How do you fall in love ?

İnsan aşık olduğunu nasıl anlar? Peki 9 yaşındaki bir çocuk aşkı nasıl tanımlar?

“Rauf” dünya üzerinde unutulmuş olan Aşkın bir çocuk gözünden anlatması hikayesini anlatır. Film eleştirisinden ziyade filmin bende bıraktığı izlenimi aktarmak istiyorum.

Film 9 yaşındaki Rauf´un hikâyesini anlatıyor. Bir köyde, görünmeyen bitmez bir savaşın gölgesi altında yaşayan Rauf sevdiği kız için pembe rengi bulmak üzere bir yolculuğa çıkar. Kız, Rauf´un yanında çıraklık yaptığı marangozun 20 yaşındaki kızıdır. Rauf için pembe, hayallerindeki aşkın rengidir; umut etme cesaretinin ve hiç görmediği barışın rengidir. Pembeyi arayışı kızı gülümsetme arzusuyla başlar, fakat gri bir dünyada yaşayacağı deneyimler Rauf´a siyah ve beyazı öğretecektir.

Rauf’un “İnsan kime mektup yazar?”sorusu ile başlayan sonrasında arkadaşları ile “aşık nasıl olunur’u tartışır. Şu şekilde bir dialog geçer aralarında:

-Aşık nasıl olunur?
-Heycanlanırsın. + Heyecanlandım
-Gülersin + Güldüm
-Nefes alamazsın.Sanki biri ağzını tutmuş gibi olursun. + Nefes alamazsam ama ölürüm.
-İşte nefes almadan yaşarsan aşık olursun.

Bu dialogda bile bu zamanda yaşayıpta gerçek olduğunu düşünmediğimiz cümleler bulunmaktadır.Çocukken sevginin ve hislerimizin güzelliklerini sonuna kadar yaşarken büyüdükçe değerlerimizi kaybettiğimizi yüzümüze vurmaktadır.
Zananın istediği pembe rengi bulduğunda ona aşık olacağını düşünen Rauf her yerde bu rengi aramaktadır. Şehirde , köyde, evde yorganların içinde,çerçiden aldığı balonda bilmediği bu rengi tanımlamak için uğraşmaktadır.

Köyde bitmeyen savaşın etkilerini yer yer görsekte Zana’ın dağa çıkması ile Rauf yıkılır ama içinde ona olan sevgisi hiç bitmez. Hala pembe rengi arayan Rauf en sonunda köyde oğlunun yolunu bekleyen Hacı neneye Zana’ın dağa çıktığını söyler. Zanan’ın döneceğini düşünen Rauf o gelince ona pembe yazma alacağını söyler ama bir yandan hala pembeyi bulamadığı içinde üzgündür. Hacı neneye sorar “Sen biliyorsun?” +Hacı nene ise “Bekur yamacında açarlar. Pembedirler.”

Bir sabah ustası ile kahvaltı yapan Rauf dükkana gelen köylüden Zanan’ın öldüğü haberini öğrenir ve kendini dağlara doğru koşarken bulur. Yıkılmıştır. Hacı nenenin dediği yamaca gider ve koca bir alana yayılmış pempe çiçekleri görür. Bir at arabasının arkasına tüm çiçekleri toplar. Zanan’ın tabutu evden çıkar ve sandal ile gömüleceği yere doğru yola çıkarlar. Rauf sandalın geçeceği köprünün oraya topladığı tüm çiçekleri götürür.

Arkadaşları ile beraber sandal köprünün altından geçtiği anda tüm çiçekleri tabutun üzerine atarlar.Zanan’ın istediğini bir şekilde yerine getirmiştir artık. Pembe çiçekler. Artık ona aşık olduğunu düşünmektedir.

Aşkın pembe rengini ararken gri ile karşılaşan Rauf aslında hepimize şunu söylemektedir.

Herşey çok geç olmadan sevgiyi kaybetmemek lazım. Aşk her zaman karşılaşılacak bir duygu değildir. Aşk bir matematik değildir. Bir kimyanın reaksiyon denklemi değildir. Aşk iki insan arasındaki en kısa mesafedir. Bunu daha çok karmaşığa dönüştürmek doğru değildir.

Bir sonraki yazıya kadar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir