Patron Mutlu Son İstiyor Volum 1

Ortaokulda Eylem isminde bir Türkçe öğretmenim vardı. Kendisi edebiyat öğretmenliği mezunuydu. Bize ödev olarak sürekli bir kitap okuması verirdi. Başlarda epey gereksiz olarak düşünsem de bu işi sonrasında kitapları sevmeye ve sürekli okumayı alışkanlık haline getirdim. Okudukça öğreniyor, öğrendikçe daha çok merak ediyordum. Sanki bilgi, bir mükemmeliyet göstergesiydi ve bende buna ulaşmalıydım diye düşünüyordum. Bu okumaların ilk faydasını Lise 1. Sınıfta ilçeler arası kompozisyon yarışmasında gördüm. Yarışmada dereceye girmiştim. Sonrasında Türkçe matematik bölümü okuduğumu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz sevgili okur direk sayısala geçtim ama edebiyat ve kitaplar hayatımdan hiç çıkmadı.

9 Mayıs 2017 tarihinde Dumlupınar Üniversitesi Genç Girişimciler kulübü tarafından düzenlenen ulusal zirveye konuşmacı olarak katılma fırsatı yakaladım. Benim gibi orda gençlere örnek olacak birçok girişimci konuşmacı vardı. Hepsini sonuna kadar büyük bir zevkle dinledim. Hatta bir ara hayranlık bile duyduğumu itiraf edebilirim. Benim anlatacağım hikaye onların ki kadar eğlenceli değildi ama hayatlarındaki bu cesur hareketi hezeyana uğramaması için hayatın sayısal yüzünü elimden geldiğince aktarmaya çalıştım.
Geri dönüş yolunda epeyce düşündüm. Hayatımın hangi noktasında girişim yaptım ya da ne zaman yapacaktım? Girişim sadece iş anlamında bir aktivite yapmak değildi bence. Hayatının monotonlaşmasından uzaklaştırmak, anlam ve değer katmak içinde girişim yapılabilinirdi.
Düşünüyordum. Lisede Havva ile tübitak projelerine katılmıştık. 2000 kişilik okulda iki deli kalktık ispatlanmış bir geometri formülünü yeniden çözümlemeye çalıştık. Amerika’yı yeniden keşfetmek gibi. Sonra üniversiteyi kazanmak ilerde aynı evde kalmak ve hayallerimizi gerçekleştirmek içinde yazları günlükçüde çalışan ablaların peşine takılır gece 3 lere kadar hiç usanmadan çalışırdık. Tek tek taş mı dizmedik, konfeksiyon makasları ile iplik mi temizlemedik saatlerce ayakta kalarak ürün mü katlamadık… Bunun hepsini yapan bizdik ve bence bu kendi hayatımızın bir noktasında tutunmak adına yapılmış bir GİRİŞİM di. Dershane parası hazırdı ama bu kez de evimizden kilometrelerce uzaktaki bu eğitim yuvalarına gitmek için kar kış demeden yollara düştük. Bizim zamanımızda ulaşım bugün ki kadar kolay değildi-(Yalnız bizim zamanımızda demeye başladıysam ben olmuşum arkadaşlar)- tranvayı bırakın otobüsler bile bu kadar dakik ve hızlı değildi. Sonrasın da elbette kazandık üniversiteleri. Birbirimizin tam zıttı şehirlere giderek kendi hikayemizi yazmak için yol verdi hayat bize.

– Tabiki üniversiteden önceki halimizi paylaşamazdım:)-

Askere gitmedim ama gene de burada benzetme sanatından faydalanmak istiyorum benzemezse söyleyin bence 🙂 üniversite bir toplama kampı bir askeriye gibiydi. Her memleketten insan her karakterden farklı aile kültürleri ile donanmış askerler gibi bir araya gelmiştik. Hepimizin birbirinden öğreneceği 4 koca yıl vardı. Bir kere iletişim öğrenmek için bir GİRİŞİMcilik yaptık. Bir araya geliyor ders çalışıyor okuldan sonrası için nüfus olarak küçük ama bizim için büyük memleket olan Sivas’ta network kurmak adına küçük adımlar atıyorduk. Sınavlardan yüksek not almak için yeni yollar arıyor bunun için kendi aramızda koloni şeklide birleşip “SINAV GEÇME ŞİRKETİ” kuruyorduk. Her işletme sonsuza kadar yaşayacakmış niyeti ile kurulur diye bir cümle öğrenmiştim yüksekte. Üniversitede kurduğumuz bu şirketlerin 4 yıl içinde sürmesini beklerken yıllar geçtikçe tek tek batıyordu. Ayakta kalanlar 4 yılda mezun olurken diğerler uzatmalarda kurtarıyordu işi

Ben üniversitede yaz okulu hariç hep yurtta kaldım. Hiç uzun soluklu bir ev deneyimim olmadı. Kız yurtlarını bilir misiniz bilmiyorum ama -kriz ortamı nedir nasıl yönetilir -işte ben bu deneyimi orda öğrendim. Her gün yeni bir sorun yeni bir atraksiyon ile karşılaşmanız mümkün. Saatli bomba bile en tehlikesizi bence en azından pimi çekilince ne kadar sürede patlayacağını tahmin edebiliyorsun.

Okulun ilk günleri idi yanlış hatırlamıyorsam (yanlış hatırlıyorsam beni düzelt Eda) bizim yurdun orda karşılaştık beraber okula giderken öğrendim aynı sınıfta olduğumuzu o zamandan beri devam eder arkadaşlığımız.

-bence girişimci ruhumuzu yansıtan bir foto :)-

Bir dönemde aynı yurtta kaldık. O dönem bir çılgınlık yaptık ve ticarete atılalım dedik. Sivas’ta Atatürk caddesi ve İstasyon caddesi olarak iki tane işlek caddemiz vardı. Atatürk caddesinde toptancılar, pazar yerleri ve köyden gelen insanların ürünleri satabileceği alanlar vardı. İstasyon caddesi ise öğrencilerin takıldığı o dönem ve şartlara göre ciks mekanların barındığı bir cadde idi. Biz Atatürk caddesinde bir takıcı keşfettik. Toptanda satıyordu tek tek de ürün alabiliyorduk. Orda satılan birçok ürün daha yüksek maliyet ile başka dükkanlarda hunharca satılıyordu. Biz bir piyasa araştırması yaparak ürün ve fiyat gamı belirledik ve tedarikçimizin stoklarını ve elindeki ürün çeşitliliği ile neler yaparız ve en sonda elimizde ne kadar para var bunu hesaplayarak yola çıktık. İlk alım biraz azdı piyasayı yoklamamız gerekiyordu. Tüm sermayeyi yatıramazdık sonuçta okulda bize minumum MALİYET maksimum VERİM öğretiyordu boşunamı:)

Oda oda ürünlerimizi gösteriyor ardından diğer ürünleri görmeleri için odamıza beklediğimizi belirten sevimli yüz ifadeleri ile odamızdan çıkıyorduk. İlk gün beklediğimizden iyi tepkiler ile karşılaştık. Ardından ikinci gün elimizde hiç ürün kalmadı kazandığımız parayı yeni ürünlere yatırmaya karar verdik. Yeni ürünler için tedarikçimize ders sonrası koşa koşa gittik. Bir önceki aldığımız adetten daha fazlasını alarak yurdun yolunu tuttuk. Yeni ürünler geldi diye yemekhanede, bahçede ve tv odasında kızlara söyledik ve aldığımız bu ikinci parti ile birlikte kızlar yeni ürünlerden memnun olduklarını, koleksiyonumuzda görmek istedikleri yeni ve farklı ürünler ile ilgili geri bildirimler veriyor ve mutlu bir şekilde odadan ayrılıyorlardı. Tek tedarikçi ile bu iş yürümeyecekti belli olmuş farklı tedarikçileri araştırma fikri iyice aklımıza girmişti. Bu kez sadece takı değil satılabilinir kullanışlı ürünleri de satabilir miyiz diye düşünmeye başlamıştık. Baktık ,araştırdık birkaç dükkana gittik ama ilk tedarikçimiz kadar uygun fiyatlı ürünler bulmak kolay olmadı. Bizi tercih etmelerinin sebebi fiyattı. Piyasa ile aynı ücret verecekse neden bizden alsaydı ki? Doğru ürün bulsak bile onu alacak paramız olmadığından bu işi bitirmiştik. İlk ciddi girişimimiz hüsranla sonuçlanmıştı.

Hikaye kaldığı yerden haftaya devam edecektir…
Merakla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir