Dijital Dönüşüm Yazıları II – Dijital Dönüşüm Dedikleri

Teknolojinin hayatın içine daha çok girmesi tek tek bireylerin hayatlarını değiştirmekle kalmadı elbette. Dünya değişti, yaşam biçimleri evrildi. Yarattığı etkiden memnun olunsun ya da olunmasın, globalleşmenin yarattığı dönüşüm bir şekilde herkesin hayatına dokunuyor artık. Sınırlar belirsizleşiyor, bilgi çok daha erişilebilir oluyor, kaynaklara erişim herkes için kolaylaşıyor ve tüm bunların sonucu olarak rekabet bambaşka bir platforma taşınıyor.


Bu rekabet yoğun ortamda, kurumların varlıklarını sürdürebilmeleri en çok da değişen koşullara uyum gösterebilmeleriyle ilgili. Bunu yapabilmek için de mevcut koşulları doğru analiz edebilmek, doğru kararları ivedilikle alabilmek ve hayata geçirebilmek gerekiyor. İşte bu noktada da verilen kararların yalnızca kişisel deneyimlere ya da sezgilere dayanması yeterli olmuyor. Sağlıklı kararların mutlaka veriye dayalı olarak alınabilmesi gerekiyor. Dolayısıyla iş süreçlerine ilişkin tüm verilerin toplanması, güvenli bir şekilde saklanması ve kolaylıkla erişilebilir, kullanılabilir, raporlanabilir olması işin olmazsa olmazına dönüşüyor.


İşte dijital dönüşüm de kurumların iş yapış biçimlerini bu bilinçle değiştirmeleri anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, dijital dönüşüm de kurumların rekabet yoğun piyasa şartları altında fark yaratmalarını sağlayacak stratejileri belirleyebilmeye, taktik kararları alabilmeye ve verimlilik artışı sağlamaya yönelik olarak yaptıkları dijitalleşme çalışmalarının tümü şeklinde tanımlanabilir.


Burada sıklıkla düşülen bir yanılgının da önüne geçmek adına söylemek gereken bir şey var: Dijital dönüşüm kavramsal olarak müşteri odaklı ve rekabet avantajına yönelik olmalıdır. Yoksa sosyal medyada müşterilere yönelik hesaplar açmak, siparişleri mobil uygulamalar üzerinden almak, Excel’de takip edilen nakit akışını pahalı bir ERP yazılımı üzerinden izlemek yeterli değildir. Daha doğrusu bunlar, dijital dönüşümün amacı değil olsa olsa araçlarıdır.

Dijital dönüşümün müşteri odaklı ve rekabet avantajına yönelik olması gerektiği hemen yukarıda vurgulanmıştı. Bununla birlikte kurumların “Ne için dijitalleşme?” sorusunu da yanıtlanması gerekmektedir. Daha rekabetçi olarak pazar payını artırmak için mi dijitalleşilecek, yoksa sadece ayakta kalmak mı hedeflenecek? Bu soruya kolayca, ilk elden, pazar payını arttırmak diye yanıt verilebilir belki ama dönüşmeye çalışan şirketlerin de bunu başarabilme kapasitesini göz önünde bulundurmaları gerek. Zira, yatırım olanakları, kurum kültürü, değişime açıklık gibi özellikler bu noktada en önemli kriterlere dönüşmektedir. Kodak, Nokia, Blackberry gibi lider markaların sadece birkaç yıl içinde pazardan neredeyse tamamen çekilmeleri sadece dijital dönüşüme direnmekle ilgili değil, aynı zamanda doğru şekilde dönüşememekle de ilgiliydi .

Peki son yıllarda herkesin diline pelesenk olan dijital dönüşümü gerçekleştirmek o kadar kolay mı? Dijital dönüşümü gerçekleştirirken elimizdeki en büyük silah nedir, bunu hayata geçirmek kolay mıdır, ne gibi zorluklar yaşanır, biraz da bu noktaya odaklanmakta fayda var.

Dijitalleşmenin Taşlı Yolları

Bugün artık tüm kurumlar dijitalleşmenin bir seçenek değil, zorunluluk olduğunun farkında. Hemen herkesin bu konuda birtakım yatırımlar yaptığı aşikâr. KPMG’nin Kasım 2018 döneminde yayımladığı dijitalleşme araştırması[1] bu anlamda Türkiye’ye ilişkin önemli veriler sunuyor. Araştırmaya göre çalışmaya katılan kurumların %52’sinde dijital dönüşüm süreçlerini yönetmekle görevli bir lider var.  Aynı araştırma katılanların %40’ı yeni dönemde çalıştıkları kurumlarda dijitalleşme için ayrılan bütçenin artacağını öngörüyor. 

Bu gelişmeler oldukça olumlu görünse de dijitalleşme sürecinde çok yol katedildiğini ne yazık ki kolaylıkla söyleyemiyoruz. Bu konudaki en temel sorunlardan biri kurumların dijital dönüşüm için yeterli zihinsel hazırlıkları yapmamış olmalarından kaynaklanıyor. Örneğin, dönüşüm süreci çoğunlukla IT birimlerinin iç işleri olarak algılanıyor. Oysaki dönüşüm çalışması başlatan kurumların tüm iş birimlerinin bu süreci içselleştirmesi kritik önemdedir. Aksi halde, yapılan onca pahalı teknoloji yatırımları beklenen etkiyi yaratamayacaktır. Bir diğer sebepse, dijital dönüşüm süreçlerinin köşe taşını oluşturan yazılım yatırımlarından beklenen sonuçların bir türlü alınamaması. Çünkü Forrester analisti John Rymer’ın de işaret ettiği gibi “Kendimizi yazılım geliştirme sürecine bağlarsak, başarısız olacağız.”, zira yazılım geliştirme işi “Çok yavaş, çok katı bir süreç. Yeterince hızlı hareket edemiyoruz.”[2] Pekâlâ neden tüm işleri hızlandıran yazılımların kendi geliştirme süreci bu kadar yavaş? Bu sorudan hareketle, yazılım yatırımlarının neden çoğunlukla istenen faydayı yaratamadığını tartışmakta fayda var.

Bu da bir sonraki yazının konusu olsun.


[1] Dönüştürücü CIO, Harvey Nash/KPMG CIO Araştırması 2018 Türkiye Sonuçları, https://assets.kpmg/content/dam/kpmg/tr/pdf/2018/11/cio-survey-2018-tr-sonuclari.pdf, İndirilme Tarihi: 09.05.2019

[2] The Top 10 No-Code Apps for Your Workflow, https://blog.workato.com/2017/06/10-no-code-apps-workflow/#.XOJQTMgzY2w, İndirilme Tarihi: 10.05.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir