Dijital Dönüşüm Yazıları – 1: Dünya Nasıl Evriliyor?

Antik dönem filozoflarından Efesli Herakleitos günümüzde 2500 yıl kadar önce söylemiş “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” diye. Muhtemeldir ki değişimin ivmesinin bu kadar artacağını hiç öngöremeden.

Gerçekten de her şey değişiyor, hem de artan bir ivmeyle. Bundan bin yıl önce yaşamış bir insanı, mümkün olsa, yaşadığı yüzyıldan alıp 1800’lü yıllara getirsek mesela, muhtemeldir ki biraz zorlansa da bir şekilde yaşamanın bir yolunu bulurdu. Ama değil yüzlerce yıl, 1950’lerde yaşamış birini alıp bugüne getirsek herhalde aklını kaçırırdı. Tıpkı unutulmaz Shawshank Redumption filmindeki kütüphaneci Brooks’un hapishaneden çıktıktan sonra dışarıdaki dünyaya ayak uyduramaması gibi.

Şu an hayatımızın her alanına nüfuz etmiş olan hatta onlarsız bir hayatı hayal bile edemeyeceğimiz cep telefonları, akıllı televizyonlar, robotik ameliyat yöntemleri gibi saymakla tükenmeyecek kadar çok teknoloji bundan sadece birkaç on yıl önce bilim kurgu filmlerinin konusuydu. 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, özellikle internetin gelişimi ve yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımızın nasıl değiştiğini ve değişimin ivmesini düşündüğümüzde önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız hayatı tasavvur etmek bile insanı heyecanlandırıyor.

İngiltere’de basit el iğleri ile yapılan pamuk dokumacılığının makineleşmesi ile başlayan Sanayi Devrimi’nin üzerinden sadece üç yüzyıl geçti. Bu görece kısa zaman içinde el ile yapılan işlerin önce makineleşmesine sonra da serileşmesine tanık oldu insanlık. Buhar makineleri sayesinde gideceğimiz yerlere daha hızlı gittik, daha ağır yükler taşıyabildik. Uçaklar yaptık, fotoğraflar çektik, sesimizi kilometrelerce uzaktaki sevdiklerimize duyurabilir olduk. Teknoloji geliştikçe yeni yeni şeyler girdi hayatımıza, radyo gibi, televizyon gibi, bilgisayar gibi. Bugün dünyanın her tarafını saran bir internet ağından, büyük veriden (big data), bu verileri işleyen yapay zekaya dayalı algoritmalardan bahsediyoruz. Fütüristler, bugünlerde, birkaç on yıl sonrası için doktorların olmadığı hastanelerden, hakimlerin olmadığı hukuk sistemlerinden bahsediyorlar. İnsanın asli görevinin karar vermekten ziyade karar verecek mekanizmaları hayata geçirmek ve bu mekanizmaları denetlemek olacağını öngörebilmek içinse dahi olmaya gerek yok.

Dolayısıyla hem bireysel olarak hem de kurumsal anlamda dünyanın geçirdiği bu evrime ayak uydurmak hayatta kalabilmek için bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Aksi halde Darwin’in Doğal Seleksiyon’undan kaçınmak mümkün olamayacaktır.

Yazılımların Dünya Evrimindeki Yeri

Teknolojinin evrimi her ne kadar mekanik alanda başladıysa da asıl ivmelenmesi yirminci yüzyılın son çeyreğinde bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte oldu. Daha hızlı işlemciler, daha büyük diskler, çözünürlüğü daha yüksek ekran kartları ile daha güçlü bilgisayarlara sahip olduk. Üstelik bilgisayarlar güçlenirken maliyetler de ironik olarak düşmeye devam etti. Bu da bilgisayarların daha çok ulaşılabilir olmasına, herkes tarafından kullanılabilmesine ve iş süreçlerine alabildiğine dahil olmasına olanak sağladı.

Nasıl Sanayi Devrimi’nin başlangıç aşamasında el iğleri ile yapılan dokuma işleri makineleşerek üretim hızlandıysa, bilgisayarlar sayesinde, daha doğrusu bilgisayarlar üzerine koşan yazılımlar sayesinde de yapılan pek çok iş daha hızlı yapılmaya başlandı. Üstelik bilgisayarlar mesai mefhumu olmayan, standart verimlilik ve kalitede çalışan, herhangi bir şeyi unutmayan, ayrıca hiç hastalanmayan harika personellerdi.  Bu üstün özellikler sayesinde de iş dünyasında hızla yayılmakta hiç zorlanmadılar.

Bilgisayarların, haydi biraz dil değiştirerek söyleyelim, yazılımların yetenekleri eskiden elle uzun sürelerde yapılan işlerin çok kısa sürelerde yapılabilmesine, hiç yapılamaz işlerin mümkün olmasına imkân sağladı. Bu da insanların hayal gücünün duvarlarının yıkılmasını getirdi. Bu sayede, sadece birkaç on yıl önce hayal bile edilemeyen şeylerin önce kavramlaştırılmasına sonra da hayata geçirilmesine olanak verdi.

Günümüzde artık bilgisayarlardan ve yazılımlardan yararlanmadan iş yapmak mümkün değil. Ötesi, fark yaratmanın yolu bu teknolojileri kullanmaktan değil, bu teknolojileri en verimli yollarla kullanmaktan geçiyor. Bir yolunu bulamayan kurumlarsa doğal seleksiyonla elenmek zorunda kalıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir