mizah duygusunun olduğundan bahsedilir. Bence, mizahtan öte derin bir acı, hüzün ön planda. Kitabı her okuduğumda kendime ve içinde yaşamak zorunda bırakıldığım bu b*ktan düzene karşı, ruhumda tarifsiz bir kasvet, çaresizlik hissi ve bu hislerin yarattığı bir öfke birikiyor sanki.

Sistemin ihtiyaçlarını karşıladığım ölçüde işe yararım, hatta sevilirim çünkü sevilmem bile ‘varlığımdan’ değil ‘yararımdan’ gelir. Sistemin dışına çıkmak da bu noktada kâr etmiyor, gitgide kendimize yabancılaşıyoruz. Benzerliklerimiz ne kadar az ise bir o kadar görünmezlik zehrini yudumluyoruz. Kabul görmek için benzeşmek zorundayız, insancıklar. Bize ”yap” denileni yapmak durumundayız, itiraz etme cüretinin bedeli en iyi ihtimalle ”zam alamamak”, ”terfi alamamak”, en kötü ihtimalle ise ”kovulmak” ile sonuçlanır.

İktidar, bizi her yanımızdan kuşatmıştır; bedenimize karışır, dilimize, dinimize, cinsel tercihlerimize, fikrimize, ahlâkımıza, ruhumuza… Bunu fark ettiğinde zaten bir böceğe dönüştüğünü anlarsın. Zaten en son ne zaman insan gibi hissettin ki? İktidar bizden, biz ise artık kendimizden tiksinir hâle gelmişizdir.

Dönüşüm’ün demlerinde, babasının baston darbesiyle öldürülen böcek Samsa’nın sembolik ölümü, tüm yaşamı boyunca babasının otoritesini alt edemediğinin de bir yansımasıdır. Evin hizmetlisi ise o ‘şey‘i kenara süpürürken, öldüğünü fark eder. Ailenin, nasıl kurtulacağız kaygısı ise böylece son bulur.

Bir Yahudi olarak kendi ailesi tarafından gönüllü olarak asimile edilmeyi kabullenemeyen Kafka’nın içine işleyen ve sonunda gerçek olan soykırım dehşeti tıpkı Adorno gibi gördüğü ve yazdığıyla diğerlerini inandıramayan trajik insanın kaderini anlatır. Dönüşüm gerçekten de herkesin okuması gereken bir eser. Metaforik anlatımı bir kenara, eseri okurken bir böceğe acıma duygun bile sana ilk etapta garip gelebilir. Hatta kenarda köşede bir böcek görürsen korkudan önce aklına gelen ilk şey Samsa bile olabilir. Paniğe kapılma. Çünkü bu sistemde insansı böcek olarak hâlâ yaşıyor olmamız çok daha büyük tedirginlik uyandırmalı.

Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlarda, nefret ederek yaptığımız her türlü işten bir gün kurtulmak ümidiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir