PROAKTİF KARARLAR

Birden, aklına Alice Harikalar Diyarı’nda kitabındaki Kızıl Kraliçe geldi Ne demişti kraliçe: Önce infaz edelim, mahkemeyi sonra yaparız.

 

Tabu, John Katzenbach

Gecenin bir yarısı küçük evimin büyük mutfağında arka fonda Frank Sinatra ince ince çalarken , zamanın birinde bir kitapta okuduğum yukarıdaki cümle geldi aklıma. ‘’ Önce infaz edelim, mahkemeyi sonra yaparız… ‘’ Bir müddet bu cümlenin üzerine düşündüm.

Beni bu denli üzerine düşünmeye iten de neydi? İşte bunun cevabını ararken aslında kendimi bir çıkmazın içerisinde buldum. Okuldan mezun olup avukatlık mesleğini icra etmek üzere meslek hayatına atıldığım andan beri, adil kararlar adına muhakeme sürecinin tüm titizlikle gerçekleşmesini sağlamayı düstur edinmiş ben , kendi hayatım ile ilgili kararları verirken adeta Kızıl Kraliçe olmuştum…

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına şöyle bir anekdot ekleyeyim; verdiğim kararların doğruluğu ve yahut yanlışlığı değil olay, olay tamamen iş temposu vs. bir takım beni tamamen dış dünya ile meşgul kılan şeylerin, kendim ile ilgili düşünmeyi ötelemesi, muhakeme sürecini karar safhasından sonraya bıraktırması.

Şöyle ki;

En son ne zaman verdiğiniz kararlar üzerine düşünme fırsatı buldunuz?  Kahve mi içsem, yoksa çay mı? Kahvem sütlü mü olsun , sütsüz mü?  Öğle yemeğinde mecbur bırakıldığım yemeği yemek istiyor muyum?  Yaptığım işte mutlu muyum? İşten ayrılsam mı? Benim için doğru kişi o mu? Başka bir eve mi taşınsam? Vee tabi niceleri…

Kendimiz ile ilgili düşünerek verdiğimiz her karar aslında huzura açılan bir kapı bizim için. O zaman gerçekten kendimize zaman ayırıp şunu sormalıyız. Ben ne istiyorum?

Ya da bu çok klişe oldu… 🙂

Biz şunu soralım.

Kendi irademle neye karar verdiğim andan itibaren daha mutlu hissedeceğim???

‘’ En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.’’ der Anton Çehov çok ünlü bir sözünde. Kusura bakma Çehov ama sana katılmam mümkün değil. Çünkü varoluşsal nedenlerden dolayı insan beyni kendisi ile ilgili en doğru kararları vermeye kodlanmıştır. Çehov’ un bu söylemi, tamamen insanın düşünme yetisini körelten, aceleci davranılarak isteneni bulmayı zorlaştıran bir söylem bana göre.

Hepimizin yaşamında kararlarımıza şekil vermeye meyilli kişiler vardır. Bu kişileri gözlemlediğinizde aslında kendi hayatlarında proaktif  olamayan insanlar olduklarını göreceksiniz.  Proaktif olmak, yani bilerek ve isteyerek yeni koşulların oluşmasını sağlamak ya da olağan koşulların seyrini değiştirmek için inisiyatif kullanmak…

Hayat bizim. Kararlarımız bize ait. Ailelerimiz, toplum, yakın arkadaşlarımız, patronlarımız ve inançlı bir yapıdaysanız tanrı… Hep bizim adımıza kararlar verdi.  Kimse kusura bakmasın ama hayatınızın yaratıcısı sizsiniz.  Kamerayı kendi içimize çevirme vakti çoktan gelmiş olabilir.

Jose Mauro de Vasconcelos’ ın  meşhur ‘’Şeker Portakalı’’ adlı kitabında 5 yaşındaki başkahramanın içinde kendi kendiyle konuşmasının ne anlama geldiğini öğrenmek istemesi üzerine dayısı ile şu diyalog gelişir;

‘’ –Açıklayayım Zeze. Bu değişimin ne olduğunu biliyor musun? Büyümektesin demektir. İnsan büyüdü mü böyle olur. Yani bilinçlenir. İçindeki, o konuşan ve gören şeye ‘bilinç’ denir. Yakında sahip olacağını söylediğim o şey’ e  bir gün insanı götüren de bilincidir.

               -Olgunluk Çağına mı?

               -Güzel, iyi aklında tutmuşsun. İşte o geldi mi, olağanüstü bir şey olur. Bilinç büyür, büyür ve başımızla yüreğimizi doldurur. Gözlerimizde ve yaptığımız her şeyde kendini gösterir. ‘’

            Kitabı ilk okuduğumda ve sonraki okumalarımda bu diyalog hafızamda yer etmiştir. Kendi çocukluğuma döndüğümde içimden konuştuğumu ve düşünebildiğimi fark ettiğimde ben de Zeze yaşlarındaydım, net hatırlayabiliyorum. Evet bilinç daha çok küçük yaşlardan beri içimizdedir, düşünerek yaptığımız her şey ve verdiğimiz her kararda da Edmundo Dayının dediği gibi, kendini göstermektedir.

Evren tarafından bize bahşedilen bu güzel yetiyi , hayat gayesine düştükçe ne yazık ki kendimiz için kullanamıyoruz.

Başkalarına fazlasıyla tanıdığınız zamanı kendinize tanıyın ve içinize dönüp düşünün. Gerçekten ne istiyorsunuz. En basitinden yaptığınız işte mutlu değil misiniz? Ya da birliktelik yaşadığınız kişi size iyi gelmiyor mu? Bırakın zaman biraz da sizin için aksın. Ama siz ne istediğinize karar verin…

Aslına bakarsanız ihtiyacımız olan tek şey içimizi dinleyebileceğimiz değerli bir vakit yaratmak. Örneğin bir gece sahile gidin ve gökyüzüne bakın, sadece yıldızlar ve siz… Kâinat o kadar güzel yaratılmış ki, benliğinizi onun mükemmelliğine bırakın. Ve evrende tek siz varmışçasına düşünün. Kendiniz olmanın keyfine vardığınız an, hayatınızın yeni senaryosunu yazmaya başladığınızı hissedeceksiniz…

O zaman hadi muhakeme süreci başlasın..

Demem o ki,

Show must go on ( Böyle söylemesi daha havalı).

Eee hoş güzel yazıyorsun da sen ne kararı verdin anlat bakalım diyor olabilirsiniz. Ben henüz hayatıma yön verecek konularda bir karar verebildiğimi söyleyemem. Biraz karışık çıktı benim mevzular ama üzerine hala düşünüyorum 🙂 Çehov abimizin oyununa gelerek aceleci de davranmayacağım. Gerçekten istediğimi bulabilmek adına kendime zaman tanıdım. Ancak ve ancak artık şunu yapabiliyorum; anlık vermem gereken kararlarda durup ne istediğimi soruyorum, bu gerçekten çok keyifli…

Ofistekiler ailesine aylar öncesinden yazmaya söz verdiğim bu yazıyı da mesela sizlerle paylaşabiliyorum. Çünkü yazmaya karar verdim ve bu beni mutlu etti.

 

Görüşmek üzere… 🙂

PROAKTİF KARARLAR” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir