Nusret’in “Nusr-Et”

Dijitalleşen hayatlarımız sayesinde artık herkes herkese, heryere kolayca ulaşmanın yanı sıra insanlarında kişilere ulaşmasını kolaylaştırmış ve bu sayede kendini tanıtmak, insanlara uzman olduğu alanlar hakkında yeteneklerini göstermek de bir o kadar kolaylaşmıştır. Örneğin; Nusr-et. Bir kasap çırağının dünyaca ünlü bir aşçı olma hikayesi.

Uzun uzadıya anlatmaktan ziyade Nusret’in nasıl -kişi markası- olduğunu anlatmak istiyorum.1983 yılında doğmuş maddi durumların el vermemesi nedeni ile okulu bırakmak zorunda kalmış ardından Bostancı kasaplar çarşısında, kasap çırağı olarak işe başlamış.İşini öyle çok seviyor ve iyi yapıyormuş ki çıraklık dönemini en verimli şekilde geçirmeyi başarmış.Ardından 2007 de İstinye Park’ta açılan kasap-restoran konsepti onu bu konuda yenilikçi düşüncelere iterek yurt dışına çıkıp yeni konsept fikirleri bulmak için yola çıkarmış. Dönüş yolunda kendi işini kurma fikrini hayata geçirmiştir. Elbette bu yazılan kadar kolay olmamıştır fakat aklına koyduğunu başarmak için önce istemek gerekmezmiydi zaten.

İlk restorantı Mithat Erdem ile açan Nusret ardından zincir mağazacılık şeklinde büyümeğe başlamıştır. Onun bu kadar ünlü olmasındaki asıl sebeplerinden biri sosyal medya araçlarından biri olan instagramı aktif kullanması. Hemen hemen her gün kısada olsa video yüklemesi,etler içinde konsept fotoğraflar eklemesi işine olan sevgisinin gösterme şekli idi. Sonradan kendine has ete tuz dökme hareketi ise ona dünyaya yeteneklerini tanıtması için bir araç olmuştur. Sonrasında hızlıca dünya tarafından takip edilmesi ise bu tweetler sayesinde ilerlemiştir.

Kullanıcıların yorumları ile birleşerek artık dünyaca ünlü sanatçıların bile kayıtsız kalamadığı #saltbae ortaya çıkmıştır.

Salih Seçkin’in pazarlama iletişiminde sosyal medya kitabından aklıma şu cümle geldi.-Tam hatırlamasamda- çok çaf çaflı bir iş yapmanıza gerek yok bir işte uzman olmanız ve bunu anlatmanız bile sizi sosyal medyada istediğiniz yere getirecektir. Yeter ki yazmaya anlatmaya devam edin.Nusret’te tam da bunu yapıyordu. Hergün yeni bir içerik üretip ulaşabildiği kadar kullanıcıya ulaşıyor,onlarla iletişim kuruyor ve daha çok kullanıcı için yeni yeteneklerini gösteriyordu.

Nusret’e sürekli övgüler elbette gelmiyordu. Ağır eleştirilerde bulunan,attığı videoları sapkınlık diyenler bile olmuştu ama reklamın iyisi kötüsü olmaz derler ya halk arasında bu onu daha çok merak konusu yaptırdı.

Takipçisi arttı daha çok kullanıcı onun hakkında konuşmaya başladı. Restoranlarındaki fiyat politikasının yüksek olması bile müşterilerinin onu tercih etmelerine engel olmadı. Buradan şu sonucu çıkarıyorum demekki bir işte ne kadar kaliteli çıktınız var ise ve ne kadar uzmansanız fiyatınızın yüksek olması bile ürününüze ulaşmada bir engel olmaktan çıkıyordu. Doğru ürünü, doğru yerde, doğru zamanda, doğru fiyatta ve doğru pazarlamayla sunulduğunda optimum satış gerçekleşmiş oluyor.

Nusr-et’in diğerlerinden ayıran bir özelliğide Markadan -> Kişiye giden bir süreç değilde Kişiden-> Marka ya giden bir akış söz konusu. Kendi karakter özelliklerini değiştirmeden bir marka olması.İnsanlarda oluşturduğu karizmatik marka algısı dokunduğu işleri, sattığı ürünlerede bir nevi güven ve değer kattırıyor.Annenizin mutfağında yapmış olduğu ev köftesi bile onun elinde adeta bir elmasa dönüşüp yeniden tabağınıza geliyordu.İşte Nusret bunu çok iyi yapıyordu; insanları iyi tanıyor ,neye ihtiyaçları olduğunu gözlemliyor ve onları can noktasından yakalayıp ürünlerini ustaca önlerine getiriyordu.

Dijital dünyanında insanlara fırsat olarak sunduğu en önemli çıktıda bu zaten. Kişilerin dünyaya kendilerini anlatmak için bir fırsat sunması. Kimisi için ürettiği ürünleri satması,kimisi için bildiklerini aktarması, kimisinin seyahat günlükleri,kimisinin yetenekleri gibi bir çok kişisel özelliklerini özgürce sergileyerek bundan para kazanıyor.Bu şekilde kullanıcılar da işi gerçekten yapanın ağzından dinliyor, çektiklerinden gördüğü için ise daha kolay adapte olup yapabiliyor aynı zamanda aklına takılanlar için hızlıca ulaşarak kullanıcı deneyimini gerçekleştirebiliyordu, bu da kişi markasının bir başka faydasıydı.

Gelecek zamanda dijital dünyanın içinden kim bilir kaç kişi daha kişi markası olarak çıkıcak bilinmez ama bu öğrenmenin ve yapmanın sınırı olmadığını bir kez daha bizlere ispatlıyor.

Bir sonraki yazıya kadar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir