Alırım Bir Dal Mülakatınızı Part 2 “Dövüşmeyin Çocuklar”

Sabah saat 9 daki görüşmeye 8 de gelince -malumunuz Kartal’a gitmek için Avrupadan Asyaya göç etmeniz gerekiyor- kendime kahvaltı yapacak bir alan bakmaya başladım. Yasemin Cafe de sabah kahvaltısı yaparak 8.45 de ofise geldim.Epey bir süre bekledikten sonra İnsan Kaynaklarından yetkili biri beni mülakatın gerçekleşeceği bir odaya aldı. Daha sonrasında departman şefi ile birlikte görüşme başladı. Onlar soruyor ben cevaplıyorum, sorular yapacağım işten bağımsız daha önceki işimde neler yaptığımı anlamaya yönelik olmaya başlamıştı. Bir ara insan kaynakları uzmanı kalkıp departman müdürünü çağırmaya gitti. Şimdi

D İ K K A T !!!!

Dikkat diyorum çünkü mülakat bu aşamadan sonra farklı bir boyuta geçiyor.
İçeriye uzun boylu sakallı kendinden emin bir adam girdi. Önce yaptığım işi anlatmamı istedi. Daha sonra bana şımarık kız çocuğu gibi hissetmemi sağladı. Takip yeteneğimi sorguladı, bu zamana kadar yaptığım ve başardığım işleri sorguladı. Asıl bomba bana kavga edebilir misin diye sormasıydı. Bir insan neden işe alacağı kişiye kavga edebilme yeteneğini sorgular? Üstelik bu yeteneğin ne kadar kuvvetli olduğunu ısrarla bilmek ister?
Çok şirket değiştirmiş değildim, tek ve en iyilerinden birinde çalışıyordum ve orda bana işlerin kavga ile değil iyi bir iletişim yeteneği ile çözüleceğini öğretmişlerdi. Ama şimdi karşılaştığım durumda benim orayı terk etmem gerektiği yönündeydi. Ama içimde dur ve savaş diyordu karşındaki adama. Kavga etmeyeceğimi sorunları bu şekilde çözülmeyeceğini söyledim. Bu söylediğimden hoşlanmamıştı. Bu zamana kadar neyi takip ettin dedi. Sen Allocation yapıyorsun üretim planlamadan ne anlarsın dedi. Sakinlikle cevap vermek istedim ama içimden sövmek geçiyordu. Kim olabiliyordu beni bu kadar ezebiliyordu. Bilseydim zaten buraya gelmezdim başka bir firma ile görüşüyor olurdum başka bir konumda. Stres altında cevap verme yeteneğimi kullanarak sakincene cevap verdim. Yüksek lisansımdan bahsettim hergün okula gittiğimi her derse girip aynı sene içinde tezimi teslim etmekten bahsettim. Üretim planlamadan anlamadığımı ama anlamak için bu işi istediğimi şuan ki konumumdan kıdemimden hayatımdan vaz gececeğimi bilmesi için elimden geldiğince samimi olarak cevap verdim. Sonunda benim için tamamdır diyip kalktı. Umarım istediğiniz yerde olursunuz dedi.

Dumura uğramıştım. Hem aşağılanmıştım hem de yenilmiştim. Daha sonrasında şef ile birlikte oda da tek başımıza kalmıştık. Aylardır arıyoruz ama hala birini beğenip alamadık bulacakmıyız ondanda emin değilim dedi. Ayağa kalktım ve sizi tanımak güzeldi umarım istediğiniz gibi birini bulabilirsiniz dedim ve çıktım. Ardından arkadaşım beni aradı nasıl geçti mülakatın diye. Dediği şey şuydu ” Ne olursa olsun sen karışmayacaksın bırakıcaksın o karar vericek o benimle çalışmayı isteyecek o bunun için savaşıcak” telefonun ucundaki arkadaşım teleşla noldu dedi. Bir problem mi oldu hayır dedim problem yok. Eğer onun kararını etkilersen burda çalıştığım her dakika burnumdan getirecek o yüzden kimse karışsın istemiyorum dedim ve kapattım telefonu. O sinirle Havva’nın yanına gittim. Tüm olanları ayrıntısına kadar anlattım. Beraber yemek yedik ve ayranlarımızı içerken bir yandanda küfrettik böyle bir duruma. O kadar mülakata girdim ve hayatımda hiç bu kadar zorlanmamıştım. Kendimi bu denli yanlış bir şeyin içinde hissetmemiştim.

1 hafta sonra ikinci mülakat için çağırmışlardı. Açıkcası beklemiyordum.Pıtı pıtı hazırlanmış söyleyeceğim bir çift lafımı hazırlamıştım. Bu sefer ben kazanacaktım. Şirkete her zaman olduğu gibi gene erken gitmiş gene aynı yerde kahvaltı yapmıştım. Daha sonrasında olması gereken saatte mülakat yerinde hazırdım. Ben gene o güzel bayanın beni karşılamasını beklerken sağ tarafımdaki uzun camekanlı odadan bir adam bana doğru havalı bi şekilde yaklaşıyordu. Önce kim olduğunu çıkaramadım daha sonrasında fark ettim ki gene O..

Selamlaştık ve o geniş podyumu andıran koridorda yürümeye başladık. İstemsizce “gene mi sizle mülakat yapacağız?” diye soru sorma gafletine düştüm. Bana verdiği cevap ise “Gene mi diyorsun? yoo hayır sıkıntı değil tekrardan yaparız diyip kendimce ukala davranışlarımdan briini sergiledim gene. Yürürken aslında çokda iyi bir ekip olabileceğimizi hissetmiştim. Sanki eksik olan parçasıymışım gibi ben geldiğimde sistem tam anlamıyla çalışmaya başlayacaktı. Koridorun sonuna geldiğimizde TZY direktörünün odasına geçtik. Klasik selamlaşmadan ve konuşmalardan sonra konu nerden geldiyse zeytinyağı üretimine denk geldi. Muhabbet ilk mulakatıma nazaran daha güzel ilerliyordu. Yanımda oturan adam sessiz sedasız mulakatı izlerken birden bana “sana bir soru soracağım ve bana dürüst olarak cevap verebilir misin ?” diye sordu. “Neden yalan söyleyeyim ki ben drüst bir insanım buraya geldiğimden yöneticiminde haberi var hatta gir gör şartları değerlendir eğer seversen gidersin sevmezsen boş ver dedi.” diye cevap verip bozdum ve bundan büyük bir haz aldım. Beni küçük yaramaz şımarık kız çocuğu gibi gördüğünü her defasında belirtmesi canımı sıkmıştı. “Madem öyel o zaman 1 sene sonra burdan sıkılıp ayrılmayacağını nerden bileceğiz sana nasıl güveneceğiz ?” sorusu gelince hiç düşünmeden ” Öğrenme sürecim bittiği an giderim. Birşeyler öğrenmek için burdayım amacım yerine gelmediği zaman terk ederim” dedim, “O zaman yıllarca beraber çalışacağız demektir, burada öğreneceğin çok şey var” dedi. Anlaşmaya başlamış gibi görünüyorduk ama bu sadece bir filmin fragmanıydı. Sonrasında bana gene aynı soruyu sordu “Kavga edebilir misiniz?” bu kez daha bir inatla ben iş ilişkilerimde kavga etmeyi sevmem iletişim yolu ile çözmeyi tercih ediyorum dedim. Alayımsı bir gülümseme ile beni süzdü. Daha sonrasında TZY direktörü kendisi için uygun olduğunu söyledi ve kendi aralarında son konuşmayı yapacaklarını söyleyerek beni uğurladılar. Çok güzel ayrılmıştık. 1 Hafta sonra teklif geldi. Beklentimin altında bir fiyat teklifi, inanılmaz zor çalışma şartları, kıyafet kuralları olan bir şirketti. Bu kadar zorlayıcı sebepleri olması beni açıkcası ürkütüyordu. Her zaman ki gibi Arzu ya danıştım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. O da detaylıbir fayda/maliyet analizi yapmamı önerdi. Çalışmayı yaptım ve arzu ile konuştum. Hiç mantığına yatmadı. Hatta kararımı değiştirmemek için müdahale dahi etmedi ama içten içe kızıyordu bana.

Sonuç?

Merak ediyorsunuz değil mi?

Belki de hayatımda aldığım en mantıklı ama bir o kadar en mantıksız karardı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir